METAFİZİK MÜLKİYET

Burhan Halit KOŞAN

İngiltere başta olmak topyekûn Batı ülkelerinin menfaat ve çıkarlarını gözeten müesses nizâm, gözünü ipten ayırmayan cellat gibi, aziz milletimizin uhdesindeki bütün mukaddes değerlerimizi ilgâ ve örfümüze ait erdemlerimizi imha etmek için çok kirli bir savaş yürütüp yürütmediğinin takdirini size bırakıyorum. Ben, şahsen müesses nizâmın, müşahhasları bulanıklaştırmak, mücerretleri kirletmek ve konu başlıklarının da inkâr edilmesi hususunda durmaksızın çalıştığına inanıyorum. Bu çok nazik ve hassas konu başlıklarımızdan biri de mülkiyet meselesidir. Mülkiyet nedir?

Mülkiyet, sadece şahsa mal olmuş maddî varlıklar anlamına gelmez. Aynı zamanda Allah Resûlü’nün bütün buyrukları ile atamız Oğuz Kağan’dan genetik veraset yoluyla intikâl eden değerler ve erdemleri de mülkiyetimiz olarak düşünmeliyiz. Hani demem o ki, müşahhas mukaddesat ile mücerret cevherleri ayırmaksızın, mülkiyetin kuşaktan kuşağa geçen miras olduğunu söylemeye mecburum. Azametli tarihimiz, bize kim olduğumuzu öğretir.

Zor zamanlarda güçlü, sıkıntılı dönemlerde cesaretli ve cephede metanetli olduğumuz gibi metafizik mülkiyetimizi ilgâ etmek isteyen totaliter rejimin illegâl faaliyetleri karşısında da susmayacağız. Demokrasi çöplüğündeki liberalizm, komünizm, faşizm, polis cumhuriyeti ve Siyonizm’in artıklarından beslenen çürük aydınlara aykırı olsa da biz, yalan söyleyen hatiplerdense hakikati işaretleyen dilsizlerin şahitliğini kabul edeceğiz.

Batılı ağababaları gibi Cumhuriyet cehennemi de sırf müdahale edemiyor diye metafizik mülkiyet içinde inanmamız gereken “kader” başta olmak üzere, mucize, keramet, ruh, talih, baht, nasip, tılsım, efsun, rızık, himmet, dua, kut ve şefaat gibi nazik meselelerin her birine ya itibar suikastı düzenliyor ya darağacına çekiyor. Hâlbuki fizik ve metafizik miras ile bizim bitişikliğimiz, yeşili yapraktan ayıramadığımız gibi, ruhu tenden koparamadığımız gibi, mânâyı maddeden sıyıramadığımız gibi bir ve yekpâredir. Çay çek kirve, çay çek!

Batı dünyası tarafından inşâ edilen ve menfaatlerine geldiğinde de imhası için çalıştıkları bu çağ, geneli itibari ile yapay ve sentetiktir. Bununla birlikte bazılarına göre paradoks olsa da ben, bu çağı kökten tekzip etmiyor, bilakis, doğal olmayan kısmını, çirkin tarafını, çirkef yönünü tenkit ediyorum. İster geçmiş ister içinde yaşadığımız çağı, bütünüyle tekzip ve her şeyini tenkit etmek beyhudedir. İster eski, ister yaşadığımız bu çağa bütünüyle karşı çıkan, kendi hayatına dair helâl zevklere de tam mahrumiyet dayatır ki, bu hal hayatın olağan akışına aykırı, yoktan var edene isyandır.

Gâh bilimsel tez, gâh risale, gâh kültür ve sanat palavralarıyla ister metafizik mülkiyetimize ait mukaddeslerimizi, ister beşerî geleneğimizden gelen ananelerimize aşağılayarak bakan gözler, hakaretle tavsif eden sözler ve çiğ ifadelerde bulunanlar, aslında açıkça kimliğimizi reddedenlerdir. Bu azgın gürûha karşı mukavemet göstermek mecburiyetindeyiz ki, insan olarak kalabilelim ve cennete girebilenlerden olalım.

Metafiziğin mülkiyetindeki her bir mevhumu idrak edemesek de insandaki mutlak hissiyatı gibi mutlak ve bir o kadar da katidir. Mutlak hissi gibi metafizik mevhumlarını reddetmek de en büyük inkâr ve insanın kalbinde süflî boşluklara yol açacak bir irindir. Ve bu durum, ele avuca sığmayan fantezilerde kaybolmayı ve bu plâstik çevrenin tesiriyle insan olmaktan çıkmakla ve köleleşmekle neticelenir. Hani demem o ki, metafizik mülkiyet haklarının telif haklarına sahip çıkmayan insan açgözlü olur ve insan ne kadar açgözlü ise o kadar günâh işler. Metafizik mülkiyetin telif haklarına sahip çıkanla çıkmayan arasındaki ayırım cidden çok mu zor?

Elbette ki, zor değil; yeter ki kadim miras haklarımıza sahip çıkalım ve metafiziğin mülkiyeti içindekilere sırdaş olalım ve devralalım. Yukarıya bakarken, içimize de bakalım. Metafizik mülkiyetin telif haklarına sahip çıkan insan yanlış yapmaz, hata yapmaz, cevapsız sualleri de kalmaz. Bu hususta yeter ki doğru yöne ve doğru kişiye bakalım yeter. Doğru kişi kimdir sualinin cevabını bulmamız için sade ve anlaşılır bir suali öneriyorum: Bu çağda bu kadar kir ve pasın içinde mukaddes değerleri ve erdemleri bu kir ve pastan temizlemek için kim kâinatı şuur eleğinden geçirdi ve bu yolda hayatını kim riske attı?

Aslında hayatta olmasa da doğru kişi olarak çok yakın bir tanıdığımız var. Mukaddes değerler ve erdemler için hayatını kendine zindan eden, hayatını fedâ etmeyi göze alan bu tanıdığımızın adının Salih, soyadının MİRZABEYOĞLU olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum. İnsan, hicran ile malûldür ya, gün gelir sevdiklerimiz terk-i dünya eder, gün gelir şartlar rüyalarımızı sakatlar ve emellerimizi akamete uğratır. Allah Resûlü’nün vekilharcı, Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU’na hangi aşağılık kölelerin suikast düzenlediği kadar neden şehit edildiğini anlamamız da önemli değil mi?

Evet, Kumandanımız’ın şehit edilmesindeki asıl sebeplerden birisinin de kendi ifadesi ile, “ata mirasına sahip çıkınız” şiarına mutabık olarak metafizik mülkiyete ait mevhumları savunması ve sahip çıkma hassasiyetinin de bir sebep olduğu kanaatindeyim.

Biliyorum, metafizik mülkiyet gibi boyumu aşan bir hususta harflerim cılız, kelimelerim kifayetsiz ve cümlelerim fiyakalı değil. Buna rağmen samimiyet ve alın teri ile yazıldığını söyleyebilirim.

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin