MEMLÜKLER – 2
Selim GÜRSELGİL
İnsan ve kitap düşmanı, insanları ve kütüphaneleri yok etmekle övünen, Budacı, Hristiyanların kurtarıcısı, bugünkü Türkçülerin idolü Moğol keferesi Hülagü’ye karşı, Kıpçak yiğidi, tertemiz Müslüman, Haçlı keferesini Mısır’dan ve Moğol kâfirini Suriye’den atan adam Baybars’ın hikâyesine devam ediyoruz.
Yalnız fazla uzun tutmayacağız, zira uzun olunca okunmuyor. Mümkün olduğu kadar kısa ve öz;
SEYFEDDİN KUTUZ
Tarihin belki en garib sultanı budur. Adama “savaş var, gel başımıza geç” diyorlar, geçiyor, tarihin en büyük zaferlerinden birini kazanıyor, sonra da daha zafer kutlamalarının yapıldığı alana giremeden öldürüyorlar. Her şey bir sene içinde olup bitiyor.
Memlüklerin getirdiği yenilik, Emevîlerin başlattığı ve ondan sonra sünnî ve şiî devletlerin sürdürdüğü “hanedan – verâset” sistemini reddetmeleri olmuştur. “Saltanat babadan oğula geçecek diye bir kural yok kardeşim” diyorlar; “İslam’da şûrâ vardır, eğer babanın oğlu herkesten daha lâyıksa başa geçebilir, değilse en lâyık olan şûrâ tarafından seçilir.” Böyle diyorlar ve ölen sultandan sonra onun oğlunu, sadece geçici olarak, karışıklık çıkmasın diye başa geçiriyorlar; ardından ilk fırsatta onu hâl edip yerine kendi aralarından seçtikleri birini asaleten getiriyorlar.
Nitekim, Memlüklerin ilk sultanı sayılan İzzeddin Aybek öldürüldükten sonra yerine oğlu Ali‘yi tahta geçiriyorlar. Fakat Moğol tehlikesi kapıda belirince, onu hal edip, yerine kumandanlar arasından en güçlüsü olan Kutuz‘u getiriyorlar. Kutuz, Harezmşahlar soyundandır, Kıpçak’tır, Mısır’a köle olarak gelmiştir. Daha sonra azad olarak yükselmiş, Aybek öldükten sonra Mısır’ın gölge sultanı, daha sonra da sultanı olmuştur.
Adı insana ünlü Rus kahramanı Kutuzof‘u hatırlatıyor. Kutuzof, bilindiği gibi Tolstoy’un Harb ve Sulh’ü çevresinde döndürdüğü, Napolyon‘u Moskova’da bozguna uğratan ve sonunu getiren kimsedir. Kutuz da Hülagü için aynı şeydir. Kutuz‘un Moğol yayılmasının son noktasını ve gerileme başlangıcını temsil etmesi gibi, kendisinden 550 sene sonra Kutuzof da Fransızlara aynı şeyi yapacaktır. Bu isimlendirmelerden anlaşılacağı gibi, ünlü Rus kahramanı Kutuzof da esasen uzak atalarında Kıpçak / Tatar kökenlidir. Nasıl ki, “Bir Rus’u kazısanız altından Tatar çıkar” sözü meşhurdur. Kolay değil; herifler bin yıllık Tatar yurdunu (Deşt-i Kıpçak’ı) Rusya yaptılar ve Tatarların da çoğunu Ruslaştırdılar. Tevekkeli değil, günümüzde Rusya deyince aklımıza Rubin Kazan geliyor!
Her neyse; hikâyenin gerisine Ayn Calut Savaşı başlığı altında devam ederiz. Oraya da yazacak bir şeyler kalsın.
Tabiî halk arasında yılgınlık ve korku büyüktü. Moğollar, girdikleri şehirlerde Müslümanları çoluk, çocuk demeden öldürüyor, kadınlara etmedik kötülük bırakmıyor, adetâ taş üstünde taş komuyorlardı. Hristiyan ve Yahudilere ilişmiyorlardı. Kösedağ’dan sonra, Erzincan’dan Kayseri’ye kadar olan havalide 500 bin Müslüman Türk’ü kestiler. Böyle bir şey, ne Haçlı Seferleri sırasında, ne Bizans’la savaşlarda görülmüş şey değildi. Bu vahşet ikliminde ayağa kalkmak o kadar kolay değildi.
İşte Seyfeddin Kutuz, Rükneddin Baybars ve arkadaşları -bu kölelikten gelme Kıpçaklar- bu makus talihi geri döndüren adamlar oldular!
6 Aralık 2013
AYN CALUT SAVAŞI
Moğollar Bağdad’ı, Haleb’i, Şam’ı, Anadolu’yu ezip geçmiş, önlerinde İslâm âleminin son direniş noktası Kahire kalmıştı. Kahire’de ise durum karışıktı. Henüz kuruluşunu tamamlamamış rüşeym halinde bir devlet vardı. Bu devlet, halkının ve müslümanların çoğunun gözünde gayrımeşrû ve gasıbtı; çünkü birtakım Türkî köleler, Eyyûbî devletini zorla ele geçirmişlerdi ve şiî Fatımîlerle sünnî Eyyûbilere aynı yumuşak başlılıkla itaat etmiş olan Arab ahali, bu devleti kabul etmiyordu.
