İÇİMİZDEKİ DÜŞMANLAR: SATILMIŞLIK
Oğuz BEKDEŞ
İran’ın, batılı adamla karşı karşıya geldiğinde neredeyse herkesin onu gözden çıkardığı bir hengamede, bugün İran’ ın bu noktaya gelmesi kesinlikle bir mucize. Bu, batılı adamı tamamen ortadan kaldırmak üzere ilerlemeye devam etmek için yeterli bir sebep. Tuhaf değil mi? İran tüm olumsuzluklara meydan okuyup batılı adamın yok oluşunu gerçekleştirmeye başladığında, birdenbire çok sayıda arabulucu piyasaya çıktı: Pakistan, Çin, Türkiye, hatta İran’ın eski başkan yardımcısı ve dışişleri bakanı Cevad Zarif. Tuhaf çünkü Gazze, Suriye, Lübnan veya Venezuela (ve daha öncesinde Afganistan, Irak, Libya ve Somali) aynı batılı adam tarafından “taş devrine geri döndürülmek için bombalandığında”, kimse “arabuluculuk” yapmaya ve batılı adamı durdurmaya kalkışmadı.
27 Mart’ta, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Pakistan Dışişleri Bakanı, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü. Wang Yi bu münasebetle, savaşın sona ermesi için “nesnel ve adil bir yaklaşımın” şart olduğunu vurgulayarak, Çin’in İslâmî (!) Dörtlü’ye desteğini vaat etti. Batılı adamın İran’a karşı saldırganlığının temel nedenlerini ortaya koymaktan başka bir “nesnel pozisyon” ne anlama gelir? Yoksa Wang Yi’nin İngiliz hayranı tarafı bu nedenleri görmezden mi gelmek istiyor? Körfez parasıyla satın alınmadığı sürece hangi saikle bu sebepleri görmezden gelsin ki? Bu saiklerin belirlenmesi ve çözüme kavuşturulması adalete hizmet eder. Bu, Rusya’nın Ukrayna savaşına son vermek için kök nedenlere yönelik araştırmasına benzer şekilde ele alınmalıdır. Ateşkeslerin amacı “nesnellik” değildir ve bu konuyu ele almazlar; bu nedenle barışa yol açamazlar. “Düşmanlıkların” sona ermesi en iyi ihtimalle bir ateşkestir, ancak saldırgana neden bu nefes alma alanı tanınmalıdır? Düşmanlıkların ve saldırganlığın kaynağı İran’ın komşuluğunda kalmaya devam ederse, ateşkes bir yana, barış nasıl sağlanabilir? Savaşın sona ermesi için ve halkına karşı bir görev olarak İran, kapısının önünde konuşlanmış ve kendisini tehdit eden 17 yabancı askerî üssün kaldırılmasını talep etmeye tamamen hakkı vardır. Çin de aynı durumda olsaydı, tıpkı Rusya’nın şimdi Ukrayna’dan talep ettiği gibi, aynı şeyi talep ederdi. “Adil bir yaklaşım”, barışçıl bir çözümün ön şartıdır ve bu doğrudur. Ama adaletten yoksun bırakıldığında adalet nedir ki? İran’ın bir adım geri atması için Arapların da bir adım geri atmasını önermek bile, bir tarafın kolunu koparıp diğer tarafa vermek gibidir. Bu durumda, İslâmcı Dörtlü (ve Çin) her biri kendi kollarını kesip her iki tarafa da birer kol teklif etsin. Bu da adil olurdu. Eğer kimse bu fedakârlığın “adil” olmasını istemiyorsa, o zaman Dörtlü İttifak (ve Çin) defolup gitsin ve kendi bonsai saksılarıyla ilgilensin.
31 Mart’ta Pakistan dışişleri bakanı , Wang Yi’yi İslâmcı Dörtlü’nün geri kalanıyla yaptığı görüşmeler hakkında bilgilendirmek üzere Pekin’i ziyaret etti. Bu görüşmede Wang Yi’ye, Dörtlü’nün geri kalanının Pakistan’ın (yani Çin’in) pozisyonuna nasıl baktığı da aktarıldı. Aynı derecede önemli olan, İran’ın bu ön görüşmeleri nasıl değerlendirdiğiydi; çünkü İran görüşmelerin içeriğine onay vermezse, İslâm Dörtlüsü masayı toplayıp evlerine gitmek zorunda kalacaktı. İran’ın cevabı hızla geldi. Bu cevap, dörtlünün (ve Çin’in) önerilerine mutlaka onay vermek anlamına gelmiyor. Daha ziyade, nezaket, bir incelik göstergesi olarak adlandırılıyor. Bu nedenle İran, Pakistan’a belirsiz bir süre boyunca Hürmüz Boğazı’ndan toplam 20 tanker ve kargo gemisine serbest geçiş izni verdi; kibirli batılı adam, yani Donald Trump, bunu İran’ın teslimiyetinin bir işareti olarak yorumladı. Yanlış yorumdu…
40-50 yıldır Çin, batılı adamın açgözlülük ve savaş eğilimini törpülemek için yollar aradı. Peki yol(lar) bulabildi mi? Hayır. İşte savaş Asya’ nın kapısına dayandı.
Çin’in düşünce ve stratejisinin tashihe ihtiyacı var, ama aynı zamanda nihayetinde bunun bir cevabının olduğunu ve isabetliliğini İran ispat etti. Doğru cevap: Batılı Hegemon’u öldürmek için, önce köpeklerini vurup öldürmek.










