YENİ YILA GİRERKEN UKRAYNA CEPHESİNE BAKIŞ
Hazal YALIN
Yaklaşan mütareke: daha büyüğüne hazırlık
Kiev rejimi, yani batı bloğu, Ukrayna’da çatışmayı sürdürebilme yeteneğini büyük ölçüde engelleyen ve Rusya ordusunun taarruzu altında büyük insan ve malzeme kayıplarından başka sürekli geri çekilmesine yol açan bir dizi kısıtla karşı karşıya.
Rejim Rusya’nın derinlerine dron saldırılarını sürdürmeyi başarıyor. Ancak vurulan hedefler çoğunlukla askeri önem taşımıyor; rejim sadece derinlere uzanabileceğini göstermek ve mümkünse sivil havaalanlarının çalışmasını engellemek istiyor. Siyasi amaç ise Trump yönetiminde katlanacak olan ateşkes girişimlerini engellemek için Rusya’yı provoke etmek.
Oysa batının Rusya ile savaşı askeri cephede mevcut konvansiyonel imkanlarla sürdürebilmesi artık çok güç.
Kabaca bakalım.
Kısıtlar
Her bir Patriot taburunda 4-6 batarya, her bir bataryada da 6-8 rampa bulunuyor. Patriot sistemi denirken kastedilen şey genellikle bataryalar; zira her bir batarya radar seti, angajman istasyonu, fırlatma rampaları ve füzeleriyle bir operasyonel birim teşkil ediyor. ABD’de muharebe görevinde (aktif durumda) 15 Patriot taburu var, bunun ortalama 75 Patriot sistemi olduğunu kabul edelim. Bütün dünyada aktif durumda kaç adet Patriot bataryası olduğu belirsiz; ancak (60 veya 220 gibi daha nadir karşılaşılan, bu nedenle uç sayılabilecek sayıları dikkate almazsak) genellikle 150-170 arasında sayılar telaffuz ediliyor. Kiev rejiminin başındaki komedyen-başkan, 24 Temmuz’da, halihazırda 25 Patriot sistemi, yani bütün aktif bataryaların yüzde 15-17’sini aldıklarını söylemişti. 9 Aralık’ta 10-12 batarya daha almak istediklerini açıkladı — hangi kaynakla mı? Rusya’nın dondurulan varlıklarıyla:
“Ben gerçekten anlamıyorum, bir sistem 1,5 milyar dolar. Lütfen Rusya’nın varlıklarından alın, bu parayı alın — 30 milyar dolar. Bunun fiyatı 30 milyar dolar, ama hava sahamızı tamamen koruyacak.”
Sayılar böyle gevşekçe telaffuz edildiğinde oranlardaki astronomik tırmanışlar belirsizleşiyor. Eğer Kiev rejiminin, Rusya’nın varlıklarından 30 milyar dolarcığın RTX kasalarına devredilmesi gibi “başkanın” önceki mesleğini hatırlatan, kötü bir farstan fırlamışa benzeyen sözlerini görmezden gelip Ukrayna’ya verilmesini istediği sistemlerin oranına bakarsak şu tabloyla karşılaşırız:
Rusya bu yılın ağustos ayında, çatışmanın başında o tarihe kadar 12 Patriot bataryasını yok ettiğini açıkladı. Bu, bütün dünyadaki aktif Patriot sistemlerinin yüzde 7-8 kadarının Ukrayna topraklarında ortadan kaldırıldığı anlamına gelir. Rejim bununla yetinmeyerek dünyada kalan aktif durumdaki bütün Patriot bataryalarının yüzde 8-9’unu daha istiyor. Bu da toplamda, 2022 şubat ayı itibariyle aktif bataryaların yüzde 19-21’i anlamına gelir.
Mesele sadece bu sistemleri vermeye istekli olunması veya Rusya’nın dondurulmuş varlıklarının çalınarak bu amaçla kullanılması değil. Daha temel bir sorun var: üretim kapasitesi. Raytheon en iyi ihtimalle yılda 3-4 batarya üretebiliyor. Yani Rusya’nın iki yılda yok ettiği 12 batarya 3 yıllık üretim sürecinin ürünü.
Üretim kapasitesi kısıtı bütün silah sistemlerinde, hatta mühimmatlarda bile var. Stalin 5 Mayıs 1941’de Harp Akademileri mezuniyet töreninde şöyle demişti: “Topçu modern savaşın tanrısıdır.” Savaş konvansiyonel yöntemlerle sürdürüldüğü sürece bu söz geçerliliğini koruyacaktır. Halen sürmekte olan, kimi bilinen kimi de sır tutulan ülkelerin depolarından Kiev rejimine sevk edilen stoklara rağmen 155 mm topçu mühimmatı krizi bu nedenle büyük önem taşıyor. Bu yılın mayıs ayında Sky News, ABD ve Avrupa’nın yıl boyunca toplam 1,3 milyon topçu mühimmatı üretmesinin beklendiğini, oysa Rusya’nın bunun 3,5 katını 4,5 kat daha ucuza ürettiğini yazmıştı. Başka deyişle, Rusya’yla savaşan ülkelerin toplam mühimmat üretimi bile savaşın ihtiyaçlarını karşılamıyor.
Üçüncü bir kısıt, Rusya’nın elektronik muharebe sistemlerinin yarattığı etki. Daha bu yılın temmuzunda The Wall Street Journal, Rusya’nın elektronik muharebe yoluyla yüksek hassasiyetli mermileri etkisizleştirmeyi başardığını, mesela M982 Excalibur’ların artık kullanılamadığını, HIMARS’ların “sağırlaştırıldığını”, Boeing ve Saab ortak üretimi GLSDB yüksek hassasiyetli mühimmatını hatta bazı radyo-elektronik muharebe vasıtalarını bile devre dışı bırakmaya başladığını yazmıştı. Yani batı kaynaklarının satır araları da Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamalarını en genelde doğruluyor; batı bloğunun konvansiyonel silah sistemlerinin yıkıcı etkisi zayıflatılıyor ve bu onları daha da gelişmiş elektronik muharebe sistemleri üzerinde çalışmaya itiyor. Kuşkusuz askeri açıdan daha ileri sistemler geliştirmeleri mümkün ve geliştireceklerdir de, ama onlar bunu yaparken Rusya da kendi elektronik muharebe sistemlerini aynı hızla geliştirdiğinde bu hamle üstünlüğünü korumak anlamına gelir.
Dördüncü kısıt asker kaynakları. Batı bloğu (Britanya’nın müflis ve müstafi başbakanlarından Johnson’un veciz ifadesiyle) Rusya’ya karşı “son Ukraynalıya” kadar savaşmaya kararlı; ama Ukraynalılar da sonsuz değil. Trump bu ayın başında Ukrayna’nın kayıplarını 400 bin olarak telaffuz etti. (Aynı yerde Rusya’nın kayıplarının da 600 binden fazla olduğunu söyledi.) NATO’nun çiçeği burnunda genel sekreteri Rutte de geçtiğimiz günlerde çatışmanın başından beri toplam kayıpların 1 milyonu bulduğunu ve her hafta 10 bin kişinin öldüğünü veya yaralandığını söylemişti. Bu, öyle anlaşılıyor ki, rejimin “müttefiklerine” bildirdiği sayı. Rusya’ya göre kendi kayıplarının bu sayılarla uzak yakın ilişkisi yok, Kiev rejiminin kayıpları ise bunun çok daha üzerinde. Savunma Bakanı Andrey Belousov 27 Aralık’ta sadece bu yıl boyunca karşı tarafın ölü ve yaralı kayıplarının 560 bin kişiyi bulduğunu, bunların sadece 40 bininin Kursk istikametindeki kayıplar olduğunu açıkladı. Bu da 24 Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’nın toplam kayıplarının 1 milyonun üzerinde olduğu anlamına gelir.
Putin’in bu yılın başında “geri dönüşsüz kayıpların” oranını bire beş olarak andığına bakarak, Rusya’nın kayıpları da 200 bine yakın olmalı. Her halükarda Rusya’nın insan kayıpları telafi edilmeyecek seviyede değil; nitekim yıl boyunca 450 bine yakın sözleşmeli personel daha alındı. Kiev seferberlik celp yaşını nisan ayı başında 27’den 25’e düşürmüştü. ABD dışişleri aralık ayı başında (giderayak) “ABD ve müttefiklerinin” Ukrayna’da celp yaşını 18’e düşürmeyi zaruri gördüklerini açıkladı. ABD dışişleri sözcüsü Matthew Miller de seferberliğin 18 yaşa indirilmesi halinde Kiev ordusunun ek teçhizat ihtiyaçlarını karşılayacaklarını söyledi. Kiev’deki komedyenlikten terfi başkanın danışmanlarından Dmitriy Litvin seferberlik yaşını düşürmeyi planlamadıklarını ileri sürdü ancak hemen ardından Rada, seferberlik yaşının düşürülmesi çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.
