NASRALLAH’IN ÖLÜMÜYLE HİZBULLAH-LÜBNAN, İSRAİL İÇİN SORUN OLMAKTAN ÇIKTI MI?

Oğuz BEKDEŞ

Avrupa’ da bir çok yerde protestocular İsrail’in Filistin’e ve şimdi de Lübnan’a uyguladığı devam eden katliamı ve terörüne karşı bir mitinglere katıldı. İsrail’in yayılmacılık plânlarının sınırı yok. Filistin’i çaldı ve şimdi de Lübnan’ı çalmak istiyor. Protesto edenler arasında Hizbullah bayrakları sallayan insanlar da vardı.

Tek eylemleri Hizbullah bayrağı sallamak olan protestocular polisiye ve adli sert muameleye maruz kalıyor. Birçok Avrupalı, Hizbullah’ın ne olduğu ve kim olduğu konusunda hâlâ cahil; her zaman olduğu gibi, kendilerine karşı çıkan herkesi şeytanlaştırmak için tasarlanmış Siyonist ve ABD propagandasının eline düşmüş durumda.

İsrail ile Hamas ve İsrail ile Hizbullah gibi direniş hareketleri arasındaki savaş, Batılı hükümetler ve medya tarafından terörizme karşı daha geniş bir savaşın bir parçası olarak lanse ediliyor. Ancak, bu grupların ortaya çıktığı gerçeklikler ve kendilerine mahsus şartlar, İsrail ve ABD’nin kazanamayacakları bir savaşa girdiklerini gösteriyor. Bu savaş sadece askeri bir mücadele değil; onlarca yıllık işgâl, baskı ve millî kurtuluş için meşru arzuya dayanıyor. Derinden yerleşmiş tarihi ve ideolojik temeller tarafından yönlendirilen direniş güçleri, ABD ve İsrail tarafından yenilemez.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki bir çok yerdeki Direniş gibi, Hamas ve Hizbullah da yalnızca siyasi güç için değil, esasen hayatta kalmak, adalet ve işgalden kurtulmak için savaşıyor; bu da İsrail ve ABD’ nin başlattığı savaşı yalnızca kazanılamaz değil, sürdürülemez hâle getiriyor.

İsrail ve ABD her zaman üstün askerî gücün Hamas ve Hizbullah gibi direniş hareketlerini yenebileceğine inanmıştır. ABD ve İsrail onlarca yıldır askerî operasyonlar yürüttü ve bu da insanî altyapının yıkılması, binlerce sivilin ölümü ve kitlesel yerinden edilmeyle sonuçlandı. ABD ve İngiltere gibi müttefikleri, ezici güçle direnişi yok edebileceklerine inanıyor. Ancak tarih, askerî gücün direniş hareketlerini yenmeye muktedir olmadığını göstermiştir.

Hamas veya Hizbullah’a karşı her İsrail askerî saldırısı onların yok olmasına yol açmadı; aksine, direnişlerini güçlendirdi ve halk desteğini artırdı. Hamas ve Hizbullah, meselâ İkinci Dünya Savaşındaki Fransız Direnişi gibi, işgâlden kurtulmak ve halklarının hayatta kalması için savaşıyor. Ne Hizbullah ne de Hamas bombalanarak teslim alınamaz.

Bu direniş hareketlerinin merkezinde uzun süreli baskı vardır. Hamas ve Hizbullah, şiddete yönelik derunî bir arzudan değil, İsrail işgâlinin meydana getirdiği şartlar ve ABD’nin İsrail politikalarına verdiği destekten dolayı ortaya çıktı.

Hamas, 1987’deki Birinci İntifada’dan doğdu. Onlarca yıl süren İsrail askerî işgâli, yerleşim yerlerinin genişlemesi ve siyasî hak mahrumiyetinin ardından Filistinliler direnmekten başka çare göremedi. Filistinlilerin özellikle Lübnan’daki 1982 Sabra ve Şatila katliamları gibi olaylarda yaşadığı şiddet ve yerinden edilme, birçok kişiyi silâhlı direnişin ileriye giden tek yol olduğuna ikna etti.

Hizbullah, Hamas gibi, İsrail’in Lübnan’ı işgâli ardından, işgâle cevap olarak kuruldu. İsrail’in askerî müdahaleleri, Batı’nın Lübnanlıların acılarına karşı kayıtsızlığıyla birleşince, Hizbullah’ın zorlu bir direniş hareketine dönüşmesi için verimli bir zemin oluşturdu.

Tıpkı Nazi işgâline karşı yeraltı örgütleri gibi, Hamas ve Hizbullah da halklarını işgâlden kurtarma arzusuyla hareket ediyor ve bu onlara halk nezdinde meşruiyet sağlıyor.

Batılı hükümetler ve medya uzun zamandır bu direniş hareketlerini terörist örgütlerden başka bir şey değilmiş gibi göstermeye çalışıyor. Bu, İsrail’in askerî operasyonlarını ve Batı’nın işgâldeki suç ortaklığını meşrulaştırmaya yarayan, Hizbullah ve Hamas’ın neden var olduğunu görmezden gelen ahlâksız bir hikâye. Batı, Filistinli ve Lübnanlı insanlara uygulanan onlarca yıllık işgâl, baskı ve şiddeti görmezden gelirken onları uygun bir şekilde terörist olarak çerçeveleyen bir anlatı inşa etti ve propaganda ile gerçekleri hapsetti.

Emperyalistlerce anlatılan hikâyede, İsrail tarafından işlenen ve ABD tarafından desteklenen insanlık ve savaş suçları hep gizlenmiştir. Oysa direniş hareketleri genellikle bu şiddet eylemlerine reaksiyon olarak doğar. Direniş bir boşluktan doğmadı, Siyonist işgâlin terörüne doğrudan bir cevaptı.

Batı’nın propagandası, Hamas ve Hizbullah’ın varlığının onlarca yıldır süren sistemik şiddete bir tepki olmasını küçümsüyor ve onları birçok tarihî emsali yansıtan bir direnişten ziyade teröristler olarak tasvir ediyor. Onları terörist örgütler olarak çerçevelemek, İsrail ve ABD’nin hukuk ihlâlleri, yasadışı yerleşimlerin genişletilmesi ve Gazze’ye boğucu bir abluka uygulanması gibi sürekli işledikleri savaş suçlarından dikkati uzaklaştırmasına imkân sağlıyor.

Batı’nın cehaletinin daha bariz bir örneği, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın ölümünün Hizbullah’ın sonu anlamına geldiği inancıdır. Bu, Hizbullah’ın yapısı, ideolojik temeli ve destekçilerinin dayanıklılığı hakkında çok derin bir cehalet seviyesini ortaya koyan bir fantazyadır. Hizbullah, bir şahıs kültü değildir ve gücü tek bir adama dayanmaz, ancak Hasan Nasrallah yalnızca siyasî bir dev olarak değil, aynı zamanda tüm zamanların en büyük Arap lideri olarak görülmektedir. Çünkü İsrail’i 2006’da yenmiştir. Her kesimden sevgi kazanmıştır.

O, Lübnan’ın çok ötesine uzanan karizmatik bir semboldü. Millî kurtuluşun ve sömürgeciliğin sonunun geleceğine dair bir ümitti. Hegemonyanın kibrini kırandı. Ve dünyanın birçok yerinde ve Orta Doğu’da gerçekleşen mitingler buna şahitlik ediyor. Hizbullah, temsil ettiği topluluğa derinden yerleşmiştir. Arkasından sadece Şiîler değil, Sünnîsiyle, Hıristiyanıyla ve diğer mezhep ve etnisiteleriyle neredeyse tüm Lübnan gözyaşı döktü…

1990’ların başından beri Hizbullah’a liderlik eden Nasrallah şüphesiz güçlü bir figürdü, ancak hareketin tek kişilik bir operasyondan uzak olmasını sağladı. Direniş hareketindeki liderlerin genellikle ölümlerinden veya yakalanmalarından sonra yerlerine yenileri konduğu gibi, Nasrallah da onun yerine kolayca geçebilecek halefler yetiştirdi. Onun ölümü Hizbullah’ı daha da motive etti, kararlılığını azaltmak yerine güçlendirdi.

Hizbullah’ın Nasrallah olmadan çökeceğine inanmak, Batı’nın direniş hareketlerinin nasıl işlediğini anlamadaki başarısızlığını yansıtır. Belli sayıda liderin ölmesiyle kolayca ortadan kaldırılamayacak ideolojik bağlılıklar ve direniş, halk desteğiyle yönlendirilirler. Nasrallah’ın ölümünün Hizbullah’ı zayıflattığı ve sorun olmaktan çıkardığı düşüncesi sadece aptalca değil, aynı zamanda direnişin karmaşık dinamikleri ve onları ayakta tutan motivasyonlar konusunda temel bir cehaleti de gösterir. Evet, Hizbullah varlığı boyunca en büyük darbeyi aldı, liderlik kadrosu neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı ama zamanla, belki eskisinden daha güçlü toparlanacaklardır.

Askerî güç binaları yıkabilir ve can alabilir, ancak özgürlük ve adalet arzusunu söndüremez. Hamas ve Hizbullah’ın kuruluşuna yol açan baskı, işgâl ve katliamlar, onların varlığını beslemeye devam ediyor. Hiçbir hava saldırısı, kara işgâli veya siyasî şeytanlaştırma, yerinden edilmenin tarihî hafızasını veya işgâl altında yaşamanın gerçekliğini silemeyecek.

Sivil kayıplara veya evlerin yıkılmasına yol açan her İsrail veya ABD askerî operasyonu yalnızca Hizbullah ve Hamas’ın kararlılığını güçlendirir. İsrail Gazze’de Hamas’ı veya Lübnan’da Hizbullah’ı ezmeye ne kadar çok çalışırsa, o kadar çok halk desteği kazanırlar. Filistin ve Lübnan direniş hareketleri maruz kaldıkları devam eden baskılarla halk desteğini sürekli olarak artırıyor.

Batı’nın karşı karşıya olduğu en belirgin sorunlardan biri, tarih konusundaki derin cehaletidir. ABD ve İsrail, askerî hâkimiyetlerinin özgürlükleri için savaşanların iradesini kıracağına inanarak geçmiş imparatorlukların hatalarını tekrarlıyor. Filistinliler ve Lübnanlılar arasındaki direniş ruhu bastırılamaz.

Dahası, ABD’li politikacılar bu hareketlerin yerel halk tarafından ne ölçüde desteklendiğini sürekli olarak küçümsüyorlar. Örneğin Hizbullah sadece bir milis gücü değil, özellikle Şiî nüfus arasında Lübnan’da derin içtimaî kökleri olan bir siyasî partidir.

Okullar, hastaneler ve sosyal hizmetler işletiyor, merkezî hükümet tarafından ihmâl edilen bölgelerde, halka hayatî sosyal destek sağlıyor. Hamas sadece militan bir grup değil, aynı zamanda Gazze’de sosyal hizmetler ve altyapı sağlayan siyasî ve sosyal bir örgüt. Bu grupları tamamen terörist olarak resmeden Batı anlatısı, toplumlarında oynadıkları rolü ve komuta ettikleri halk desteğini görmezden geliyor.

İsrail ve ABD, halklarının hayatta kalması ve kurtuluşu için mücadele eden hareketleri bastırmaya çalıştıkları için kazanamayacakları bir savaş veriyorlar. Askerî güçle Hamas veya Hizbullah da yenemezler. Onlar yalnızca siyasî hizipleri değil, aynı zamanda tarihî olarak dünya çapında direniş hareketlerini besleyen aynı güçler tarafından yönlendirilen, işgâle ve yabancı kontrolüne karşı köklü bir direniş ruhunu da temsil ediyorlar.

İsrail ve ABD, bu çatışmanın altında yatan sebepleri ele almaya istekli olmadıkça -işgâl, Filistin devletinin reddi ve Filistin ve Lübnan halklarına sistematik baskı- giderek artan bir direnişle karşılaşmaya devam edecekler. Her askerî saldırı, her katliam ve her yerleşim genişlemesi, bu adaletsizliklere karşı mücadele edenlerin kararlılığını daha da güçlendirecek.

Sonuç olarak, bu, işgâl ve baskıdan doğan bir savaştır ve bu şartlar altında devam edecektir. Tarih, gerçek şikâyetlerden, haklılıktan, adaletten doğan direniş hareketlerinin yenilmesinin imkânsıza yakın, çok zor olduğunu göstermiştir.

Şeytanîler, insanı, onun zorlukların üstesinden gelebilme gücünü, haysiyetini hafife alıyor. Ancak, insanda mevcut olan direniş ruhunu öldürmenin tek yolu var, onu insan olmaktan çıkartmak. Transhümanizmin meselesi de bu: Bir arketipi, “kötülüğe karşı direnci” kırmak.

Son olarak, Hasan Nasrallah’ın temsil ettiği Lübnan Direniş ruhu, suikasttan çok daha uzun süre yaşayacak.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin