VAROLUŞUN SULARINA DALMAK
Ayhan SÖNMEZ
Heidegger, insanın “hiçlik”le yüzleşmek sûretiyle varoluşa dair “angst”ta, yani otantik bir varlık kipine girebilmesini yalnızca ölümün kabul edilmesine bağlıyordu. Böylelikle “hiçlik”in gelişini, bu kaygıyı, varoluşa hazır hâle getirebileceğine inanıyordu.
Heidegger’in başeseri, “magnum opus”u Varlık ve Zaman’da varoluş, kişi düşüncelerini var olanın sınırlarının ötesine genişletmeye, varlığın ötesinde yatanı düşünmeye istekli olmadığı sürece takdir etmeye değmez bir mucizedir. Kişi zihnini, onsuz varlık kavramının mânâsız olacağı, o kavranılamaz boşluğa odaklamalıdır.
Kişi “hiçlik”e müdrik oldukça, varlığımızın gerçeğinin hak ettiği ilk hayreti hissetmek için gerekli olan yoğun varoluşa dair “angst”ı davet edebilir.
Aniden burada olduğumuzun farkına varabiliriz . Ancak bu yoğun hissî durumların gücü altında varoluşumuzun önemiyle boğuşmaya hazır hale geliriz.
Martin Heidegger, Varlık ve Zaman eserinde şöyle ifade ediyor:
“Büyük bir umutsuzluk içinde… Nesnelerin tüm ağırlığı azalmaya başladığında ve nesnelerin anlamı kararmaya başladığında, soru belirir.”
Bu tecrübeden elde ettiğimiz güç, etrafımızdakilerden sorgusuz sualsiz benimsediğimiz normal denilen varlık tarzlarından bizi kurtarmak için kullanılabilir. Heidegger, düşünmeyen taklitçi aktiviteyi “gerçek olmayan”, “onların yolu” olarak adlandırır. Bu düşmüş durumda insan, tüm ihtimallere karşı körleşir ve kendisini yalnızca gerçek olanla sakinleştirir.
Buna mukabil, korkunç ölüm ve hiçlik gerçeğiyle boğuşarak, küçük sosyal beklentilerin bağlarını ve onların kaba açıklamalarını sarsacak ve bunun yerine kendimizi orijinal bir varoluş tarzına fırlatacak perspektifi ve gücü kazanırız. Varlığımıza, mevcut normların yansımalı devamından daha önemli olduğuna inandığımız bir mânâ ve niyetlilik verebildiğimiz yeni bir buuda girmek…
“Ölüm, varlık sorusunu açar… Hiçliğin türbesi ve varlığın sığınağıdır.” (Heidegger, Varlık ve Zaman)
Sosyal normların tamamen yozlaştığı bir devirde, hem kendimiz hem de başkaları için “varlık”la yüzleşmeyi zorlayan bu tecrübeleri aramalıyız. Ancak o zaman insanı modernliğin uykusundan uyandırma gücüne sahip olacağız. Ölümlü oldukları gerçeğiyle, vahşî olanla, tüm gücüyle ilâhî olanla, yüzleşmeleri gerekiyor.










