İSLÂM İNKILÂBI
Selim Gürselgil
Gazze’de soykırım devam ediyor elimizden bir şey gelmiyor. (veya kendimizi böyle kandırıyoruz) Ramazan Hoca cinayeti örtbas edildi, kimsenin gıkı çıkmıyor. Bu durumda gençler de soruyor ki Selefi-Sofi kavgasına nasıl bakıyorsunuz? Buna cevap vermeli miyim bilmiyorum. Cevap verirken maksadını aşan yerlere gider mi laf? Gitmesin dileyelim.
Gönüldaşların genelinden aldığım intiba odur ki, biz bu kavganın içinde değiliz ve olmak da istemiyoruz. Şahsi fikrimi söylersem, ben bu kavgayı yararlı buluyorum ve sonuna kadar sürdürülmesinden yanayım. İslâmî kesimin böyle bir kavgaya ihtiyacı var. Diyeceksiniz, her zaman fikirlerin çarpışmasından hakikat doğmaz, bazen toz duman doğar. Evet ama toz duman deyip hafife almayın. Kainat tozdan dumandan çıktı. Toz duman hareket alâmetidir. Miskinlikten, ataletten toz duman doğmaz.
Montesquieu, nice büyük dış hamlelerin hep iç savaşlardan sonra meydana geldiğine dikkat çeker. Topla tüfekle iç savaştan söz etmiyorum, fikrî iç savaş. Bu gereklidir. Buna ihtiyaç vardır.
İbda Hareketi, bilindiği gibi, şeriat-tasavvuf bütünlüğüne inanır ve bu inancını da yolunu belirleyen Tarikat-ı Aliyye büyüklerinden ve bilhassa İmam-ı Rabbani Hazretlerinden alır. Buna göre, şeriatsız tasavvuf dinsizlik, tasavvufsuz şeriat da basiretsizliktir.
Şeriat ise, geniş anlamıyla, yeryüzüne İslâm’ı hakim kılma mücadelesidir, İslâm inkılâbıdır. İbda Hareketi İslâm inkılâbına inanmayan, ona engel olmayan çalışan, tek kelimeyle şeriata inanmayan İslâmcılığı bir sapma olarak görür. İsterse o İslâmcı gece gündüz tesbih çeksin ve ibadetlerini aksatmasın. Değil mi ki o, nihayetinde bir şeriat gayesi taşımıyor, küfür rejimlerinde mutlu mesut Allah’a ibadet edilebileceğine inanıyor ve hatta İslâm inkılâbına engelci olmak hakkını kendinde görüyor. Bu kimsenin yolu batıldır.
Bu kimse bir vakitler, İslâm’ın dar gününde, Müslüman kanaat önderlerinin halkın imânını korumak üzere giriştiği faaliyetleri de kendine örnek alamaz. Çünkü bu faaliyetler, halkı küfürden korumak içindir; onu küfre destekçi kılmak için değil. Sözkonusu kanaat önderlerinin bundan muradının İslâm inkılâbı için güç toplamak olduğu bellidir; küfür rejimlerinde dünya gailelerine dalıp şeriatı unutmak değil. Dolayısiyle İslâm inkılabı gayesi olmayan İslâmcı, en başta kendi büyüğüne ihanet içindedir, onun yolunu saptırmaktadır, buna en güzel örnek de Bediuzzaman Hz’nin yoluna ihanet ederken kendini onunla delillendirmeye çalışan Feto’dur.
Demek ki her müslümanın doğal istikameti İslâm inkılâbıdır, şeriatı hakim kılmaktır ve bu istikametten ister ibadetiyle, ister ticaretiyle sapmış olsun, neticede o kimse sapmıştır ve yolu batıldır.










