NECİP FAZIL’IN MÂNÂSINA KIYMA GÜNÜ

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Bugün Üstad Necip Fazıl’ın vefatının 41. yarın da doğumunun 120. yıldönümü…

İşte bu ortamda, her sene olduğu gibi, Necip Fazıl’ı anlamayanlar, hatta gizliden onun mânâsına düşman olup da bunu açıkça ortaya vuramayanlar, onu bol keseden övme yarışına girdiler.

Üstad Necip Fazıl, bu tür övgüler hakkında, “alkol kokulu cenaze çelenklerinden daha adi pohpohlamalar” tabirini kullanırdı; düşünün ne kadar iğrenirdi ki…

Asıl mesleği doktorluk olan ve bu konuda insanlığı kurtarıcı buluşlara, keşiflere, yeniliklere imza atan ve bunu dünyaya anlatmaya çalışan biri, çok güzel şiir yazıyor, söz söylüyor, edebiyat yapıyor vs diye övülür ve takdir edilirse ama doktorluğu ve buluşları anlaşılmazsa!..

Necip Fazıl kendi sağlığındayken de anlaşılmamaktan şikâyet etti; tâki Salih Mirzabeyoğlu’na kadar. Necip Fazıl’ın doktorluğunu, yani ideologluğunu gösteren ve anlatan, Necip Fazıl’ın kuruduğu ideolojinin boyutuna ve önemine ve de zaruretine dikkat çeken ilk defa Salih Mirzabeyoğlu olmuştur.

Öncelikle bunu bir anlayalım ve kabul edelim ki Necip Fazıl bir ideologtur.

Ne demek istediğimizi anlatabilmek adına bir misal verecek olursak, Karl Marks nasıl ki maddeci, materyalist dünya görüşünü sistematize etmiş, ideolojik bir bütün hâline getirmişse, Necip Fazıl da İslâmcı dünya görüşünü sistem çapında ideolojik bütünlüğe kavuşturan kişidir. Marks’a kadar materyalist bir dünya görüşü yok değildi ama Marks bunu sistematize etti; Marks’ın önemi de buradan gelir… Necip Fazıl da, İslâmcı dünya görüşünü sistem bütünü hâlinde ortaya koyan adamdır. Dolayısıyla şairliği, yazarlığı vs de bu esasın yanında ekstra bir güzellik yahut mütemmim cüz olarak ele alınabilir. Marks’ın ideologluğuna şair olmayışı tesir etmezken, Necip Fazıl’ın şairliği veya diğer başka hasletleri ideologluğunu perdelemiştir. Daha doğrusu, anlayışsızlar, onu, anlayamadıkları yada işlerine gelmediği için ideologluğu ile değil de anladıklarını zannettikleri şairliği veya diğer hasletleriyle anmaktadırlar.

Bu açıdan Necip Fazıl ve Nazım Hikmet kıyası da bir yerde abes ve eksiktir. Nazım, bağlısı olduğu dünya görüşünün ideoloğu Marks’la kıyaslanabilir mi? Peki zıt bir dünya görüşünün ideoloğu ile nasıl kıyaslansın ki? Bu kıyas, Necip Fazıl’ı anlamayanların Necip Fazıl’ı bir şairden ibaretmiş gibi göstermelerinden kaynaklanan bir sakaletten başka bir şey değildir. Kıyaslama yapılacaksa Nazım’la Necip Fazıl arasında değil, Marks’la Necip Fazıl arasında yapılmalıdır: Hangisi insan ve toplum meselelerinin hallinde daha tezatsız bütün bir sistem ortaya koymayı başarmıştır?

Necip Fazıl’ı anıyorlarmış…

Necip Fazıl’ı doğru anlamadıktan sonra, anmak, Necip Fazıl’ın mânâsına kıymak, O’nun mânâsını perdelemekten başka bir şey değil ki…

Necip Fazıl, İslâmcı dünya görüşünün “nasıl” buudunu ortaya koyan adam. Salih Mirzabeyoğlu ise, Necip Fazıl’ı ispatlayan, Necip Fazıl’ın hükümlerinin “niçin”ini gösteren. Necip Fazıl, İslâmcı dünya görüşünü genişliğine götserip, projesini çizmişken, Salih Mirzabeyoğlu ise bunun niçin öyle olması gerektiğini ortaya koymuş, tabiri caizse bu projenin yapı unsurları arası bağları göstermiş, statik hesaplamasını yapmıştır.

Bu saikle bize artık ne yeni bir Necip Fazıl ne de yeni bir Salih Mirzabeyoğlu değil, onların yaptığını doğru anlayıp pratize edecek ustabaşları gerekmektedir. Şantiye şefleri, sıvacılar, boyacılar, teknisyenler gerekmektedir.

Bakmayın bu kadar basit anlattığıma, bunlar dünya çapında işlerdir. O kadar ki, bu güne kada Büyük Doğu’cu diye piyasada iş tutan ve büyük zannedilenlerin çapı, bu işin istediği yanında çapsızlık olarak kalır.

Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu; onlar vazifelerini yaparak perde arkasına geçtiler. Şimdi sıra onların yetştirdiği gençlikte… Onların yetiştirdiği gençlik, artık olgunluk yaşında ve gençliğin tavanında olarak geriden gelen, yeni yetişen gençliğe ağabeylik yapacak yaş ve olgunluğa erişmiş durumda.

Ve önümüzde bize emanet edilmiş bir İslâm ihtilâl ve inkılâbı davası var.

Bu sadece bizim, yani Türk milleti ve İslâm dünyası için değil, bütün bir insanlık için kurtuluş reçetesi demek olacak bir dava. Bütün dünyaya, insanca yaşamak ve yaşatmanın ne demek olduğunu gösterme davası…

Haydi bismillâh!…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin