NEREDEN TUTSAN ELİNDE KALIYOR

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Seçim sathı mailine girildi, Erdoğan dün Hatay’da propaganda yapıyordu.

Kendilerini övdü, rakiplerini yerdi.

Deprem bölgesinde yaşayan biri olarak Erdoğan’ın söylediklerini dinlemek fıkra gibi geldi:

“Milletimizin refahı, esenliği ve geleceği için ter döken bir ittifakız. Hiçbir insanımızı aç, açıkta bırakmama düsturuyla gecemizi gündüzümüze katacağız.”

“Gerçek belediyecilik anlayışımızın özünde afetlere dayanıklı, dirençli, sağlam yerleşim yerleri inşa etmek vardır.”

“Maddi ve manevi desteklerle aileyi korumak vardır.”

Bir yerde de şu ibareyi kullandı: ‘bad-el harab-ül Basra’…

Ne demek?

Basra harap olduktan sonra, ne işe yarar senin vaatlerin, hatta yapacakların…

Depremde can kayıplarının esas sebebi, yanlış yerlere yapılan binalar oldu. Yani deprem yıkmadı, deprem öldürmedi; bölgenin ekseriyetine hakim olan AKP’li belediyelerin tarlaları imara açması ve ruhsatlandırması sebep oldu ölümlere.

Hatay’ın mevcut CHP’li belediye başkanı delikanlı çıktı, suçunu itiraf etti. “Ama” dedi, “ben suçluyum da, AKP’li belediyeler suçsuz mu?” diyerek bu haltı hep beraber yediklerini, suçun toplu ve organize işlendiğine vurgu yaptı. Meselenin a veya b partisi değil, sistem meselesi olduğunu, o sistemi de AKP-CHP beraber işlettiklerini ortaya koydu. Yani, “ben ceza alacaksam, onlar da almalı!”… Nitekim mahkeme edilen müteahhitler, kolonları kesmek gibi istisna suç işleyenler hariç, “biz bu binaları kanunlara, yönetmeliklere, imara uygun yaptık ki ruhsat aldık. Suç varsa sadece biz değil, esas bu ruhsatları verenler suçlu!” demekteler…

Evet, bade harabül basra, Erdoğan kimseyi açıkta bırakmama, afetlere dayanıklı şehir inşa etme edebiyatı yapıyor. Ama ölenler öldü ve geri getiremeyecekler. Depremden önce de aynı edebiyatı yapıyorlardı…

Bir de şu aile meselesi…

Malûm, AKP iktidarında aile tarumar oldu. Evlenmeler azaldı, çocuk sayısı azaldı, boşanmalarda patlama yaşanıyor… Aileyi koruyorlarken böyle ise…

İmânsız İslâmcılık rejimim neresinden tutsan elinde kalıyor ama hâlâ gerçeklerin hilafına konuşup propagandaya devam ediyorlar.

Şehirler gitti, hayatlar bitti, ocaklar söndü, aileler dağıldı…

“Bize oy verin!”

“Niye?”

“O daha kötü!”

Biz kötünün iyisini değil, bizzat “iyi, doğru ve güzel”e, “yaşanmaya değer hayat”a talibiz! Ve bunu nasıl yapacağını da bileniz!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin