YENİ SEFALET ÜCRETİ VESİLESİYLE: ŞİKAYET ETMEK YERİNE NEOLİBERALİZMDEN ÇIKIŞ YOLLARI ARAMALIYIZ
Şevket Koray
Liberalizm, Kapitalizmin en ahlâksız ve zalim biçimidir. Kollektivizm serbest piyasa tartışmalarında “Serfliğin yollarından” bahsedenler bütün bir iktisadî sistemin kararını piyasa kod adlı azınlık bir şebekenin kollarına bırakmakta hürriyetlerin korunması bakımından bir mahzur görmezler.
Liberalizm, azgınlığın çoğunluğa ebedi tahakkümünün ideolojisidir. Bugünkü pratik içerisinde kitleler bunun şuuruna varmıştır.
Liberalizm, teşebbüs ve fikir hürriyeti rejimi değil, teşebbüs ve fikir hürriyetini bir azınlık elinde toplayan düzenin adıdır. Liberalizmin herkes için özgürlük vaadi bir palavradır. Bir savaş hilesidir. Nihayetinde azınlık hariç herkes için esaret getirme tuzağına hizmet eden tehlikeli bir yalandır.
Liberalizm, ferdi, sendikasızlaştırır, onu ailesinden kopartır. Tek başına bırakır daha sonra da yok eder.
*
(Pre-liberalizm) -yani merkantilizm- korsanlık, yağma, şiddet, köle emeği ve tekelleriyle dünyayı nasıl bir felakete sürüklediyse, buna karşı olan ama özünde, türlü vesilelerle aynı suçları işleyen Liberalizmin dünyayı sürüklediği hâl ortadadır.
Liberalizmde korsanların, misyonerlerin ve eli kanlı sömürgecilerin yerine iki farklı kılıktaki insan tipi almıştır: İlki, takım elbeseli ruh ve beden cellatlarıdır. Diğeri, sistemin sigortası ve hakiki yüzü, askerî kıyafetler içindeki emperyalizmin şiddet tekelinin tetikçileridir. (Yakın örnek İsrail’in işlediği soykırım, savaş suçları ve işgâl ve hukukdışı eylemler konusunda liberaller İsrail’den yana tavır takındılar.)
Liberalller Asya’da, Afrika’da ve Lâtin Amerika’da sayısız halka karşı şiddet uygulamaktan çekinmediler.
Bazen zor kullanarak bazen “yerel” yöneticilere rüşvet vererek ve genellikle piyasa hileleriyle köylülerin topraklarına el koydular. İşçileri sömürdüler, çocukları suça sürüklediler, kadınları eğlence endüstrisinin metası haline getirdiler, fuhuş turizmi rotaları kurdular. İlaçları patentlediler ve parasız hastaları ölüme terk ettiler.
“Yerel” halkları, “küresel” üretim zincirlerine “entegre” ettiler. Böylece büyük bir servet teşekkül etmesi için ucuz emek arzını garanti altına aldılar. Ülkelerin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını yağmalıdılar. Çöplerini ihraç ettiler, hükümetlere borç -kölelik- senetleri imzalattılar.
Milletimizi, ailemizi ve kendimizi korumak için liberalizmden çıkış yolları aramalyız.
*
Liberalizmin takım elbiseli ve üniformalı haydutlarının karşısında, İslâm Dünyası içerisinden mücadele eden ilk ses Büyük-Doğu-İBDA olmuştur. Türkleri köleleştirmek isteyen liberal odaklara karşı Büyük Doğu-İBDA şu ilkeleri savundu:
-İktisatta müdahaleci yaklaşım. (Azınlık için değil toplum/cemiyet için iktisat anlayışı ve siyaseti, bu demektir ki, iktisat politikası artık burjuva sınıfını kayırmayacak.)
-Özel mükiyet hakkına bağlı cemiyet sermayedarlığı. (Ülke kaynaklarının bütün toplum yararına kullanıldığı ve ölçek ekonomisinin nimetlerinden herkesin istifade ettiği bir sistem. Bu prensip, büyük şirketlerin var olma hakkını bütün toplum yararına kullanır ve halkı büyük şirketlerden hisse sahibi yapar. Bu kamu yararına şirketlerin dışında özel mülkiyet hakkı ve teşebbüs hakkı vardır. Şirketlerin faaliyetleri devlet tarafından izlenir ve topluma zararlı hale geldiği ölçüde sınırlandırılır. Böylece, özgürlük ve adalet arasında bir denge noktası aranır. Bu ilke aynı zamanda refahın halka yayılması amacına da hizmet eder.)
-Güçlü bir para politikası. (Para arzı sınırlandırılır ve enflasyonun önlenmesi büyük bir stratejik hedef olarak ortaya konulur. Büyük Doğu-İBDA enflasyonu bir suç olarak görür ve “paranın ayarıyla oynayanları” hırsızlıkla itham eder.)
-Dış ticarette millî bir duruş. (Gerekirse gümrüklerin kapatılmasına varan ve ülkeyi yoksullaştıran dış ticaret açıklarını kapatıcı siyaset silsilesi, bugünkü Afrika’daki bağımsızlık taraftarı yeni inkılâpçı hükümetler bu ilkeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar.)
-Yeni bir, para, banka ve finans sisteminin inşası… Şüphesiz ki bu sistemin temel ilkesini faiz yasağı oluşturur. (İşin en zor kısmı burasıdır. Günümüzde faizsiz bankacılık üzerine önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bizce keskin ve hızlı dönüşüm yerine kademeli bir dönüşüm benimsenmelidir. İlk iş olarak da finans kuruluşlarının devletleştirilmesi veya vakıflaştırılmasıyla başlanabilir. Para arzının genişletilmesi ve sıkılaştırılması ile ilgili politikalar faizsiz bir sistem üzerinden yürütülecektir. Para, piyasaya, bankalar üzerinden faizli bir sistemle sürülmek zorunda değildir.
Şirketler faiz karşılığında borç almak yerine hisse senedi karşılığında sermaye toplayabilir.
Zamanla bankaların işlevi, faizle borç vermek yerine, faizsiz finansman ihtiyaçlarına ve para transferlerine aracılık hizmetlerine dönüşecektir.
Banklar tüketicilere faizle borç vermeyecekler, bu ihtiyacı vakıflar ve fertler faizsiz olarak “karz-ı hasen” biçiminde karşılayacaktır.
Burada önemli nokta bugün bankaların faiz karşılığında yaptığı işlemleri -yatırım amacıyla verilen krediler, bireysel krediler vb.- cemiyet yararına gerçekleştirecek, kâr amacı gütmeyen vakıfların kurumsallaşmaya başlamasıdır.
Mesela, “Kalkınma ve İmar Vakfı”, “Mahsulü Zarar Görmüş Çifçilere Yardım Vakfı”, “Savunma Sanayisini Geliştirme Vakfı” “Mahalle Sakinlerinin İhtiyaçlarını Karşılama Vakfı”, “… Şirketi Çalışanların Refahını Arttırma Vakfı”, “Hayır Kurumlarını Mali Açıdan Güçlendirme Vakfı”, “Şehirleri Güzelleştirme Vakfı”, “Ziraatı ve Sanayii İhya Vakfı”, “Sinemayı Destekleme Vakfı”…
Banka sistemi ve tefeci kurumlar ödemelerin kolaylaştırılması ve kredi ihtiyaçları için doğdu ve bugünkü halini aldı. İslâm faizi yasakladı ve yerine karz-ı haseni koydu. O halde İslâm rejiminde mali kurumların temeli sadaka, cemiyet yararına sermayedarlık, vakıflar ve en önemlisi “karz-ı hasen”e dayanır.)
-Milli kaynaklarla kalkınma stratejisi. ( Marshall Plânı, neoliberal dış sermaye yatırımları vb eliyle Batı’nın periferisi, sermayenin, hammadde ve ucuz işgücü deposu ve pazarı değil, gerçek bir iktisadî güç olma yolundaki politika tercihleri… )
*
Bugün millî kurtuluşun tek reçetesi, BÜYÜK DOĞU-İBDA iktisat düşüncesinin uygulanmasından geçer. Zalimlerin, Allah’a karşı gelmekten vazgeçmelerini çaresizce beklemenin bir anlamı yoktur. Şikâyet etmek yerine kurtuluş yollarına odaklanmalıyız. Allah’ın yardımı yakındır!