Seyfeddin Kutuz, Moğol ordularının karşısına çıkmaya karar verdiğinde az çok bu durumdaydı. Eyyûbî – Memlük çatışması bütün şiddetiyle devam ederken, bir de Memlüklerin en güçlü kolu olan Bahrî Memlükleri kendisine isyan etmiş ve ülkeyi terkederek Eyyûbîlere sığınmışlardı. Eyyûbîler Moğollara itaat etmiş, Memlüklere karşı Moğolların safında savaşacaklardı. Gürcüler ve Ermeniler, birlikleriyle Moğol bayrağı altında toplanmışlardı. Henüz ne yapacağı belli olmayan Haçlılar, hâlâ Akka’da, yani iki adım ötesindeydi; Trablus ve Antakya’yı da eklersek, neler olabileceği kestirilemezdi. Moğolların öncü birlikleri ise Gazze’yi ele geçirmiş ve Kutuz‘un burnunun dibine karargâh kurmuşlardı.
Kutuz, işte, kendisinden başka hiç kimsenin cesaret edemediği bu keşmekeş içinde Moğollara karşı cihad kararı aldı. Ve Allah’ın kendisine ilk yardımı: Bahrî Memlükleri, yani başında Baybars‘ın, Kalavun‘un, Sungur‘un bulunduğu bu ünlü süvariler, sığındıkları Eyyûbîlere uymadılar ve Moğollara karşı cihad kararı alarak, Kutuz‘dan eman istediler; zirâ kendileri de Moğollar tarafından evinden yurdundan koparılıp köle pazarına sürülmüş, yakınları öldürülmüş olduğu için, Moğol safına girmeyi kendilerine yediremediler. Kutuz da onların bu isteğini kabul etti ve daha önce Haçlılara karşı destanlar yazmış, VII. Haçlı Seferini bozguna uğratmış bu ünlü akıncı grubu -belki de savaşın seyrini değiştirmek üzere- Mısır’a döndüler.
İkinci olarak, Allah’ın bir diğer yardımı, Büyük Moğol İmparatoru Mengü‘nün ânî ölümü ve İran kolu başkanı Hülagü‘nün, ordunun yarısını peşine takarak, saltanat mücadelesi için Karakurum’a koşturması oldu. Tarihçilere göre, bu ânî ölüm olmayıp, Hülagü ordusunun başında Mısır’a saldırabilseydi, Memlüklerin ona karşı koyması imkânsız hale gelecekti. Fakat Kutuz‘un daha ilk ândan itibaren hareketlerine bakılırsa, gözünü zafer duygusu çoktan bürümüş, “bu tür küçük hesablar”a aldırdığı yoktu. Moğolların kendisiyle girdiği sinir harbinden zerrece etkilenmiyordu. Moğolların kendisine alay olarak gönderdiği dört elçiyi, elçiye zeval olmaz molmaz demeden, ortadan ikiye böldürdü, ettiler sekiz elçi ve onların da kafalarını burçlara astırdı. Elçiler kendisine küstah bir şekilde “Teslim ol ve Mısır’ı terket” demişlerdi. Elçilerin âkıbetini duyunca, Moğol ordusu kumandanı Kitboğa, öfkeden deliye döndü. (Bunlar yola putperest çıkmışlar, yolda Hristiyan olmuşlardır. Daha sonra bir çoğu İslâma girecektir!)
Memlükler, Moğollar üzerine gazâ niyetiyle yola çıktıktan bir müddet sonra, Filistin topraklarına geldiklerinde, Memlük kumandanlarının bir çoğunun korktukları ve ileri geri lâflar ettikleri görüldü. Kutuz, bu durumu haber alınca tüm emirleri başına topladı. Onlara etkileyici bir nutuk irad etti:
-“Ey müslüman emirleri! Yıllardır beytülmalin ekmeğini yiyorsunuz ve şimdi de savaşmak istemiyorsunuz. İşte ben gidiyorum, benimle gelen gelsin. Gelmeyen de karısının yanına dönsün. Şübhesiz Allah her şeyi görmektedir. Müslümanların vebâli, savaştan geri kalanların boynunadır!” (Makrızî, es-Süluk, 1. cild, sh. 429)
Kimse dönmedi. Baybars, öncü birliklerin başında Gazze’deki Moğol emiri Baydara‘nın üstüne gitti ve onu perişan etti. Suriye’deki halk arasında büyük bir sevinç oldu. Kitboğa bu sırada Baalbek’teydi ve Gazze’nin yardımına yetişememişti. Memlük birliği ilerleyerek Akka çevresindeki Haçlı topraklarına geldi. Kutuz, Haçlılardan Moğollarla savaşmak üzere geçiş izni istedi. Müslümanlara bu sırada Allah bir kez daha yardım etti: Haçlıların basireti bağlandı ve 150 senedir bulamadıkları müslüman ordusunu yok etme fırsatını, parmaklarının ucuna kadar gelmişken, yüzgeri ettiler. Belki de Moğolların kendileri için bu kutsal görevi kolayca yapacaklarını düşündüler ve önlerinden geçip giden İslâm ordusuna “yürüyen ölüler” diye baktılar. Gerçekten de Haçlılar bu sırada saldıracak olsaydı, iki ateş arasında kalan müslümanlardan geriye ne kalacağı muammaydı. Sadece Memlük ordusu değil, tüm İslâm âlemi hristiyanların ve dinsizlerin ayakları altında kalabilir, 20. yy, 7 asır öncesinden gelebilirdi.
