İHANETİN YENİ ŞAFAK’I
Hizbullah’ın İsrail’e gerçekleştirdiği tarihî saldırı akabinde Yeni Şafak adlı ihanet paçavrası hemen kolları sıvamış ve içindeki ufuneti dışa aksettirerek şu başlık altında güya bir haber paylaşmış:

Bu başlığı izâh etmeyeceğiz. Zaten kendileri de bu haberin münafıklıklarını ortaya koyduğunu, bu haberle kendi kendilerini açık ettiklerini hemen anlayarak ilk şekli “kurgu muydu” diye olan haberi, “kurgu dediler” olarak değiştiriveriyorlar.
Yani, Hizbullah’ın İsrail’e vurmasına kurgu diyenler olmuş da bunlar da onu haberleştirmiş. Kendileri kurgu falan demiyormuşa getirmek istediler…

Değiştirdikleri haber linkleri:
Ne demişler:
“Şeytan ayrıntıda gizlidir!”
Yani artık öyle açıkça “kurgu, senaryo” denilecek günler zaten geride kaldı. Bu saatten sonra böyle konuşacak olanı kimse ciddiye almaz, adam yerine koymaz. Ama şeytanlık yapmadan da olmaz. Onun için de, “biz demiyoruz, biz haberciyiz, bu konuda söylenenleri haberleştirmek görevimiz!” diyerek sureti haktan görünmeye çalışacaklar; her münafık gibi…
MAHMUD EFENDİ HZ.: YALANCI ALBAYRAKLAR
Habercisiniz madem, Mahmut Efendi’nin, gazetenin sahibi “Albayrak”lar hakkında, “yalancı!” dediğini de haberleştirseydiniz ya. Mahmut Efendi’nin “Albayrak”lara “yalancı” damgasını vurmasının, bu ülkede yaşayan milyonlarca müridi ilgilendiren bir haber değeri yok muydu yani?
Erdoğan hakkında dünya ve Türk medyasında bir sürü iddia ortaya atılıyor, ve iddiayla kalmayan bir sürü belgeli haber yapılıyor, onları niye manşetlere taşımıyorsunuz mesela?
KUMANDAN’A VE ŞEHİD ÜNSAL’A PİSLİK ATTILAR
Sahi, yediğiniz herzeleri unuttuk mu zannediyorsunuz?
Adımlar’ı hedef alan bombalı saldırıda şehid olan Ünsal Zor’a pislik atan, saldırıyı olmadık bağlantılarla ilişkilendirmeye çalışan bunlar değil miydi? Adımlar’la Kumandan arasında ayrılık varmış yalanıyla Kumandan’a da iftira atan bunlar değil miydi?
Yeni Şafak’ın o günkü saldırısı ve verdiğimiz cevaplar yukarıda ve aşağıda…
MAHMUT EFENDİ’YE ENGEL OLDULAR
Mahmut Efendi Çeçenistan’a gidecekken, bu ziyareti engelleyenlerin başında da Albayraklar geliyordu. Bu ziyaret gerçekleşmesin diye, ziyarete aracılık edenlere iftiralar mı atmadılar, çamur mu bulaştırmadılar. Mahmut Efendi’nin kandırıldığını mı ileri sürmediler. Neler neler, edepsizliklerinin haddi yoktu. O gün güya Çeçenistan hassasiyeti ile buna karşı çıkılıyor gibi yapıldı. Ama ne demiştik: “Velî’ye ket vurulmaz. Bir Allah dostu bir şey dilemişse, o dilek zahirde bize ters gelse de bize o dileğin gerçekleşmesine yardımcı olmak, muradı anlamaya bakmak düşer”… Evet, onlar zamanı aşma gayesine ermiş batın yolu kahramanları ki, bizlerin, hadiseleri zaman içinde değerlendiriyor oluşumuzdan ötelerde bir yerde durdukları açık… Nitekim bugün görüyoruz, Ukrayna savaşı ile ortaya çıkan manzara kimsenin tahmin edemeyeceği şekilde gelişti. Rusya, Batı’dan koparak, Doğu’nun, İslâm’ın en büyük müttefiki hâline geldi. Şayet o ziyaret gerçekleşmiş olsa, Ahmedov’dan Putin’e kadar kimler tesir altına alınacaktı Allah bilir. Lâkin bu edepsizler hiç yüzleri kızarmadan işlerine devam eder, menfaatleri zarar görmesin yeter ki. Zaten Mahmud Efendi Çeçenistan’a gidebilseydi, Mahmud Efendi’nin etrafına kurdukları muhasara da oldukça zayıflayacaktı. Yani mesele sözde Çeçenistan hassasiyeti de değildi. O muhasara ile oluşan menfaat tezgâhı ki, bu tezgâh, üç beş kuruş verdikleri Kur’ân kurslarındaki talebelerini, “paralarını veriyoruz, elbette oy verecekler” diyerek AKP’ye oy vermek için teyakkuza geçirdiklerine dair ses kayıtlarının ifşa olmasıyla bir kez daha ortaya çıkmıştı.
KUMANDAN’I SANSÜRLEDİLER
Evet yaptılar, bu alçaklığı da yaptılar, Kumandan’ı da sansürlediler….
Kumandan’la röportaj yapıldı… Fakat işlerine gelmeyen, röportajın en önemli kısmını sansürlediler…
Kumandan’ın röportajının sansürsüz hâlini bir kez daha yayınlıyoruz. Röportaj okunduğunda zaten neresinin sansürlendiği de apaçık anlaşılacaktır:
“Salih Bey, kamuoyunda sizinle alâkalı ciddi bir operasyona şahit oluyoruz. Sizi yasadışı bir örgütün lideri gibi gösterme çabaları var.
Bununla birlikte en azından birkaç senedir uğradığınız haksızlık, hukuksuzluk ve hatta işkence üzerinden değişik kesimlerden size bir ilgi de var. Muhakkak ki şahsiyetinizin temeli, fikir adamı olmak. Ve aslında bu vasfınız her kesim tarafından biliniyor. Fakat bu fikir tarafınıza her nedense özellikle yaklaşmaktan kaçınılıyor.
Halbuki birçok alanda kitaplar yazdığınız gibi modern resmin tıkandığı bir zamanda geleneksel hat sanatıyla, resmi birleştirip yeni bir terkip meydana getirmişsiniz. Örneğin, Cim harfiyle çene, Kaf ile kulak, Ayn ile göz çizerek bir portre çalışmanız var. Gerçekten muhteşem. Nasıl başladınız ve bunun sizdeki karşılığı ne? Ve niçin bu yönleriniz topluma hiç gösterilmiyor?”
“Hukuk; normatif bir ilimdir… Bir formasyon ilmidir… ‘Olması gereken’e dairdir. Öte yandan ‘olan’ı da tanzim eder. Bu yönüyle; ideolocyayla âdeta denk bir yerdedir. Her şey demektir. Zaten İmam-ı Azam Hz.’i herşeyin temeli olarak; fıkhı görür. İmam-ı Gazali Hz.’i ise; siyaseti önceler. Esasında ve neticede; ikisi de aynıdır. İkisi de; hayatı bir bütün hâlde hâl ve fasletmeye ilişkindir. Biz, sırlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Eserlerimizde birçok bahsettiğimiz “sır idrâki” meselesi… Sır idrâki; ‘şiir idrâki’dir… Şiir idrâki tekâmül için şarttır ve bu yönüyle ahlâkî bir zorunluluk belirtir. Tekâmül sonsuz ve herkesin kendi istidadınca… Ve her şey kendi hâddizâtı içinde… İdrâk için, mânâların bilinmesi şartı vardır… Muhîddin-î Arabî Hz.’nin söylediği meşhûr söz… “Sûret olmadan da mânâlar ebedîyyen tecellîye gelmez.” Sûret denildiğinde hemen müşahhas nesneler anlaşılır… Her şeyin bir sureti vardır. Misâlen dil, ses suretine binmiş mânâlardır. Yani mânâlar da birer sûrettir. Sûreti küçümsememek lazım gelir. Bedeni nefsanî yönden ele aldığımızda ne kadar süfli olduğunu düşünürüz. Halbuki o ruhun üflendiği mekândır… Bunu böyle belirttiğimizde ‘fizik’in ne kadar ehemmiyetli olduğu anlaşılır. En basitinden şu; fizik olmasa, ruhu tanıyamayacaktık.
İBDA; Batı Tefekkürü ile İslâm Tasavvufu kanatları arasında yükselirken, birinciyi ikincinin önünde hesaba çeker, dönüştürür, sıçrama tahtası ve arınma teknesi olarak görür. Hat sanatı ile resim sanatı arasındaki ilişkiye bakışımız da bunun gibidir. Bu, İslâm’a Muhatap Anlayış’a nisbet etmiş bir insanın iç âlem düzeninin resim plânındaki bir anlayışıdır. Bahsettiğiniz ve benzeri çalışmalar, ressam ve sanatçılık iddiamız olmaksızın amatör bir ruhla, fikir adamı kimliğimiz ile yapılmıştır.
Resim, yani sûret, nesnelerin dış görünümleri, bugün kullanılandan çok daha reel faydaları haizdir. Resim; özünde bir fikri taşır. Yani o da bir fikrin sûrete binmiş hâlidir. Bir yanda sanat bir yanda sanat üzerine düşünenin varlığı…
Bir dönem merhum Cevat Ülger ile birlikte olmuştuk. O mimari ile ilgili anlatırdı. Taşın musikisinden bahsederdi. Şimdi ben mimar ve ressam değilim ama, eser kadar onu yapan insana da ilgi duyduğumdan, anlatılandan zevk duyarım. Picasso’nun bir sözü vardır… “Ressamın şahsiyeti, eserinden daha mühimdir…” Anlatabiliyor muyum? Resime bakarsın, sana belki birşey ifade etmez. Ama o ressamın hayatını illâ ki merak edersin.
Resim ve mimarî gibi hususlara ilgimi de buna bağlayabiliriz. “Suret olmadan manalar tecelliye gelmez!” esası üzerine bizim resmimiz. Ve bu genel fikir örgümüz içerisinde sadece hevesimi temsil eder resmim…”
TELEGRAM’A ŞÂHİT OLDUM!
Röportajın tam burasında Mirzabeyoğlu’nun kelimeleri toparlarken birden zorlandığına şâhit oldum. Meselenin Telegram’la alâkalı olduğunu bizzât kendisi belirtti.
Devamla…
“Süryanice’de vardır. Bir kelimede her harfin ayrı bir anlamı vardır. Bu dili konuşanlar o söyleniş biçiminden, ses tonundan, hangi kelimedeki anlamın kastedildiğini anlar. Kuşların ötüşünün de böyle bir anlamı vardır. Bu ses klişesi değil de sanki Süryanice gibi o sesle taşınan duyguyu aktarmaktadır. Zaten bizim gibi konuşsalardı, Hiyeroglif’leri çözercesine kuş dili de geçen 5000 sene içinde herhalde çözülürdü.”
“ÂDEME MAHKÛM ETMEK KOMÜNİSTLERİN İŞİDİR!”
“Şahsiyetimizden ayrı düşünülemeyecek fikrimizin ısrarla sükûtla karşılanması sorunuza gelirsek… Cevabı Üstadım’dan vereyim… Üstadım’ın şahsımın maruz kaldığı hâli de özetleyen meşhûr sözüdür; “âdeme mahkûm etmek komünistlerin işidir”… Sizi görmezler, duymazlar… Hakkınızda konuşmazlar… Sanki siz hiç yaşamıyorsunuz gibi davranırlar. Oysa ki çok iyi okurlar, yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ederler. İsminizi ağzına almadan yazılarınıza cevap bile verirler. Bununla ilgili olarak Büyük Doğu’nun bir kapağı vardı… Kapak yazısı şöyleydi: “Üzerimize bir milyon ton sükût külü döküyorlar!” Biz de bugün aynı hâldeyiz. Fakat eskiden beri bu metodu tatbik edenler Müslüman geçinenler olmuştur.
Romanlarınız hakkında, hikâyeleriniz hakkında edebiyat mahfillerinden niçin olumlu-olumsuz görüşler yazılmaz? Bir dönem çok meşhur olan mitinglerde yüzbinlerce kişiye bugün çok tanınmış kimi siyasilerce okunan Aydınlık Savaşçıları isimli eseriniz neden artık unutulmuş?
“Üstadım’ın bizim hakkımızda yazdıkları, söyledikleri malûm… “Müjdelerin Müjdesi” dedi, “bundan sonra onlar benim arkamdan gelmeyecekler, ben onların arkasından gideceğim” dedi, vs… Daha sonra bir takdim yazısı yazdı. Bizim zuhurumuzu “Dünya Çapında Bir Hâdise” şeklinde ândı… Bu TAKDİM yazısı bir devrimdir. Fakat bunun niçinini, nasılını, sonucunu benim değil, başkalarının kritik etmesi ve anlatması gerekirdi. (Burada konuşma dağılıyor… Çünkü Telegramcılar Salih Mirzabeyoğlu’nun konuşmasını engellemek istercesine devreye giriyor.) Fikir adamı olmanın zevkini ömrümde sadece Üstadım’ın yanındayken tattım. Ondan sonrası da artık pek ilgilendirmiyor açıkçası… Bak şimdi hatıralarım canlandı… (İç çekiyor, birdenbire durgunlaşıyor, derinlikli bakıyor…) Hatıra kabilinden anlatayım… Üstad benden üçüncü kişiden bahseder gibi bahsederdi: “Elime bir genç geçti, pîr geçti”… O, perşembenin gelişini çarşambadan anlayandı… Biraz önce söylediğin husus; “fikir haysiyetinin müstesna genci”… (Gözlerinin içi parlıyor. İç huzurunu o an fark edebiliyorsunuz)”
“BU SÖZLER İÇİN GECELER BOYU AĞLADIĞIMI BİLİRİM”
“Üstadım’ın bu sözlerini hak eden bir fikir adamı olabilmenin verdiği sorumluluk duygusundan dolayı geceler boyu ağladığımı bilirim. Hakediyor muyum? Bunu bir ömür boyu haketme şuur ve çabası… Anlatabiliyor muyum?”
“2014 yılındayız ve devlet adamlarına yapılan bir sürü başvuruyu ciddiye alıp araştırması bile yapılmadı Telegram konusunun. ‘Devlet, Telegram yok desin’ şeklinde beyanatlarınız oldu. Ama bu bile denilemedi. Telegram devam ediyor mu ve sizde ne gibi etkileri oluyor?”
Devam ediyor. Bu mesele, sadece basite, âlete indirgenecek bir mevzu değil. Fizik yanında metafiziğe bakan bir yönü de var. Her neyse; Türkiye’de varlığı hem teori hem pratik anlamda benimle gündeme birlikte gündeme taşındı. Ben, bana verilen zehri, bana uygulanan işkenceyi şifâya tahvil ettim… “Telegram Feylesofisi” olarak özetlediğim şekilde fikrimi tahkim ettim. Ruhçuluğun hakikatini ortaya koydum. Bu gücü bana verdiği için, Allah’a şükür makamında olduğumu söylemek isterim.…
Öbür yönden, geniş ayrıntıları ve uzmanları ile konuşulacak olan bir konu. Telegram‘da, Ölüm Odası‘nda vd. kitaplarımda konuyla alakalı izâhlar mevcut. Oraya müracaat edilebilir.
“YAŞAMA SEVİNCİMİ HİÇ KAYBETMEDİM!”
“16 yıldır hapistesiniz. İnsan sesinden, hayatın güzelliklerinden, özgürlüğünüzden mahrum bırakıldınız. Bir de bunun haksızca olması üzerinizde bir yük olarak acınızı arttırmış olmalı. Anne ve babanızın cenazesine bile katılmanıza izin verilmedi. Ailenizle bir arada görüşme izniniz bile yok.”
Öncelikle görüş mevzuunu izah edeyim…Ayda 1 açık ve bir kapalı, 1’er saat; ancak dediğiniz gibi hepsi ile bir arada değil tek tek. Görüşmeciler tek tek görüşe alındıkları için mesela 4 kişi ise her biri ancak 15-20 dakika görüşebiliyor. Ziyaretçisi kalabalık olan için bu zaman adam başı 5 dakikaya kadar inebiliyor. Düşünün 8-10 kişilik ailenin halini !.. Cezaevinde geçirdiğim bu süreç hiç değiştirmedi hayata bakışımı. Yaşama idealimi hiç kaybetmedim. Ben hala biraz sonra sanki dışarı çıkacakmış gibi ümit içindeyim. Çünkü davama güveniyorum…Ben 16 sene “çıktım çıkamadım” gibi meseleler içinde şuurlu olarak, bulunmadım. Mesela bana, “uğraş, 16 sene sonra çıkacaksın!” deselerdi, bugün o zaman dolmuş olmasına rağmen söylüyorum, bunu kabul etmezdim. Her zaman söylediğim gibi; “Eğer ben, bensem, olacak olan olur…” Bilmem söylemeye gerek var mı; ben “hayatı fikir, fikri hayat” anlayışının insanıyım. Ve herşeye, en başta da Telegram’a rağmen 16 seneyi verimli geçirdiğimi söyleyebilirim. Her zaman ettiğim duamdır: Allah herşeyin hayırlısını nasip etsin… Allah hayırlı ömür versin…”
“Son günlerde 28 Şubat davasında Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak gibi bazı paşaların da tahliye haberi geldi. Siz de duymuşsunuzdur. Bu sizi yaraladı mı?”
“Bunu hukuk haysiyeti çerçevesinde ilgilileri söylesin. Bu konuları daha önce birçok kez anlattım ve defaatle yazdım. Avukatlarım belirttiler, belirtiyorlar… O dönemde hem hukuk, hem ahlâk ve hem de İslâm adına en haysiyetli duruşu biz sergiledik. Karşılığında idam cezası verildi. İktidar değişti, ama bizim durumumuzda değişen birşey olmadı. Bu durum da gösteriyor ki; bütün iktidarların ortak düşmanı biziz. Anlıyorsun değil mi? Allah’a şükrederiz ki, bizde (işaret parmağıyla zik-zak işareti yaparak) böyle durumlar yok.”
“Son olarak ‘sizi sevenlere söylemek istediğiniz birşey var mı?’ diyorum.”
(Tebessüm ederek) Herkese çok selâm. Bize dua etsinler. Teşekkür ederim.
*
Yeni Şafak’ın hangi satırları sansürlediği hemen anlaşılıyor değil mi?
Kumandan’ın röportajından sonra, “yalancı” Albayraklar’ın paçavrasından geçmiş dönemdeki herzelerine dair bir kaç örneği de aşağıda gösterelim…
Geçmiş Yeni Şafak haberlerimizden:
*
*










