ASIL REZALET İMÂNSIZ İSLÂMCILIK REJİMİ

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Olimpiyatların açılışındaki rezâleti herkes gördü. Sağolsun TRT, daha önce canlı yayında tüm ülkeye canlı canlı “tutti frutti” izlettirmişlerdi (*), şimdi de LGBT şov izlettirdiler…

Fransa’da gerçekleştirilen 2024 Yaz Olimpiyatlarının Paris’teki açılış töreni ile, Batı dünyası, hayal ettiği geleceği en üst seviyede deklare etmiş oldu: İbneliğin hüküm sürdüğü bir dünya…

Ve yine hep aynı mevzuu: Onların ne olduğundan önce, bizim ne olmamız gerektiği asıl mesele.

Biz ne olmak istiyoruz ve buna dair karar alıcılarımız, siyasetçilerimiz ne düşünüyor, ne yapıyorlar?

Bunu bilmek hakkımız değil mi?

Ne düşündüklerini geçelim, ne yaptıklarına bakalım; esas ne yaptıkları mühim…

İçerideki durum şu: AKP iktidarı LGBT’nin sokaklarda gösteri yapmasına polisle müdahale ederek karşı koymaya çalışıyor. Ve böylece de hamamın namusunu kurtarma oyununu oynuyorlar. Zira bu ülkede LGBT’nin her türlü örgütlenmesi, dernek ve vakıflaşması, kapalı alan faaliyeti, yayın hürriyet vs her şeyi serbest. Hatta o kadar serbest ki, biri çıkıp da, “ben cinsiyet değiştireceğim, devlet benim ameliyat paramı versin!” dese, tıpış tıpış o para da ödeniyor…

Bu ibneliğe Batı’dan gelen her türlü desteğe de göz yumuluyor… İbneler bir dernek kursa, Batı hemen bunlara dünyanın parasını akıtıyor ve AKP iktidarı da, “Hoop, ne oluyoruz!” demiyor, diyemiyor! Eh, dernek zaten serbest, destek almaları mı yasaklanacak?.. O paraları da alsınlar da istedikleri gibi yayın, toplantı ve propaganda yapabilsinler… İbneliği yaymak için ne gerekiyorsa artık… Ha, gösteri yapmaya kalksınlar, kalksınlar da polisi üzerlerine sürsünler ki millet de AKP’yi, ibnelerle mücadele ediyor zannetsin…

İktidar ne için var?

Toplumun ahlâkını, malını, canını, ırzını, namusunu, neslini korumak için değil mi?

Bunun için de hukuk, eğitim, iktisat, idare, medya vs toplumu ilgilendiren her sahada bir fikri olacak, bu fikri de hayata geçirecek siyasî kararlar alacak… Yaptıkları veya yapmadıkları, iktidarın siyaseti olur…

AKP iktidarı ise, esas olarak müsbeti vehmettirerek yapmadıkları ve neticede de menfiye hizmet edişi ile maruf…

Böylece de gerçek mânâda müsbetin, tam oluşun yolunu kesen…

Her hadisenin bize ihtar ettiği esas mesele, kendi siyasî varlığımızı nasıl ortaya koyacağımızdır.

Zira ktidara yöne veren siyasetin, Batı’daki rezalete vereceği bir cevabı yok… Batı’nın yanaşması olarak, Batı’dan gelecek borç para sayesinde iktidarda kalıp günü kurtarmanın peşindeler. Milletten yükeslen tepkiye paralel olarak, “vay batı şöyle, vay Batı böyle!” diyorlar ama siyasî olarak Batı’ya karşı bir tavrı sergilemiyorlar. “Bizim Batı’da ne işimiz var, AB’ye üyelik başvurusunu geri çekiyoruz, NATO’dan çıkıyoruz. Kendi yerli ve millî dünyamızı kuracağız!” demiyor, diyemiyorlar. Yerli ve millî lafını bolca kullanıyorlar ama yerli ve millî siyaset yapmıyorlar esasında. Batı işbirlikçiliğini İslâmî değerlerle, yerli ve millî kavramlarla yaldızlamak, yerli ve millî oluşa ihanet demek olur esasında.

Müslümanlar olarak önce bunu anlamamız gerek.

Yerli ve millî bir siyaset, öncelikle yerli ve millî bir ideoloji ile, bu ideolojinin sistem çapında ortaya konulması ile olur öncelikle. İdeolojisiz, sistemsiz siyaset olmaz. Toplumun ahlâkını, namusunu, canını, malını, neslini vs korumak… Bütün bunların birbiriyle münasebeti olduğuna göre, bu münasebeti tezatsız bir bütünlük içinde ele alıp çözebilecek, yani sistem çapında bir teklifle gelmek gerekir önce. Siyaset, böyle bir sistem şuuru ile yapılır, bu sistemi gerçekleştirmek için olur. Yoksa siyaset iddialı şaklabanlık, rezalet olur. Doktorluk için tıp eğitimi nasıl şartsa, siyaset için de sistem şuuru şart… Siyaset, bir sisteme nisbetle insan ve toplum meselelerini çözmek için yapılır. Sisteme nisbetle yapılmayan sözde siyaset ise şahsî ve menfaat merkezlidir. Bir sisteme nispet izafe edemeyen, bu nisbetsizliğini, yani esasında şahsî menfaat merkezli oluşunu da yerli ve millî gibi kimi kavramlarla perdelemey kalkanlara ilk defa şahit olmuyoruz. Bu tarihin her döneminde böyle olmuştur. Yöneticiler, belli ulvî değerlere nisbet izafe etmişlerdir. Cumhuriyet tarihine bakın… Bizzat şahit olduğumuz 80’lerden itibaren de iktidara her gelen siyasetini kendince ulvî, yüce değerlere nispet ettiğini iddia etmiştir. Batıcılar, Batı değerlerini, Turgut Özal ve benzerleri de biraz daha yerli ve millî görünen değerleri ileri sürmüşlerdir. Ama ne Batıcılar ne de bizden gözükenler gerçek mânâda ne Batıcı ne de bizden olamadılar. Esas meseleleri şahsî menfaat merkezli oluşlarıydı. Bütün o kullandıkları idealize edici kavramlar da gerçeği perdelemek için kullandıkları birer paravana… O günün şartlarında -genel olarak- iktidardakiler lâik, Kemalist, Batıcı vurgusunu başa aldıkları için, o gün rezâletin adı Kemalizmdi, Batıcılıktı, lâiklikti. Adamların rezaletlerini eleştirdiğinde, “bunlar esasında lâik, Kemalist, Batıcı rejime karşı!” derlerdi… Bugünse İmânsız İslâmcılık benzer şeyleri yapıyor… O zamanlar, iktidara, es kaza müslüman görünümlü biri gelse bile, iktidarda olmasına mukabil muktedir olamaz, yani devleti dizayn edemezdi. Bugün devleti lâikler, Kemalistler veya Batıcılar değil, İmânsız İslâmcılar dizayn etmekte… Devlet kadrolarında istediği atamayı yapabilmekte, tabiri caizse derin devleti de kontrol altına almış bulunmaktalar.

* Bir futbol müsabakası esnasında kameraman hoplayıp zıplayan dekolteli bir kadına zoom yapıyor… Ve derken kadının memeleri meydanda… Hadi kameraman şundan veya bundan bu görüntüyü kaydediyor da yönetmen bu görüntüyü çeken kameramanı uyarmak ve o görüntüyü ekrana vermemek yerine… Daha da genele bakarsak, bu tip futbol vs organizasyonlarının, sporun endüstrileşerek kapitalizmin aracı kılınmasına karşı siyasetimiz ne diyor? Siyasetimizin sistem çapında ortaya koyduğu, kendini nispet ettiği bir fikir yok ki ne dediği belli olsun. Yaptıkları da ortada… Spor da diğer şeyler gibi -ki buna inancımız da dahil- kapitalizme vasıta kılınmaya başlanınca, bu tür görüntüler de işin mütemmim cüzü olur. Esas mesul de bu temel yanlışa göz yuman siyasetindir. İmânsız İslâmcılık rejimi, inancımızın kapitalizme araç kılınarak pazarlanmasının en ileri görüntüsüdür esasında.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin