MÜZİK VE SANSÜR

Selim GÜRSELGİL

Çalıştığım yerde radyo devamlı açıktır. (Bir tek ezan okunurken kapatılır.) Türkçe şarkılar yanında İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, çok az da olsa Yunanca parçalar çıkar. Bunlardan dolayı kimse rahatsız değildir. Bir tek bir Yozgatlı arkadaş, “yahu bunlardan bir şey anlamıyoruz” demişti. Ben de, “anlayıp ne yapacaksın, sınavda mı çıkacak, Türkçelerinden anlıyorsun da ne oluyor” demiştim. Bu da yıllar önceydi.

Dün gece birisi bir Kürtçe frekans bulmuş. Ben de radyoyu karıştırırken denk geldim, hava da hoş olunca açtım, dinliyorum. Hemen öksürmeler, tıksırmalar, beni uyarmaya çalışmalar başladı. Bir şey demelerini bekledim ama demediler. Deselerdi şöyle diyecektim: “İnsanlar Kürtçe bir şarkı dinleyebilmek, uluorta konuşabilmek için ne acılar çekti. Lazca, Çerkezce, Arnavutça, Zazaca bir şarkı söyleyebilmek için 100 yıl başkası olma taklidi yaptı. Bu diller İngilizce’den, Fransızca’dan ve bilumum sömürgeci dillerden daha fazla saygıyı hak ediyor. Ne mutlu kendi olabilene! Ne mutlu kendi dilini konuşabilene!”

Tabiî zevkle dinlemek varken bir sinir harbi içinde dinlemek müziği bozuyor. Gerçi diyeceksiniz, günümüz müzikleri artık ruha değil, sinirlere hitap ediyor. (Bir akademisyenden duydum bu sözü ve çok iyi bir tespit.) Eskiden Batı müziği, insanları zevklerinden, ruhlarından yakalıyordu. Zamanla bu özelliğini kaybetti ve sinirlere hitap eden “cinnî muzik” halini aldı. Geçen gün burada bol gürültülü bir parçayı espri amaçlı paylaşmıştım ve sorulmuştu: Bunlara ilgi duyuyor musun? Hayır, o tür şeylere ilgi duymuyorum. Ama yurtta ve dünyadaki müzik hareketlerini takip etmeye çalışıyorum. Ruhun ahvalinden en iyi o haber veriyor. Futbol romanında devirlerin incelenmesinde bundan bir hayli yararlandım ve müzikten epey bahsettim. Bir gün takatim elverirse müzik üzerine de yazacağım.

Müzik lügatte eziyet ve işkencedir. Bizzat işkence amacıyla işkencehanelerde çalınan müzik bir yana, pek çok müzik türü ruha bizzat işkencedir. Cinnî müzik zamanımızda çok yaygındır. Ruha hitap eden ve onun gıdası olan müzik ise pek azdır. Onun Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce olmasından önce bu temel özelliği gelir.

Elbet İslâm inkılâbının da müziği olacaktır. İslâm bu müzik yararına diğer pek çoğunu da yok edecektir. Pavyon kültürü diye dillerine doladıkları kültürsüzlüğün zerresine geçit vermeyecektir. Müzikle insanların insanlıktan çıkarılmak istenmesine göz açtırmayacak, bunu umumî kültür politikasının en tavizsiz cüzü sayacaktır.

Bu şart yerine geldikten sonra ise insanlar istedikleri dilde şarkı söyleyebilir ve dinleyebilir. Değil mi ki, her dilde “Allah bir” demek mümkündür.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin