MEMLÜKLER – 3
Son kez: Baybars Moğol-Haçlı ittifakını paramparça ediyor. Selçuklu ile ittifak kurup Anadolu’nun güneyini işgalden kurtarıyor: “Baybars geliyor! denildiğinde, Moğol ordusu tüm ağırlıklarını savaş meydanında bırakıp da kaçıyordu.”
BAYBARS
Aslı Kıpçak’tır. Birkaç yüzyıl sonra doğmuş olsaydı, muhtemelen ona Kıpçak değil, Kırım Tatarı diyecektik. Zirâ Kıpçaklar, Moğollarla ve başka Tatar gruplarıyla karışıp Tatarlaştılar. Bir Türk kavmi idiler. Efsanelerinde adlarını Oğuz Han‘ın verdiği yer alır. Diğer Türk ve Tatar gruplarına benzemez şekilde umumiyetle sarışındılar. Hattâ bu o kadar belirgin bir özellikleriydi ki, bir çok dilde “Kıpçak” kelimesi “sarışın” kelimesiyle eş anlamlıdır. Misal, Bizanslılar onlara “Kumanoi – sarışınlar” demiştir.
Bir zamanlar Peçeneklerle birlikte Karadeniz’in kuzeyindeki steplerin en dinamik halkıydı Kıpçaklar. Bugünkü Ukrayna ve kısmen Rusya topraklarına, tıpkı eskiden Anadolu’ya Rum denilmesi gibi, Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) denilirdi. Sonradan dağıldılar ve kayboldular. Bir kısmı, dediğimiz gibi, Tatarlaştı. Bir kısmı Macaristan’a yerleşti ve orada küçük bir Kuman grubu olarak yaşıyorlar. Bir kısmı Balkanlar’a indiler, Anadolu’ya geçtiler, hristiyan oldular; muhtemelen Rumlaşmış ve Bulgarlaşmışlardır. Bir kısmı anayurtlarında Ermenilerle karışarak Hristiyan oldu, Ermeni alfabesini benimseyerek yerleşik hayata geçti. Bir kısmı Harezm yöresinde Harezmşahlar devletini kurdu, bir kısmı Hindistan’a girdi, vesaire…
Son Kıpçak topluluklarındandır Baybars. Kırım’da Moğollar tarafından esir alınıp köle pazarında satılmıştır. Eyyûbiler, Moğolların pazarlarda sattığı bu Türk soylu köleleri topluyor ve azad edip memlük olarak istihdam ediyorlardı. Baybars, Mısır’a getirildiğinde çok genç bir yaşında olmalı. Eyyûbîler, Nil nehri üzerindeki bir adada bu memlükleri yetiştirdikleri için, onlara Bahrî Memlükleri (Deniz memlükleri) adı verilecektir. Daha sonra Eyyûbîleri yıkıp Memlükler devletini kuranlar da bunlar olacaktır. Türk asıllı oldukları için onlara memalik-i Türkiyye de denilir. 1250’den 1382’ye kadar Memlük devletini onlar yönetmişlerdir. Daha sonra, 1517’ye kadar da Burcî Memlükleri veya memalik-i Çerakize (Çerkez Memlükler) devlete hâkim olacaktır.
Rükneddin Baybars, Bahrî memlüklerindendi. Onlar arasında kısa zamanda şecaatiyle öne çıktı. Haçlılara karşı savaşlarda önemli roller oynadı. VII. Haçlı Seferini bozgundan zafere döndüren kahramanlardan biri oldu. Moğolları ilk defa hezimete uğratan kolun başındaydı (Ayn Calut Savaşı). İktidara geldikten sonra da Moğollara bozgun üstüne bozgun tattırdı. Hülagü‘nün ölümü üzerine yerine geçen Abaka, Bizans imparatorunun kızıyla evlenmiş, hristiyandı. Baybars‘ın karşısına bizzat çıkmaya hiç cesaret edemedi. Barış istediğinde Baybars, “Moğollar işgâl ettikleri İslâm ülkelerinden gitmeden barış olmaz” diye net cevab verdi. Abaka Haçlılarla anlaşıp, kendisi ve Haçlılar aynı ânda saldırıya geçtiklerinde, Baybars her ikisini de defalarca mağlub etti. “Baybars geliyor!” denildiğinde, Moğol ordusu tüm ağırlıklarını savaş meydanında bırakıp da kaçıyordu. Buna rağmen Abaka, ona elçiler göndermeye, aşağılamaya, “Sen ki Sivas’ta alınıp satılmış bir kölesin, ben ise dünyanın efendisiyim!” türünden atarlar yapmaya devam ediyordu.