Bununla birlikte celp yaşının 18’e düşürülmesi de silahlı kuvvetlerin personel açığını tamamen kapatmayacak. Birkaç gün önce Independent, Finlandiya merkezli Black Bird Group’a atıfla yazmıştı bunu: geri kalan her şeyin mükemmel olduğu, kimsenin ülkeyi terk etmediği, firarların yaşanmadığı, insanların celpten kaçmadığı, askere alma bürolarının önünde sıraya girdikleri kabul edilse bile 18 yaş, orduyu gereken mevcudun yüzde 85’ine bile yaklaştırmayacak.
Beşinci kısıt insan kaynakları. BM verilerine göre 2024 şubat itibariyle toplam 14 milyon Ukraynalı yaşadığı yeri terk etti, 6,5 milyon da ülke dışına çıktı. Rusya’ya giden 5 milyon insan (sadece Rusya’ya katılan dört federal bölgenin halkı değil) bu sayının dışında. 2022 başında 40 milyon civarında olan Ukrayna nüfusu bu yılın ortasında en iyi tahminlerle 29 milyona düştü. Üstelik yıl boyunca ülkeden ayrılanların sayısı hızla artıyor. Ukrayna verilerine göre sadece bu yılın başından 19 Aralık’a kadar toplam 3,2 milyon kişi Ukrayna’yı terk etti (Rusya hariç). 2010-2014 arasında Ukrayna başbakanlığı yapan Nikolay Azarov geçe hafta haklı olarak, savaş bittikten sonra bile bu insanların geri dönmesinin beklenemeyeceğini söylemişti: “Ukrayna’dan ayrılanların yüzde 50’sinin hiç geri dönmeyeceğini kabul etmek gerek, çünkü bunlar aileleriyle gittiler, iş ev ev buldular. Dönmeyi düşünenlerin yaklaşık yarısı veya belli bir yüzdesi ancak normal bir iktidar ve ülkenin gerçek anlamda yeniden imarının başlaması durumunda döner. Bugünkü rejim kalmaya devam ettikçe gidenlerin yüzde 90’ı dönmez, çünkü bu durumda kendileri için bir gelecek görmezler.”
Mütareke
Kavramları yerli yerine oturtmak gerek. Ateşkes, sahadaki askeri durumla ilgili, cephenin bir bölümünü veya tamamını kapsayabilecek anlaşmadır. Özellikle cephenin sadece belli bir bölümüyle ilgiliyse ille de yazılı olması gerekmez ve hatta bazı durumlarda sadece bir centilmenlik anlaşması olarak uygulanır. Mütareke genel ateşkestir. Ateşkes cephe hattında askeri taraflar arasında imzalanır veya üzerinde anlaşma sağlanırken mütareke devletler arasında imzalanır. Çatışmanın nedenlerinin ortadan kaldırılması için nihai siyasi düzenlemeye zaman kazandırır. Barış anlaşması ise çatışmanın siyasi nedenlerini ortadan kaldırmayı amaçlar.
Mevcut durumda temas hattında bir mütareke kaçınılmaz görünüyor.
Bunun nedeni şudur: Ukrayna artık bir “mesele” olmaktan büyük ölçüde çıkmıştır, çünkü mesele yaratma potansiyelini kaybediyor. Rusya’nın Kiev’in NATO’ya üyeliğine asla izin vermeyeceği yeterince açık. Rejimin mevcut askeri potansiyeli büyük ölçüde yok oldu ve dahası, emperyalist bloğun bütün üretim kapasitesi kullanılsa bile kaybı karşılamıyor. Rusya Genelkurmay başkanı Gerasimov 17 Aralık’ta Kiev rejiminin 2022 şubatından bu yana toplam 30 ülkeden 350 milyar dolardan çok “yardım” aldığını, bunun 170 milyar dolarının da askeri içerikli olduğunu söylemişti. Bu muazzam meblağın Rusya’yı yenmek şöyle dursun artık savaşmaya bile yetmediği anlaşılıyor.
Herkes bunun farkında — bu nedenle hazırlanmak için zamana ihtiyaçları var.
“Hazırlık”
Neye hazırlanmak?
Rutte 13 Aralık’ta “Rusya ile batı arasında şu anda ne savaş ne barış durumu olduğunu ve Rusya’nın Ukrayna ve batı ile uzun süreli bir karşı karşıya gelişe hazırlandığını” söylemişti. Meali, Rusya ile savaşa hazırlandıklarıdır.
Bu artık hiçbir seviyede gizlenmiyor da. NATO askeri komite başkanı amiral Rob Bauer 25 Kasım’da, Rusya ile NATO ülkeleri arasında silahlı çatışma çıkması halinde Rusya topraklarında “yüksek hassasiyetli hedeflere önleyici vuruş” konusunu NATO bünyesinde görüştüklerini söylemişti. Bauer’e göre: “Akıllıca olan beklemek değil, Rusya’nın bize saldırması halinde Rusya’daki rampaları vurmaktır. Bize saldırı için kullanılacak sistemlerini devre dışı bırakacak yüksek hassasiyetli kombine bir darbe zaruridir, ilk darbeyi biz vurmalıyız.” Üstelik Bauer, “iş dünyasına” da “savaş zamanı senaryosuna” hazır olma ve üretim ve dağıtımını buna göre düzeltme çağrısı yapmıştı: “Bütün kritik hizmet ve malların tedarikini sağlayabilirsek bu caydırıcılığımızın önemli bir parçası olacaktır.”
Bu tam bir kapitalist reorganizasyon anlamına geliyor: Avrupa’da sanayisizleştirme değil sanayinin askerileştirilmesi. Üstelik neocon manyaklığından değil esasen savaşın ne demek olduğunu bildiği için bu tür meselelerde her zaman daha dengeli olmayı tercih eden askerlerden gelmesi de önemi katlıyor. Yeni planlanmış bir şey değil, hatta 24 Şubat 2022 ile de ilgisi yok — ABD’nin Avrupa’daki “Reichsführer”i, Avrupa Komisyonu’nun başındaki “baronesin” 2023’te Münih Konferansı sırasında açıkça söylediği gibi, daha 2021 eylülünde proje hazırdı. Ancak vasatlıkları, çapsızlıkları, hesapsızlıkları nedeniyle bir türlü doğru düzgün beceremediler. Şimdi bu süreci hızlandırmak için yeni baştan zamana ihtiyaçları var. Trump’ın NATO üyelerinin askeri harcamalarını GSYH’nın yüzde 2’si de değil, çok daha yükseltmeleri gerektiği açıklaması (Trump’ın yüzde 3,7 oranını konuştuğu söyleniyor; The New York Time ise geçen ay yüzde 5’ten söz etmişti), eğer gerçekleşirse, sadece ABD’nin değil Avrupa elitinin de avantajına, çünkü aslında tam da bu reorganizasyonu hızlandırmak için biçilmiş kaftan.
Eğer hasmınız savaşa hazırlanıyorsa siz de hazırlanırsınız. Rusya epey zaman batıyla Avrupa’da konvansiyonel savaş fikrini anmaktan kaçındı. En azından beyanatlarda NATO ile olası bir çatışmanın Ukrayna’da veya Ukrayna’yla ilişkili olması beklentisi daha güçlü görünüyordu. Örneğin Dışişleri bakan yardımcısı Ryabkov bu ayın başında, “ABD’nin ve diğer NATO üyelerinin Ukrayna krizini tırmandırmaya yönelik eylemlerinin” NATO ile doğrudan çatışma ihtimalini artırdığını söylemişti. 16 Aralık’ta ise Savunma bakanı Belousov ilk defa, “Orta Asya ve Afrika, Kafkaslar ve Transdinyester’de muhtelif görevlerin yerine getirilmesi ve askeri varlığın sağlanmasının” zaruretinden söz ettikten sonra şöyle dedi: “Orta vadede durumun her tür gelişmesine tam anlamıyla hazır olunmalı. Önümüzdeki on yılda Avrupa’da NATO ile olası askeri bir çatışma da dahil. Geçen temmuz ayında NATO zirvesinde alınan kararlar buna hazırlık. Keza bu, ABD ve diğer NATO ülkelerinin doktrinel belgelerinde de yansımasını buluyor.”
