İRADENİN İHTİŞAMI
Burhan Halit KOŞAN
Müesses nizâm, hür insanı mı inşa etti, yoksa düşünemeyen köle ve savunmasız insanı mı?
İnsanları, ulaşımıyla felç eden, gıdalarıyla zehirleyen, mikrofon ve kalemleriyle susturan, yiyecek ve içecekle hasta eden müesses nizâmın, İngiltere’nin fahişesi ve İsrail’in metresi olduğu malûmunuzdur. Bununla birlikte gerçekleri kavrayabilen her bir akıl sahibi bilir ki, bu fani dünya ne cennetten bir köşe ne de yemyeşil bir ovada otağ değil, hapishanedir ve hayat dediğimiz süreç, sırat köprüsünün ta kendisidir. Hapishaneden kurtulabilmemiz için fikir hürriyetimizi ve sırat köprüsünde yürüyebilmemiz için rüyalarımızı, yani düşlediğimiz ütopyayı, yani kalbimizde açan güzelliklerin tasavvurunu eşyaya nakşetmeliyiz.
Totaliter Cumhuriyetin şanslı azınlığa tanıdığı “cinayet, hırsızlık, muhalif olanlara işkence etmek, iftira, iğfal ve tecavüz, nakdi destek vb.” fiillerin maktûlü ve mazlumu olmamak için hem açıkgöz, hem fettan tüccar olmamız gerekiyor. Şanslı azınlık içindeki insanlar istediği insanı öldürebilir ve uçakla kaçmalarından sonra enayilerin uyanmaması için arama kararı çıkarılması gibi. Hani demem o ki, aldığımızı ve sattığımızı dikkatle seçmeliyiz. Bize, hiçbir şey karşılığı, birçok şeyi vaat edenleri ihtiyat ile süzmemiz şart.
Aynı zamanda alıcının malını görmeden fizikî ve metafizik mülkiyetimizde bulunan malımızı, yani heybemizdeki incileri de hınzırlara kaptırmamamız gerekiyor. Bu mesele, zayıf veya kuvvetli, zengin veya yoksul olmakla alâkalı bir mesele değil, pes etmemekle, iradeli olmakla ve alacaklı olmakla alâkalı bir durumdur. Evliya imânın, alim kuşkunun temsilcisidir!
Takdir edersiniz ki, ister fertler arasında, ister ülkeler arasındaki ihtilafın sebebi para değil, kudret ve güç meselesidir. Doğrunun daha doğrusu ise kudret bahşeden fikir meselesidir.
İhtilaf sırasında alacaklı olan aynı zamanda hükmeden de olur. İster devletler bazında, ister fertler noktasında alacaklı olan, borçlu olanın efendisi olur. Haşmetli zamanlarımızdaki kudretimizin devam ettiği zannına kapılan safdillerin dillendirdiği görüşler de Roma İmparatorluğunun çöküş dönemine ait çeşitli görüşleri pazarlayan totaliter Cumhuriyetin beslendiği görüşler de ya çürük ya kadavradır. İnanmayan, Roma İmparatorluğunun çöküş döneminde ortaya çıkan safsataların serencamında izleyebilir.
Israrla belirttiğim bu hususa halen daha itiraz eden kerata, bir ile yüz rakamı arasında kaç tane dokuz var?
Müesses nizâmın, hür insanı inşa etmediğini, bütün zihinlere ket vurduğunu, savunmasız bıraktığını ve ahalimizin sığınağı olan dinimizi ve dilimizi itibarsızlaştırarak eciş, bücüş ve aynı zamanda insan görünümlü ucubelerini inşa etti. Bu ucubeler: “Benim bilmediğim şey, bilinir şey olamaz” safsatasıyla, her alandaki hakikati ve bilgiyi aydınlanmamış zihinlerine hapsettiler. Türkistan ve Hindistan tarafımızı hatırlatan kelime ve kavramlarımızı kahpece katlettiler. Geçim kavramını bile alt üst ederek, yozlaştırarak, yaşam standardı denilen ve tanımlanamayan bir ifadeye dönüştürdüler. Hâlbuki işin doğrusu bu: Kemiyet dolu hayatı, keyfiyet sıçramalarından tamamen ayrı düşünmek ya gaflet ya hainliktir. Hain gürûhun hinlikleri ve alçaklıkları karşısında kıymetli okuyucuyu, imânlıların ihtişamlı ihtilâl girişimini başlatan Üstad’ın, aşağıdaki buyruğunu dinlemeye davet ediyorum:
“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak…”
Yeryüzünün her bir metrekaresinde büyük gaddarlıklar da oldu, tali kazalar da; ama hiçbir yerinde aziz Türk milletinin uğradığı soykırımın bir benzeri yaşanmadı. Evet, saatleri geri alamayacağımıza ve tarihi gerçeklikleri çeviremeyeceğimize göre ötelere uzanmadan önce, yani “Dimyat’a gideyim” derken omuzlarımızın sorumluluğu ve elimizin mesuliyetindeki az buçuk hayır hasenattan da olmayalım. Kadavra görüşlerden uzak durabilmemiz için Büyük Doğu fikrini kuşanmaya ve Mavi Bayrağı göndere çekmeye mecbur ve mahkûmuz.
Azizim, hâkim bir fikrin gücünü, cephe anlayışından, paradigmalarından, etrafına dağıttığı sessizliğinden anlayabiliriz. Hani demem o ki, İBDA fikriyatı dışındaki anlayış ve görüşlerin içinde “sır idraki” anlayışına rastlayan varsa beri gelsin!
Azizim, hakikatin hangi felekte olduğunu, estetiğin ve güzelliğin nerede olduğunu çok iyi bildiğim gibi, kendini kandırdığının da farkındayım. Rüzgârda kusur arayanlara benzeme. Gel, aklın ve kalbin, bu rahmet yağmurlarıyla bereketlensin. Demirin konuşacağı, çeliğin parlayacağı günler yaklaşıyor; bu yağmur, fikir dünyasının, son kırkikindi yağmurlarıdır.