Haçlılar bir çok koldan saldırıyorlardı. Filistin – Lübnan sahilinde bir miktar Haçlı vardı ve Moğolları kurtarıcı olarak gören Papa sürekli bunları takviye etmeye çalışıyordu. Antakya halen ellerindeydi. Antakya’nın kuzeyi, Çukurova, Küçük Ermenistan denilen bölgeydi ki, Moğollarla işbirliğini en ileri boyutlara vardıranlar bunlardı. Kezâ Kıbrıs’tan saldırılar yöneltiliyordu. Baybars bunların her biri üzerine ordu sevketti. Filistin bölgesindeki bir çok küçük kaleyi Haçlılardan temizledi. Kuzeye girerek Ermenileri bir çok defa mağlub etti. Dahası, Antakya Haçlı Prinkepsliğine son verdi. Urfa ve Kudüs’ten sonra Antakya’nın da düşmesi, Batı dünyasında büyük bir yeise sebebiyet verdi. Avrupa’dan bir daha hiçbir zaman eskisi gibi yoğun Haçlı dalgaları gelemedi. Baybars, Moğollara yardım eden Nusayrîleri de cezalandırdı.
Bundan sonra Memlük kuvvetleri daha kuzeye, Anadolu’ya yöneldi. Anadolu Moğol işgâli altındaydı. Baybars, Maraş’a yürüyerek Selçuklu topraklarına girdi. Elbistan yakınlarında büyük bir Moğol – Selçuklu müttefik ordusunu mağlub etti. Harbten sonra harb meydanını gezen Moğollar, hayretle, harb meydanında bir tek Selçuklu cesedinin bile bulunmadığını, onbinlerce Moğol askerinin cansız yattığını görünce öfkeden deliye döndüler. Selçukluların ihanetine uğradıklarını ve iki ateş arasında kaldıklarını anladılar. Abaka, Anadolu’ya cezalandırma seferine çıktı ve Doğu Anadolu’dan Kayseri’ye kadar, çoluk çocuk demeden 500 bin Türk’ü katletti, bir tek hristiyanın bile burnunun kanamasına izin vermedi.
Baybars, Mısır’dan Irak’a kadar büyük bir ülke kurmuş olarak 1277’de öldüğünde 54 yaşındaydı. Baybars, tıpkı Tuğrul Bey gibi, “İslâm sultanı” ünvanını aldı ve yeryüzündeki bütün müslümanların sultanı oldu. İşte İslâm ülkesine köle olarak gelen birinin birkaç yıl içinde ulaştığı mertebe!..
9 Aralık 2013
Devamı ve tamamı, ne zaman yayınlanacağı belli olmayan “İslam Devleti Tarihi” kitabında.
Meraklısına, kısaltılmış bir Hülagü portresi;
HÜLÂGÜ HAN
Hülagü, Cengiz’in torunu, Kubilay ve Möngke‘nin kardeşi, İlhanlılar devletinin kurucusudur. Tarihte eşine ender rastlanan bir zalim, nemrud ve firavun ayarında büyük sadistlerden biridir. Burada benden önce yazılanları okudum onun hakkında. İkide birde, ezberletilmiş gibi, şöyle tekrar eden tipler var: Yaptığı müslüman katliâmları çok süper olmuş, Türklüğümüzü ona borçluyuz, olmasaydı olmazdık, Arab olurduk!..
Ya bunlara kim öğretiyor bunları, cidden anlamıyorum. Gerçeğe dokunur bir tarafı mı var? Tam aksine, herif, Önasyadaki bütün Türk hakimiyetini ve Türk kültürünü yok etmiş. Maveraünnehir’de ve Anadolu’da yüzbinlerce (evet yanlış duymadınız) Türk’ü, o, babaları ve oğlu feci işkencelerle katletmiş. Kıpçak denilen cihangir millet başta olmak üzere, Karluk, Yağma, Çiğil, hemen hemen bütün eski Türk boylarını yok etmiş. Bunlar hâlâ Türklüğümüzü ona borçluyuz bilmem ne diyor!
Nasıl bir geri zekâlısınız siz ya? Tamam, İslâm düşmanı olması hoşunuza gidiyor, o anlaşılıyor da, hangi Türklüğe ne ara hizmet etmiş onu bir anlatsanız da öğrensek. Şunu kafanıza iyice sokun: Eğer Osmanlılar olmasaydı, bugün İran’da ve Turan’da olduğu gibi Anadolu’da da Türk kalmayabilirdi. Diğerleri gibi başka milletlerle karışır ve yok olurlardı. Çok övündüğünüz Türklüğünüzü de Osmanlılara borçlusunuz!
…..
Hülagü o güne kadar görülmüş en büyük Moğol ordusuyla, yolda onuruna verilen eğlenceler, şölenler, Moğolistan’dan Türkistan’a tam 2 yılda gelebildi. Semerkant’ta durup, “tüm civar sultanlara sesleniyorum, bana itaat edin!” dedi. Kirman, Fars, Herat, Irak, Azerbaycan, Arran (Karabağ) ve Şirvan beyleri derhal itaat arzettiler. İki tane de olumsuz cevab vardı: Biri Alamut’tan, diğeri Bağdad’tan…
Hülagü, hemen Alamut üzerine yürüdü. Batınîler, bütün ordulara karşı olduğu gibi onlara karşı da büyük bir direnç gösterdiler. Ve, belki de tarihin ilk bombası patladı. Bu kimin fikriydi, nasıl hazırlandı, benim bilgilerim içinde yok: Eskiden biz Türkler “neft” derdik petrole; bugün Azerîler halen neft derler. Bu neftin savaşlarda kullanımını, ben Salahaddin Eyyûbî dönemini ayrıntılı okuduğum için, oradan, Haçlılara karşı kullanılışından biliyorum. Aradan geçmiş 70 – 80 sene ama, yine de tarihte daha önce hiçbir patlamanın, Alamut’un patlaması ve havaya uçurulması kadar büyük bir hadise olmadığı söylenir. Alamut’un altı tünellerle, tüneller neft denilen, bir tür petrol hammaddesiyle doldurulmuştur. Ve ateşle birlikte, görülmemiş bir infilak!
Bunun ardından, 1258 başında Bağdad üzerine yürüdü Hülagü. Her yönünden şehri kuşattı. Abbasî devletini diriltme hayalindeki Halife Mustasım, yardımsız ve zayıf bir güçle direnmeye çalıştı. Şehir ancak 50 gün dayanabildi. Moğol kuvvetleri her yerden şehre girdiler. Ve öyle büyük bir katliâm başladı ki, tarihçiler anlatmakta zorlanmıştır. Hülagü‘nün Haçlı kralına yazdığı mektuba göre, tam 200 bin müslüman katledilmiştir. Yakılıp yıkılan kütübhaneler, camiler, evler, çarşılar… Halife ve akrabaları atlara çiğnetilerek öldürülür. Yüzyılların birikimi, eski kültürlerden kalma binlerce yıllık eserler, bütün bir medeniyet yok olur gider.
Hülagü Budisttir. Çevresi Hristiyan doludur. İslâmiyetin büyük düşmanıydı ve tüm Müslümanları yok etmeye kararlıydı. Fakat Moğolların kuzey kolu Altun Ordu hanı Berke müslüman olunca, neye uğradığını bilemedi. Ölmeden önce, hem Berke‘nin kumandanı Nogay‘dan, hem de “köle” addettiği Baybars‘tan iki büyük sille yiyince, dağıldı. Zirâ onun inancına göre, o ve ordusu Taytanik gibiydi, onları Allah bile alt edemezdi. 1265’te 48 yaşında öldüğünde inancı sarsılmış, tam bir psikolojik altüst oluş yaşıyordu.
14 Aralık 2013