Öyle anlaşılıyor ki aklı az çok başında herkes NATO ile Rusya arasında bir savaş fikrini giderek daha olası görüyor. Batı, bunu kendisi kışkırttığı, buna ihtiyacı olduğu için. Rusya, savaşı durduracak gücü olmadığından.
Her ikisi de reorganizasyondan geçmek zorunda. İlkinin ekonomiyi tamamen militarize etmesi gerekli. AB’nin faşist-frankist Borrell’den sonra dış siyaset şefi (yani savaş bakanı) olan Kaja Kallas geçen yıl Estonya başbakanlığı koltuğundayken Rusya’nın dondurulmuş varlıklarını teminat göstererek savaş bonoları çıkarılmasını savunmuştu. Aynı Kallas bu ayın ortasında da Rusya’nın batı tarafından “ele geçirilen” varlıkları üzerinde kanuni hakları olmasına rağmen bu fonlar Kiev rejiminin yeniden tesisi için kullanılıncaya kadar onları alamayacağını söyledi, hatta daha da ileri giderek ekledi: “Onlardan bir şey kaldığından da emin değilim.” Nihayetinde yurtdışı varlıklar itibaridir. Üzerinde işlem yapabilmek için hesapta olması değil görünmesi yeterlidir. Bu nedenle, Kallas’ın kelimelerin şehvetine kapılmadığını, durumun gerçekten böyle olduğunu düşünmek için yeterli sebep var.
Rusya açısından ise Sovyet mirası savunma kompleksi öylesine devasa bir yapı ve sivil ekonomiyle öylesine kopmaz bağlarla bağlı ki bu kompleksin reorganizasyonu değil sadece iyileştirilmesi ve genişletilmesi gerekli. Ama savaşa hazırlanıyorsanız insanları buna ikna edebilecek argümanlar bulmanız, bu argümanları savunabilecek insanlar bulmanız, güncel görevleri yerine getirebilecek kadrolar bulmanız, ortak değerleri öne çıkartabilmek için gelir adaletsizliklerini geriletmeniz, insan kaynaklarının yeterliliğini sağlayabilmek için toplumun kendini yeniden üretimi anlamına gelen doğum oranlarını yükseltmeniz, sivil sanayi çıktısını artırmanız, teknolojik üstünlüğü ele geçirmeniz, iktisadi bağımsızlığı sağlamanız ve korumanız… gerekli. Bu karmaşık sürecin tamamlanması için de zamana ihtiyaç var.
Kısacası, sadece Trup öyle istiyor diye değil, bütün taraflar için mütareke gerekli. Sorunun bunun ne şekilde yapılacağı ve ardından barış anlaşmasına varıp varmayacağı.
Rusya’nın pozisyonu
Rusya tarafından son bir haftada iki programatik açıklama var.
25 Aralık’ta Rusya Dışişleri bakanı Lavrov batıyla gelinen durumu açıkça ifade etti: “Halen batıda ve Ukrayna’da yürütülen görüşmelerin anlamı hakkında. Burada sözkonusu olan sadece bir mütareke, Kiev rejiminin Batı’nın yardımıyla bir kez daha güç toplamasına ve efendilerinin Rusya’yı ‘stratejik bir yenilgiye’ uğratma talimatlarını yerine getirmek için yeni girişimlerde bulunmasına izin verilmesi. … Mütareke bizi tatmin etmez, bize güvenilir, hukuken bağlayıcı mutabakatlar gerekli.” Lavrov’a göre bu mutabakatlar da Ukrayna çatışmasının temel nedenlerini ortadan kaldırmalı: “Avrupa’da ortak güvenlik, NATO’nun genişlemesi, AB’nın geçtiğimiz günlerdeki NATO’nun altında yer alma ve esasen de bu örgütler arasındaki bütün farkları ortadan kaldırma kararı, ve elbette kimi bölgelerde yaşayan ve Rusya ile birleşmeden yana açıklamalarda bulunan insanların hakları da buna dahil.”
Putin ertesi gün, “batılı uzmanların Ukrayna çatışmasının 2025’te son bulmasını bekledikleri” yorumuna karşılık aynen şu ifadeleri kullandı: “Ağzınızdan bal damlıyor. (Rusça “Sizin dudaklarınızdan bal içmek” deyiminin Türkçe karşılığı. – bn.) Biz de çatışmayı bitirmeyi hedefliyoruz.” Ancak hemen arkasından, Kiev rejiminin NATO’ya girmesinin 10-20 yıl ertelenmesinin garanti edilmesine karşılık çatışmayı dondurma planları konusunda şöyle dedi: “ABD’nin seçilmiş başkanının şu anda oluşmakta olan ekibinde neler konuşulduğunu bilmiyorum. Bildiğim şu: halen görevdeki başkan Biden bana bunu daha 2021’de söylemişti. Tam da bunu teklif etmişti: Ukrayna’nın NATO’ya girmesini 10-15 yıllığına ertelemek — çünkü Ukrayna henüz ‘hazır değil’. Ben de kendisine makul bir cevap verdim: tabii ya, bugün hazır değil, hazırlayacak ve kabul edeceksiniz. … Bizim için ne fark var? Bugün, yarın veya 10 yıl sonra. Seçilmiş başkanın gelecekteki ekibinin açıklamaları hakkında bilgim yok, ama bu anlamda, eğer öyleyse, mevcut yönetimle demin söylediğiniz teklifler arasında ne fark var? Hiçbir fark yok. Durumun bundan sonra nasıl gelişeceğini, seçilmiş başkanın yönetimdeki meslektaşlarına ne gibi talimatlar vereceğini bilmiyorum. Bakalım.”
Demek ki Rusya’nın tutumu şu şekilde formüle edilebilir: Geçici bir ateşkes veya mütareke değil kalıcı bir siyasi anlaşma istiyoruz. Bununla birlikte kalıcı bir anlaşma geçici mütarekeleri dışlamaz. Barışın temeli ancak Putin’in temmuz ayındaki ültimatomu olabilir, başka da bir şey olamaz. Bu anlaşma en ideal şartlarda Avrupa’da yeni bir güvenlik mimarisi (AB’nin görev tanımının NATO dışında yapılmasını), Transdinyester ve belki Gagavuz meselesinin çözülmesini, NATO’nun daha fazla genişlemeyeceği garantisini kapsamalı. Bu sonuncusu sadece Ukrayna’yı değil, Moldova ve Gürcistan’ı kapsar.
Batının pozisyonu
Ara başlığı “batı” diye attım; ancak bu yanıltıcı olmamalı. Ağustos ayında Harici’de şöyle yazmıştım: “Ateşkes meselesi Kiev’den Washington’a, Londra’dan Budapeşte’ye kadar sabah akşam konuşuluyor olmalı bugünlerde — ama diğer Avrupa başkentlerinde değil, onlar önemsiz, onlar rüzgâra kapılmış bir sivrisinek gibi amaçsızca uçup duruyor.” Dolayısıyla, batıda sadece iki pozisyon var: ABD ve Britanya. Britanya savaşı bütün sınırlarına kadar yaymayı ve Avrupalıları bu amaçla canlı top mermisi olarak kullanmayı amaçlıyor. Bu aynı zamanda, öyle görünüyor ki, esas itibariyle The City’nin temsil ettiği küresel mali sermayenin de pozisyonu. Nihai başarı kazanma şansı yok, ama zaten bunun peşinde değil; sadece çatışmanın öngörülemez bir geleceğe kadar devamını hedefliyor.
ABD’nin ise üç alternatifli bir senaryo sunacağı belli oldu. Epeydir konuşulan şeyler; ne var ki formülasyon en kesin şekliyle ilk defa 6 Aralık’ta İtalyan Il Fatto Quotidiano’da yayınlandı. Buna göre alternatifler şunlar:
1) Ukrayna’nın “Alman modeline” göre bölünmesi ve Kiev rejiminin kontrolü altındaki bölgelerin NATO’ya alınması. 2) İkinci senaryo “Avrupa’daki İsrail”: yani NATO’ya üye olmayacak ama askeri “yardım” almaya devam edecek. 3) Çin ve Hindistan gibi NATO üyesi olmayan ülkelerin barışgücü askerlerinden oluşturulacak bir uluslararası misyon kurulur.
Birinci alternatifin uygulanması, sadece Rusya’nın pozisyonu açısından değil, ABD’nin Trump yönetiminde Rusya ile büyük çatışmayı öteleme kararlılığı nedeniyle de mümkün değil. İkinci alternatif Minsk kandırmacasının devam etmesi anlamına gelir; ABD açısından en ideal formül olmasına rağmen Rusya’nın kabul etmesi mümkün değil.
En ideal formül üçüncü alternatif gibi görünüyor; ama bu da sadece bir mütareke demek. Sorun herhalde şimdilik barışgücünün kimlerden oluşacağı meselesinde düğümleniyor olmalı. Rusya (belki Macaristan ve Slovakya dışında) NATO ülkelerinin barışgücüne katılmasını kabul etmeyecektir. Bunun yerine “küresel güney” denen şeyden bir güç toplanabilir.
Rusya’nın üçüncü alternatif üzerinde durmasının bir nedeni de Trump’ın olası bir sistem-yıkıcı rol oynama ihtimaline dayanarak onun elini zayıflatmaktan kaçınmak olabilir.
Kiev’de “üçlü ittifak”
Her halükarda mevcut Kiev yönetiminin suyu ısınmış olmalı. Bu yönetim ancak Britanya’nın desteğiyle ayakta kalabilir. Londra da bunu sağlamaya çalışıyor: Poroşenko’nun geçen gün yaptığı “devleti zayıflatmamak için” yakın zamanda seçim yapılmaması çağrısı buna işaret ediyor. Belki de müflis ve müstafi başkumandan, müflis ve müstafi başkan ve müflis ve komedyen başkanın resmi yahut gayriresmi koalisyonunun peşindeler. Bunların ilki uluslararası basına demeç verirken arkasına Bandera’nın portresini koyacak kadar pervasız ve inanmış bir faşist, ikincisi Polonya’yla da “güven” ilişkileri geliştirmiş “çikolata kralı”. Üçüncüsü ise koltuğunu sadece en zayıf (ultimus inter pares) oluşuna borçlu. Askeri-siyasi meseleler hakkında söyledikleri kendisini belki de I’inci Napoléon’la karşılaştırdığını gösteriyor; ancak I’inci Napoléon’un kaderi bir yana, belki de bir III’üncü Napoléon farsı olarak tanımlamak daha doğru.
Bu “üçlü ittifak” olmayacak işin, birinci alternatifin peşinde.
Ne olacak?
Rusya çatışmanın en başında Ukrayna’da demilitarizasyon, denazifikasyon ve NATO’ya girmeme güvencesi hedeflerini koymuştu. Bunların üçü üzerinde de, Amerikan yönetiminin talimatı ve Johnson’un tek bir Kiev ziyaretiyle tuvalet kâğıdından değersiz kılınan İstanbul ön-anlaşmasında mutabakata varılmıştı. Daha sonra bunlara temmuz ayında Putin’in Dışişleri kolezyumu önünde okuduğu ültimatomuyla “sahadaki durum” da eklendi.
Trump yönetiminin üçüncü alternatifinin Rusya açısından kabulünü güçleştiren şey rejimin “denazifikasyonu” hedefi. Bu, tabiatı itibariyle, mevcut yönetimin şu veya bu şekilde, tercihan seçimler yoluyla tasfiyesini gerektirir. Çikolata kralı, komedyen ve müflis “başkumandanın” seçimleri yaptırmama kararlılığı ise tam da buna yönelik.
Ne olacak peki? Bana kalırsa şubat-mart aylarından itibaren üçüncü alternatife dayanan bir mütarekeye varılacak ve ABD’nin dayatmasıyla mayıs ayında Kiev’de seçimlere gidilecektir — eğer Britanya engelini alt edebilirse. Seçimin örgütlenmesi mütarekenin devamı açısından kritik önem taşıyacaktır. Britanya’nın Kiev üçlüsü üzerinden seçimleri engelleme baskısının Trump’ın kararlılığını yumuşatacağını sanmıyorum; herhalde Trump Jr.ın sosyal medya hesabında ilkinde dolar yağmurunu keserek, ikincisinde bir tekmeyle kadrajın dışına atarak editlediği Kiev’deki komedyen başkan da bunun yeterince farkındadır.
Ve bütün bunlar “hazırlanmak” için.










