ANJİYO (*)
Yavuz USTA
“Anjiyo, anjiyografi ya da arteriografi özellikle atardamar, toplardamar ve kalbin içini görüntüleyen medikal görüntüleme tekniği. Genellikle radyo-opak bir ajanin damar yoluna verilip X-ray ışınları ile fluroskopi metoduyla görüntü oluşturmasına dayanır.” (Vikipedi)
“Sen dön o rabbına hem râdıye olarak hem merdıyye de” Fecr 28
O senden razı-hoşnut sen de ondan razı-hoşnut dön rabbına…
Her gidişin veya dönüşün vesileleri, vasıtaları, bir de ihtimaller denilen görüleri vardır… Daha önceleri ağrılı halde hızlıca ambulansta iki sefer tecrübe ettiğim anjiyo yolculuğuna bu sefer, ağrısız ağır, sakin şekilde kendi aracımla yarın nasip olursa çıkacağım…
Yıllar evvel rüyalar tabiri denilen sembol dilini incelerken, “rüyadaki sese tabir olunmaz, ne deniyorsa anlamı da odur” hükmünü okumuştum; şayet bir kaç gün sonra yine buralarda kimilerinizin bam teline kimilerinizin kalblerine dokunuşlar yapabileceğim yazılar yazıyor olursam hüküm doğru olabilir, çünkü yıllar öncesi sembol diliyle söylenen söze göre Rabbime dönüş vesilem bu şekilde olmamalıydı… Şayet artık derin ve ebedî bir sukûta çekilmişsem, o hüküm pekte gerçekci değilmiş, rüyalarım ilk defa bana süpriz yapmış demektir ki rüyalardaki sözlere de kanmayın derim…
“İnanç, peşin teslimiyet ister” hükmüne amenna dedikten sonra derim ki, inancının ilâhı, rabbı, Allah’ı senden razı olmuşsa, bu senin hoşnut olunan kulluk bilincinin sonucudur, lâkin senin Allah’tan hoşnut olmandan murad nedir?.. Tabii bu durum her bireyin inancına göre görecelidir, ihtimaller dairesine dair idrâk, şuur, kalp, akıl, aydınlanma bilincimizin yükselmesi dediğimiz miraç hikmetine de işaretler diyebilirim; yani miracımız tamamlanamaz ise bilmediğimiz Allah’tan nasıl hoşnut-razı olmuş olabileceğiz? Veya Allah’ın zâtında bulunamayacağı sıfatları zanlarımızda var etmişsek yine ondan nasıl razı-hoşnut olmuş olabiliriz?..
Şimdi bu dünyada kadının, kaymakamın, hünkârın karşısına çıkarken nasıl kendimize çeki düzen verip, hatta ona kolay yoldan ulaşabilmek için hatırlı kişileri aracı kılıp, huzurunda, menfatimize ulaşabilme gereği iki büklüm dururak riya-saygı figürleriyle onun egosunu pohpohlayıp, hilemizi yapıp menfaatimizi devşiriyoruz ya, ve bu manzarayı, “Allah’ın huzuruna çıkarken de yapmamız gereken kulluk bilinci” diye alim ulema sıfatlarınızla yıllarca bizlere üflediniz ya… O işler öyle degil be hacı! Yani benim nazarımda öyle değil, siz ve üfledikleriniz öyle olduğuna inanabilirler lâkin! Şah damarından sana daha yakın olduğunu söyleyen Allah, senin o riyakâr kulluk rollerine inanmaz. “Allah samimiyeti sever, “velev ki onu samimiyetle suçla”… O, sebeplerle sonuçları vesile kılıp sana cevap da verir, seni aydınlatır, utandırır; utanma duygusu erdemli insanın meziyetlerindendir.
Onun için diyorum ki, sayısız tarif ve tasvirler ile anlamlandırılan dinler ve tanrılar içinden İslâm dini ve vahy edicisi “Allah”, şerlerin içinden seçilebilen “Ehveni Şer cüzlerinden bir cüz” olamaz, O’na ve dinine kim böyle bir zan-vehim isnat etmeye kalkar ise, ilmi, ismi, statüsü ne olursa olsun inanç dünyamda kabul göremez…
Bu hükmüm çapımca benim miracım, O’na dair rızam, hoşnutluğum olsun; çünkü O, tüm zıtları yaratıcı sıfatıyla yapar, bizlere ise tercih hakkı olarak gösterir… Lâkin şer dediği şeyleri tercihten zatı münezzehtir.
İbda neydi? Yeni icad ve inkılâp ki akıl ve ruhun aydınlanma çağındaki miraç hamlesi bu yükselişi yapamadan, diğer medeniyetlerle olan yarışta, Rabbin muradına yakînlik cevherini halk olarak fert fert kendinden zuhurunu gerçekleştiremeden, fetih suresinin tecellisinden uzak kalınır kanatindeyim..
Neyse; ebediyete intikalim emredilmişse gıyabımda haklarınızı helâl zanlarınızı güzel etmenizi dilerim, yok nefesim bitmemişse sizlere bir müddet daha üflemeye devam edeceğim demektir…
8 Şubat 2024
(*) Gönüldaşımız anjiyosunu olmuş ve sağlıkla aramızda yaşamaya devam etmektedir. Allah hayırlı ömürler versin.










