MENFAAT ÇELMELERİ
Yavuz USTA
Hayata, savundukları ideolojilerinin zihinlerine kodlattırabildikleri kadar aşırma-kopya bilgilerle bakanların, ülkenin iç ve dış mecralardaki, hali hazırda yaşanan hadiselere izâhları genelde aynı cümle taslaklarından ibaret:
– Dış güçler düğmeye bastı!
– Dinde ırkçılık yoktur!
– Bunlar fitnecidir!
Dinde ırkçılık yoktur ibaresi hariç diğerleri iddiadır ve ispata muhtaçtır; fakat, “dinde ırkçılık yoktur” derken korumaya aldığın, taraf olduğun mağdur kitlenin de ırkçı emareleri varsa ne yapacağız?..
Oysa derinlemesine ideoloji taraklarında bezi olmayan insanların, yani halkın, 10 bin 20 bin arası ücretle kendi halinde yaşamaya çalışırken, ev kiralarının neden maaşlarından da fazla yükseldiği ve kiralık ev bulabilme problemi, bulsa da kirasını maaşıyla ödeyememeleri ve bunun sebebini haddi aşan kontrolsüz mülteci alımında görülmesi, sadece sorunun barınma değil bir de piyasadaki sınırlı iş imkânlarına mültecilerin ucuz iş gücü olarak istihdamı ile işsizlik sorunun yerleşik halka fazlasıyla hissettirilmesi… Dahası devletin sağlık, eğitim kurumlarında mültecilere imtiyazlar verilip yerleşik ülke halkının ötelenmesi, kanunen bunları korumaya alıp dağdan gelip bağdakini kovdurtacak şımarıklığa evrilmelerine teşvik etmeleri vs…
İltica edenlere her gün değişik ülkelerden insanlar eklenerek, ülke sınırlarının yol geçen hanına çevrilmesi nihayetinde sessiz öfkenin bir vesile ile patlamasına yönetici kadronun sebep olması, sebep sonuç ilişkili provoke değil midir?..
Sınırın dışında ise, kendilerini, isyan ettikleri ülkelerinin idarecilerine karşı destekleyip, silâhından, eğitiminden, yiyecekleri kumanyaya kadar organize ederek, onları maaşlı maşa birliklerine evriltip kendilerine biatlı örgütler haline getirten hükümetin ve Yüceler Kurultayı’nın (!) başbuğusu -kainat lideri ve dinin halifesi-, tanrının gölgesi hükümdarınızın Esed’le sulh ve işbirliğine karar verip temasta bulunması, isyancı Suriyelilerin menfaatleriyle uyuşmadığından, sığındıkları, yardım ve hatta maaş aldıkları ülkenin bayrağını yakıp askerlerine mermi dahi sıkmaları, modern yeniçeri ayaklanmaları gibi bir şey değil midir?.. Adamlar kendi ülkelerinin askerlerine ve liderlerine asî olmuşlar bizi dinlerler mi? Kâinatın lideri -Başyücelerin başbuğusu- İslâm aleminin halifesi hükümdarınıza biat ettikleri halde, ulul emre itaatin farz olduğu sünni kaynaklarda fetvalı iken, bu cihadcılar nasıl olur da biat ettikleri emirin ordusuna silah sıkıp bayraklarını indirip yakabilirler?.. (Kinaye cümlelerime dair düşünmeyecekseniz takılı da kalmayın.)
Hadiseler menfaat çemberi etrafında ceryan ederken, ülkesinin vatandaşının -yanlış hedefe de odaklansa- temelde haklı tepkisiyle Suriyeli isyancı gurupların tepkilerini aynı kefeye koyan ve her zaman yaptıkları gibi sorunun zihniyetlerinin sonucu olduğu hakikatini dini kavramları kullanarak manüpüle etmeye kalkışanları anlıyorum…
Hz. Ömer ne hikmetli demiş:
– “İnsanlar yaşamlarını dinleri sanabilirler!”
Yaşadığı ülkede vatandaşının hak ve hukukunu gözetemeyen, bu şuura erememiş kimliklerin, ümmetcilik söylemlerinin tutarsızlığına son hadiseler projektör tutmaktadır… “Günümüzün Kerbelası Gazze, münafık ümmetçiliğinizi yüzlerinize haykırmaktadır” der, gelecek günlerin hoş hadiselerle neticelenmeyeceğini zân ederim.