Kutuz, sahili takib ederek, vaktiyle Hazret-i Davud‘un Goliat‘ı mağlub ettiği Ayn Calut denilen yere geldi. Askerlerinin büyük kısmını ormanlık bölgeye saklayarak, benzeri ancak Hindistan ormanlarında görülebilecek bir taktik izledi. Baybars el Bundukdârî‘nin ordusunu önden yolladı. Baybars rolünü müthiş oynadı; büyük bir güçle Kitboğa‘ya cebheden toslayarak sonra “pusu”ya doğru ricate başladı. Kitboğa, canı müthiş yananlara mahsus bir öfkeyle Baybars‘ı takibe koyulduğu ânda, pusuda yatan Kutuz‘un kuvvetleri her taraftan hücum ettiler ve Moğol ordusuna Cengiz‘den bu yana tatmadığı büyük bir bozgunu tattırdılar. Askerleri korku içinde sağa sola kaçışırken, Kitboğa, hıristiyanların efendisine sığınarak ümidsiz bir hücuma kalktı ve aynı ânda cesedi atından aşağıya süzülüverdi. Zaten de yapacağı başka bir şey yoktu: Yenilgiden sağ çıkacak olsa, Hülagü kendisini saçından tavana asardı. (Nitekim yenilgiden Ermeniler ve Gürcüleri suçlayarak onları hacamat edecek.)
Böylece uzun zamandır bölünmüş bulunan Mısır ve Suriye yeniden bir tek ülke oldu. Moğol safında müslümanlara karşı savaşan Eyyûbî hanedanından bazıları yüzünden Eyyûbîler halk arasında nefret edilen kimseler oldular. “Köle” diye aşağılanan Memlükler ise, İslâm âleminin resmî merkez ülkesi (Hilafet merkezi) haline geldi.
Kutuz “Nil’den Fırat’a kadar” bütün toprakların yeni sahibiydi. Büyük muzaffer olarak ülkesine dönüyordu. Her tarafta sevgi gösterileriyle karşılanıyordu. Asıl büyük gösterilerse, bir gelin gibi süslenmiş onu karşılamaya hazırlanan Kahire’de olacaktı. Bu atmosfer içinde, Bahrî Memüklerinin kumandanı Baybars‘ı -herhalde- hafife aldı; savaştan önce ona vadettiği Haleb Emirliğini zaferden sonra vermedi. Baybars ve arkadaşları, eski başkanları Aktay‘ın katlinden dolayı zaten Kutuz‘u ortadan kaldırmaya ahdetmiş olduklarını hatırladılar. Kutuz‘un Mısır’a dönünce kendilerine ne yapacağını da kestiremediler. Bunun üzerine, dönüş yolunda bir oyun tertiblediler: Baybars, sultana yaklaştı ve Ayn Calut’ta ele geçirilen alımlı Moğol kadınlarından birini cariye olarak kendine istedi. Kutuz, “al senin olsun” diye lûtfetti. Baybars‘a elini uzattı, o da öpmek üzere yaklaştı. Derken bir ânda kolundan tutup aşağı çekti ve derhal kılıçlarını sıyıran arkadaşları Kutuz‘un işini bitirdiler.
Es-Salihiye denilen yerde saltanat otağı toplandı. Bahriye Memlükleri oybirliğiyle Baybars‘ı yeni sultan seçtiler. Atabeğ Fahreddin, Kutuz‘un ölümünü o sırada haber almış, soluk soluğa otağa gelmişti. Sordu: Onu hanginiz öldürdünüz? Baybars, “ben öldürdüm ne olacak” dedi. Atabey de “hiç, biyat edecektim” diyerek ona biyat etti. Birlikte Kahire’ye girdiler. Halk, Kutuz‘u görmek için birbirini çiğnerken, Baybars, “El Melik El Muzaffer Kutuz‘a rahmet okuyunuz, El Melik Ez-Zahir Baybars‘a dua ediniz!” diye duyuru yaptırdı. Savaştan önce kolayca Memlük tahtına geçen Kutuz, zaferden sonra aynı kolaylıkla öldürülmüştü. Törenle toprağa verildi ve İslâm tarihinin en önemli kahramanlarından biri olan Baybars böylece tahtın yeni sahibi oldu. (1260)
6 Aralık 2013










