RUSYA VE BATI

Ayhan SÖNMEZ

Kırım Savaşı, Rusya için, gözünü Kıbrıs ve Mısır’a çeviren İngiltere ile ilişkilerinde sonun başlangıcı oldu. Böylece, o zamandan bu yana sıcak denizlere inmek isteyen Rusya, Prusyalı mantığıyla hiç alâkası olmayan, mesihçi bir versiyonla, Rus tarzı bir “reelpolitik”le irtibatlı yeni bir Batı karşıtı nefret oluşturdu. Bu daha sonra Çarlık Rusya’sının korumacılığı, Komünizmin metafizik seviyede ve daha az diyalektik materyalizm şeklinde benimsenmesinin başlangıcıydı. Komünizm, Rusya’daki mesihçiliğin bir üst kademesiydi; taraftar buldu çünkü anti-kapitalist sosyalist bir retorik aracılığıyla Rus ruhunun Batı karşıtı doğası yenilendi; kapitalizme şeytanî bir şeymiş gibi davranıldı ve Marx’ın eleştirisiyle değil, daha ziyade ekonomik ilişkileri dinî olarak yorumlayan metafizik tipte bir devrimci ruh haliyle… Parayı ve ondan mütevellid tüm ekonomik tezahürleri, hem sosyalist hem de kapitalist, günahkâr ve şeytanî olarak değerlendirdiler. Dolayısıyla bu karmaşık psikoloji, Kırım Savaşı’ndan sonra nihilist bir felsefeye, bu da 1917’deki Bolşevik devriminin Çar devletini yok etmesine yol açtı. Bu yıkım yoluyla, Rusya’nın yönetimiyle ilgili yeni meseleler gündeme getiren ancak kendi içinde sıkışıp kalan bir etnogenez ortaya çıktı: Doğu fiksasyonu… Çar’dan komünist monarşiye ve Komünist Parti’nin demir yönetimine geçti ama bu da aynı dinî zihniyetle çalışan Çarlık yönetimi modelinin bir nevi tekrarıydı.

Ortodoks Slav olan ortalama Rus köylüsü, kapitalizmden ve modernleştirici her şeyden nefret ediyordu. Çünkü onu Batı ile özdeşleştiriyordu ve bu nedenle Rus Komünizmi, Marksist teoriden daha fazla mistik Slav ve kendine özgü Sosyalizm unsurlarına sahipti. Kırsal Ruslar hâlâ entelijansiyadan ve onun propagandasından nefret ediyor. Yine de Lenin’in Batı’dan aldığı Marksist kavramı özümsediği için Batılıdır, ancak Batı’ya tehdittir, Batı fikirlerinden doğan, Batı’ya karşı bir isyandır. Rusya esas olarak endüstriyel emeğin ve kapitalist vurgunculuğun ekonomik biçimlerini ve aynı zamanda otoriter devleti korumak istiyordu. Tek fark, Çarlık iktidarının özel kapitalist girişimle oligarşiye ve oldukça dogmatik biçimde komünizm olarak adlandırılan devlet tipi bir kapitalizme itaat etmesiydi. Bütün bu gerçeklik, bir anlamda Batı’nın Rusya’ya karşı kazandığı “zafere” ve Büyük Petro’nun Batılılaşma politikasının yol açtığı kendi kendini yok etmesine işaret ediyor. Bolşevizm, bugüne kadar Rusya’ya öncülük eden ve Dugin tarafından ifade edilen, modern Rusya’nın kültürel algısı etrafında çifte anlamı birleştiren “Avrasya” doktrinini şekillendirdi. Mesela, Rusların ona verdiği isimle Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda, Stalin, Ortodoksluğu tamamen siyasi nedenlerle kullandı; böylece, aslında “Sosyalizmi” benimsemiş olan, ancak kendi kültürel kökenlerine sahip olan Rusların metafizik ve dini reflekslerini uyandırdı.

Mesela Putin, Rusya’da Bolşeviklerin ortodoksluk reçetesine harfiyen uyuyor, bu da onu, kültürel iki kutupluluğu nedeniyle, kendini korumanın siyasî bileşeni olarak inanca sahip olan çok ırklı bir imparatorluğun ana temeli haline getiriyor. Günümüz Rusya’sının Avrasyacılığı, onun ima ettiği anlamda dünya sahnesine dönüşüdür ve mesele kesinlikle demokrasi, çarlık veya komünizm meselesi değil, Batı’yı anlayamayan daha derin ve “ebedi” bir Rusya meselesidir. Özetle, Rusya’nın ne olduğunu anlayarak, Türkiye’nin gelecekteki yolunu deşifre etmeliyiz, ve bugünün Putin Rusya’sını…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin