ESAS DÜŞMANI TESBİT EDEBİLMEK

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Yahya Sinvar’ın Hamas’ın lideri seçilmesi akabinde sözde Ehli Sünnet hassasiyeti gösteren kimileri, Sinvar’ın İran-Şia ile olan irtibatından rahatsızlıklarını fitne için kullanmaya başlamışlardı. Bunlardan biri de Cübbeli Ahmet… Cübbeli, “Sinvar’a Şiî diyemem ama…” diyerek yaptığı açıklamada, İran’la olan bu ilişkiden rahatsız olduğunu dile getirmişti.

Bu ilişikiden rahatsızlık duyan varsa öncelikle Hamas ve direniş ekseninin bileşenlerine İran’ın yaptığı yardımı yapsın da ondan sonra konuşsun.

Türkiye tarihi misyonunu oynamalı…

Nedir bu?

İslâm âlemine liderlik.

Liderlik ne demek?

Önden gitmek, yol açmak, yol göstermek demek ya…

İsrail’e karşı, Amerika’ya karşı -ne kadar ileri gittikleri ayrı mevzu ama- İran’dan daha ileri giden şu gün var mı?

Yok!

Bu bizim utanılacak bir mevzu mu?

Evet!

Ama hasetlik yaparak fitne çıkartılacak değil.

İran’ı beğenmiyorsan, daha iyisini yap! Daha ilerisini yap! Daha açığını yap!

İran pirü pak temiz demek değil bu…

Nasıl zamanında “Saddam sen oradan, biz buradan !” diyorken, Saddam pirüpak değil idiyse…

Kaddafi, Esad vs…

Mesele, emperyalizmaya, esas düşmana, mutlak düşmana, Amerika ve İsrail’e kim karşılık veriyor? Kim elini taşın altına sokuyor, kim ölümü göze alarak ileri atılıyor…

Adam burada ileri atılamıyor, sonra da ileri atılana pislik atıyor.

Niye?

Zira kendini ve liderim dediği adamı kahraman olarak satmış, ümmetin lideri olarak satmışken, aaa, beğenmediği öbürü daha bir lider…

Sen ehli sünnetim diye kibirlenirken, adam çalışmış, çabalamış ve öne çıkmış. Allah ne diyor? Ehli sünnetim diyerek emperyalizme işbirlikçilik yapana, yan gelip yatana, haine veririm demiyor ki, “çalışana veririm!” diyor. BUnlar ise kibirlerinden ve menfaatlerinden vaz geçemiyor. Pazarlıkları ortaya çıkıyor: Düşmana karşı savaş benim menfaatime olursa destek olurum. Dikkat, Allah davasının yolu açılırsa değil, kendi makam ve mevkilerini tahkim ediyorsa bunlar da razı olacaklar.

Seyda Feyzullah Konyevî, Cübbeli Ahmet’e güzel bir cevap vermiş. Bu cevap aynı zamanda bir metod belirtiyor olması bakımından dikkate değer. Hani Esas düşman, mutlak düşman, yakın tehdit vs diyerek işin teknik tarafını anlatmaya çalışıyorduk ya, bunu fıkhî ıstılahla ortaya koymuş, şöyle diyor:

“Diyelim ki;
Yahya Sinvar veya Ebu Ubeyde Selefidir.
Diyelimki; Ehli sünnet değil, Şiidir.
Diyelim ki; Ehli Tasavvuf değil.
Ne yapacaksın?
Ümmetin içine fitne tohumlarını ekmeye devam mı edeceksin?
Kimi destekleyeceksin?
Yahudi’yi mi destekleyeceksin?
Netenyahu’yu mu destekleyeceksin?
Bunlar sofi olmadığı için Netenyahu’ya çağrı da yapacak mısın? Çocukları öldürmeye devam etmesi için?

Yahya Sinvar’ın tırnağına kurban olun!
Eşedd’in karşısında, şedid’in galibiyeti,
Şedid’in karşısında ehaff,
Ehaff’ın karşısında, hafif’in galibiyeti istenir.”

Emperyalizmanın, yani “eşedd”in olduğu yerde karşısındakinin kimliğine bakılmaz. Emperyalizmayla işbirliği yapan isterse bizden görünsün ve emperyalizmaya karşı gelen isterse başka bir zalim olsun…

Öncelikle nefsimizde esas düşmanın kimliğini netleştirmemiz gerekir. Esas düşmanın burnunu gösterdiği yerde yumruğu yapıştıracak reflekse ermek gerekir. İsterse kendisini bizden gözükenlerle, imânsız islâmcılıkla perdeliyor olsun…

Bu esasında kendi kimliğimizi netleştirip, netleştirmediğimizle, “ben kimim?” sualine net ve doğru cevap verip vermediğimizle de ilgilidir.

Allah’ın baş düşmanı dururken…

Düşman, adı üstünde zararı kim veriyorsa… Vermiş, günü geçmiş, dengeler değişmiş, mazide kalmış değil. Halihazırda zarar nereden kaynaklanıyorsa…

Ölçü:

“Kendini bilen, Rabbi’ni bildi!”

Rabbi’ni bilen, O’nun baş düşmanını da bilir ve her şeyi de ona göre dizayn eder!

Esas düşman karşısında bocalayanlar, şaşıranlar, ne yapacağı konusunda kararsız kalanlar, “bu kötü ama öbürü de şöyle, böyle” diyerek, “buna mı ona mı destek olmalıyız; buna karşıyız ama onu da desteklemek zorunda mıyız” diye mütereddid kalanlar… Otursunlar öncelikle anlayışlarını, müktesebatlarını gözden geçirsinler.

İdeolojik ve siyasî olarak tesbit yapacak çapımız olmayabilir. Bunlar lider kadroların işidir. Böyle bir lider akıl ve zekâsının yol göstericiliğinden mahrum olanların da esas düşmanın kimi okladığına bakmaları gerekir… Bunun için de yine peşin fikir halinde bir esas düşman fikri gerekir elbette. Bu peşin fikir, hadiseleri lider çapında değerlendirerek hüküm vermeye, fitne zamanında iyiyi doğrudan ayıramayacak olanlara, çapı yetmeyene yol göstermek bakımından pratik fayda sağlaması yanında, diğer yandan şartlar değiştiğinde kendini yenileyemeyen kişi, bu belli bir zamana ait peşin fikre saplanıp kalacağından, yobazlığa, yani donmaya, yani düşmanın pususuna düşmeye sebep olması bakımından da risk ve tehlike barındırır. Esas olan bu işin anlayışına ermek ve söylenenleri ezbere tekrar etmek yerine, verilen hükümlerin usûl ve metodolijisine ermeye bakmaktır ki, bu usûl ve metoloji ile, değişen zaman ve şartlarda değişen düşmanları tesbit edebilmek, yenilenebilmek mümkün olabilsin.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin