KIRIM VE KUDÜS

Burhan Halit KOŞAN

İsrail’in teklifine “hayır” diyecek ülke yönetimleri biliyordu ki, bir süre sonra davet sahipleri tarafından tasfiyeleri söz konusu olacaktı. Süreç, davet sahiplerinden tırsmayan ve Yahudi pisliklere karşı çıkma cesareti gösteren tek liderin Putin olduğunu gösterdi. Kendilerinden tırsmayan ve yapılan teklifi kabul etmeyen Putin’i tasfiye etmek için Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı topyekûn savaş açıldı. Ve dünya İsrail kampında yer alanlar ile almayanlar olarak ayrıldı…

Türkiye’de hem anlam krizi hem kimlik krizi var.

Türkiye’nin, İsrail kampında yer aldığının işaret fişeği olan: “Kırım, Ukrayna’ya iade edilsin” ısrarı hem Türk tarihi hem Rus tarihi açısından hükümsüzdür. Atalarımız olan İlhanlılar, Selçuklular ile Osmanlı’nın mirası olan Lübnan’daki Türklerinin Anadolu’ya getirilmeleri de İsrail adına araziyi tesviye etmenin ve “İsrail kampına hizmet ediyorum” itirafından başka bir şey değildir. Kırım, kesinlikle ve kesinlikle tarihin hiçbir dilimde Ukrayna toprağı olmadı.

Evet, kesinlikle ve kesinlikle tarihin hiçbir döneminde Ukrayna toprağı olmayan Kırım, bin yıldan fazla bir süre biz Türklerin hâkimiyetinde kaldı. En son Kıpçakların bir dalı olan Kırım Türkleri hâkimiyetinde iken 1783 yılında Katerina tarafından Rus topraklarına dahil edildi.

1954 yılında Ukraynalı Nikita Kruşçev yönetimindeki Sovyet kararnamesiyle Ukrayna’ya devredilene kadar da Rusya’nın bir parçası olarak kaldı. Brejnev ve sonrasında Gorbaçov döneminde devam eden Glasnost (şeffaflık) ve Perestroyka (ülkeyi yeniden yapılandırma) politikalarının etkisiyle 1991 yılının ocak ayında Kırımlıların ezici bir çoğunluğu % 94 oranıyla Sovyetlerden ayrı bir “Birlik Cumhuriyeti” yönünde oy kullandı. Bu durum Sovyet birliği dağıldığında Kırım’ın, Ukrayna ve Rusya ile birlikte bağımsız bir devlet olmasına yol açacaktı. 1991 yılının Aralık ayında ise “Ukrayna’nın bağımsızlığına oy verin, size özerlik vereceğiz” vaadine aldanan Kırım halkının bir kesimi Ukrayna’ya oy vererek destekledi. Kırım’ı Rusya’dan koparmak ve İngiltere ile İsrail’in tesirine açık hale getiren bu boş vaade aldanan Kırım, dört yıl sonra Ukrayna hükümetinin tek taraflı olarak özerkliği kaldırmasıyla baş başa kaldı.

Kırım’a baskısını artıran Ukrayna hükümeti, Yahudi Zelenski ile Kırım topraklarına Kırım Türklerinin girişini engellemesi, Ukrayna dili haricindeki lisanları yasaklaması yetmezmiş gibi tarihi hakikatleri tahrif ederek İsrail ve İngiltere’nin lehine yeniden yazma girişimlerine başladı. ABD, Batı ve Japon kliğinin desteği ile İsrail tarafından yeniden kaleme alınan tarihi manipülasyonları ortadan kaldırmak için, Putin’in, tam bir tarih profesörüne dönüştüğünü fark etmişsinizdir. Putin’in uzun göndermelerde bulunduğu tarihî açıklamalarının sebebi anlaşıldığına göre kaldığımız yerden berdevam.

Türkiye, Rusça ile birlikte Türkçeyi yasaklayan ve illegâl bir şekilde Kırım’ın özerkliğini iptal eden Ukrayna’yı destekleyerek safını belli etti. Aziz milletimizin Kırım üzerindeki bütün telif haklarını reddettiği gibi “Kırım, Ukrayna’ya iade edilsin” gafıyla da diplomatik gaflarına gaf eklemeye devam etmektedir.

Rusya’nın Kırım’ı elinde tutmak için nükleer silâhlarını kullanıp kullanmayacağını söylemek bazıları için mümkün olmasa da ben, şahsen Aleksandr DUGİN’in, “Silâhlar kullanılmak üzere yapılır” tespitine hem katılıyor hem de daha gerçekçi buluyorum. Hani demem o ki, bir yanda İsrail ve onun Batı-Japon kliği, diğer yanda Rusya ve her yerde nükleer silâhlar.

Türkiye, aziz Türk milletinin telif haklarından biri olan Kırım üzerindeki veraset intikalinden vazgeçse de Katerina’nın varisi olan Rusya asla ve kata vazgeçmez. Çıplak, çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam, Putin, Rusya’nın aşağılayıcı bir geri çekilmeye mecbur kalırsa zerre kadar makûl bir şüpheye kapılmadan nükleer silâhları kullanabileceğini ve dünyayı kolektif bir ölüme sürüklemekten çekinmeyeceğine inanıyorum.

Putin, insanlarının dinî, siyasî, ekonomik, kültürel telif hakları için her bir devleti de her bir insanı da cesaretle sorgulayan ve gereğine başvurmaktan çekinmeyen cesaretiyle ilham kaynağı… Ve Rusya, böyle bir lidere sahip olduğu için çok şanslı bir ülke. En çok takdir ettiğim özelliklerinden biri oligarkları tasfiye etme hassasiyetiydi. Bu tasfiyeler “metafizik millet” inşasının yolunu açtığı gibi, aynı zamanda insanlarını yeniden diktatörlüğün pençesine düşme tehlikesinden de uzaklaştırdı. Putin, “Oligark” denen vampirlerin, milletinin kanını emen dişlerini sökerek ve milletinin cebine dadanan eli uzunları keserek, milli servetin az bir elde yoğunlaşması yerine, milyonlarca ele ulaşmasını sağladı ki, bu durum, -adeta değil, tam mânâsıyla- Üstadımız’ın, “Destan” şiirindeki dizeleriyle, engellenmesini istediği keyfiyetin yağlıboya tablosundan başka bir şey değildir:

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;” (*)

Rusya, İsrail ile Ukrayna üzerinden küresel, Kudüs üzerinden yerel çapta çarpışmaktadır. İsrail ile İsrail kampının destekçileri, Filistin’i hatırlatan her bir şeyin tamamen silinmesinin mücadelesini veriyor. İsrail için zafer, kimliğimizin menşeini taşıyan coğrafî, tarihî, kültürel dokuyu hatırlatan her bir şeyi silmekle elde edilebilir. Türkiye de, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı’dan bu yana Lübnan’a yerleşen aileleri getirerek araziyi tesviye etmekte, insanlık için itlaf edilmeleri gereken Yahudi yerleşimcilerin ellerini kollarını sallayarak yerleşmelerine yardım etmektir. Bölge ile aramızdaki kan dolaşımımızı sağlayan veyahut bağ dokumuz hükmündeki insanlarımızın gemilere istif edilerek getirilmesi, pısırık bir şekilde kaçış ve bölge ile olan bağlarımızın kopartılmasıdır. Türkiye, Ukrayna üzerinden İsrail ile kapışan Rusya’ya “Kırım, Ukrayna’ya iade edilsin” çağrısı ile İsrail safında yer aldığını gösterdiği gibi, Lübnan ve civardaki Türkleri gemilere istif ederek getirmesi de diplomatik bir zafer değil, “İsrail kampına hizmet ediyorum” bağlılığının ifşası ve ihanetin vesikalık fotoğrafıdır.

“İllâ ölmem gerekiyorsa, sen yaşamalısın
Hikâyemi anlatmak için…” (**)

Yahudiler topraklarımızı, Yahudi kampının destekçisi olan devletler ise insanların akıllarını işgâl ediyor ve zihniyetlerini dönüştürüyor. Kolektif hafızamız dumura uğrasa da saldırgan ve kurban için aynı terimlerle konuşamayacağımızı biliyoruz. Biliyoruz ki, Filistin için zafer, herkes için adalet anlamına gelir. Amerika siyasetinde seçimlerin gelip geçtiğini ama bazı şeylerin her zaman aynı kaldığını da biliyoruz: Yahudileri eleştirmenin en büyük tabu olmaya devam edeceği gibi. Ve bir şeyi daha biliyoruz ki, Filistin ister zafer ile çıksın ister mağlubiyet ile çıksın, bu savaşın sonu devrime gebedir.

* Necip Fazıl KISAKÜREK, Destan şiiri
** Rıfat El Arir – Filistinli şair (“Filistin’in Sesi” lakabıyla meşhurdur)

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin