KUMANDAN’IN ARDINDAN
Selim GÜRSELGİL
Salih Mirzabeyoğlu gideli 6 sene oldu. Nereye gitti? Kime sorsanız bunu size şüphesiz söyler: En yükseğe… Peki geride ne bıraktı? Eserleri… Baştanbaşa kurtuluş reçetesi hâlinde İslâmî dünya görüşü, Büyük Doğu-İbda…
“Bir de İbdacıları bıraktı” diyemiyor insan, çünkü O her ne kadar gitmeden hemen önce kaleme aldığı bir eserinde “çocuklarımın günü geliyor” diyorsa da, “O’nun çocukları” olmaya mahsus keyfiyet/kalite işaretleri henüz görünmüyor. O halde tam bir güven hissi içinde söyleyebileceğimiz sadece şu: Salih Mirzabeyoğlu, yükseklikler âlemine gitti ve geride eserlerini bıraktı!
Demek ki ne varsa bu eserlerde var. Salih Mirzabeyoğlu kimse, O’nun hüviyeti, ne ise, O’nun mahiyeti bu eserlerde. Salih Mirzabeyoğlu İslam inkılâbı için silâh, adam, para vs değil, işte bu eserleri bıraktı diyebiliriz. Ve ne varsa bu eserlerde var.
Bu aynı zamanda şu demektir: Bizim karşımızdakileri alt edemeyişimizin temel sebebi, güç eksikliği değil, anlayış eksikliğidir. Evet, o gücü kendimizde hissetmiyoruz ama o güç bize verilmiş, bir yerlerden o gücü sağlamış olsak bile, gereken anlayış bizde yoksa, hareketlerimiz Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerindeki keyfiyetin icapları değilse, o güç bizi hiçbir yere götürmez.
Ak Parti’nin gücü mü yoktu, neden hiçbir yere gidemedi? Çünkü gereken anlayıştan yoksundu, ne yapacağını, o gücü nasıl kullanacağını bilemedi ve o güç onu dövmeye başladı. Kumandan’ın “rastgele başlayıp nasıl bitireceğini bilememek” dediği hâl… Ak Partililerin tamamı için aslında tam bir rastgelelik değildi; önlerine bir yol haritası koymuşlardı; ama yolun bir yerinde yol haritasının onları yanlış yere götürdüğünü farkettiler ve bu sefer büsbütün pusulasız kaldılar. Şimdi öyle, Baudelaire’in “sarhoş gemi”si gibi rastgele savruluyorlar.
İslâmî hareket başörtüsü mücadelesi verirken aynı zamanda parlak bir istikbâli temsil ediyordu. Velev ki karşısındakilere güç yetiremesin… Onun her hareketi, yeni bir ahlâkı, yeni bir estetiği, yeni bir hayat tarzını, yeni bir aydınlanmayı tarif ediyordu. Mevcut medeniyetin bunalıma sürüklediği veya hayatını kararttığı sıradan insanlar dünyasında bir inkılâbı vaad ediyordu.
Şu geldiğimiz noktaya bak: Başörtüsü mücadelesi, kokuşmuş liberalizmin vicdan özgürlüğü kapsamında çalındı, içi boşaltıldı, anlamsızlaştırıldı. O elden gidince sanki bu bir sembol değilmiş, bütün mücadelenin kendisiymiş gibi ortada mücadele falan kalmadı. Daha kötüsü, İslâmî kesimin bu mücadeleye aslında kendisinin de pek inanmadığı, inançlı kızların okumasını ve meslek edinmesini kendisinin de istemediği, evinde canı sıkıldıkça pataklayacağı cahil kadın tipini arzuladığı ortaya çıktı. Bir ânda nereden nereye geldik?
Biz bununla baş edemeyiz arkadaşlar. Orada bir vaiz çıkacak, “başımıza gelen belâların sebebi kadınlarımızı yeterince dövmeyişimiz” diyecek, karşısına da bir şortlu kadın çıkacak, “Atatürk olmasaydı biz de böyle olurduk” diyecek ve bu dediğiyle de biz haksız, şortu kadın haklı olacak… Bizim bu durumda söyleyecek sözümüz kalmaz arkadaşlar. Oturduğumuz yerden Atatürk’e sövüp bir de ceza yeriz, bütün kârımız o olur.
Bu Müslümanlık değil, hainliktir; davayı sırtından hançerlemektir. Davaya musallat olan bu vaiz tipini ortadan kaldırmadan, İslâm inkılâbından falan söz edemeyiz. Eskiden olsa “Kumandan’ın çocukları” derhal gider, böyle tiplerin sesini keserdi. Davayı baltalamak ve yolundan saptırmak isteyen hiç kimseye göz açtırmamışlardır. Bunlara göz açtırırsan karşı tarafla neyin mücadelesini yapacaksın? Şimdi artık o eski İbdacı tipi de ortada yok. Birbirine poz keserek kendini ispatlamaya çalışan tiplerle dolu ortalık.
Evet, elimizde kalan tek şey, Kumandan’ın eserleri. Yeni bir yol haritasını, yeni bir inkılâp heyecanını bulabileceğimiz tek yer. Muhafazakâr sarhoşları, eşek vaizleri ve dini bir uzmanlık / ruhbanlık konusu yapmak isteyen teologları tek tahrip aleti.
Kimse de demiyor ki, Sarhoş Gemi Baudelaire’in şiiri değil. Kimin? O da bilinmiyor.
Neyse adam gâvur zaten. Üstelik sarhoş falan demiş, İslâm’da içki yasak, gemiye sarhoş deyince insanları içkiye özendiriyor.
Durum bu. 20 yıl içinde 200 yıllık tenzilât!










