BU ÖDÜL BİR ‘İHTAR’DIR
2024 Necip Fazıl Fikir-Araştırma Ödülü sahibi Dr. Mustafa Merter: ‘Necip Fazıl adına verilen bu ödülü aslında bizim de mesuliyetimizin şuuruna varmamız, cehdimizi artırmamız için bir işaret ve hatta ihtar gibi görüyorum. Zira devir değişmiş olsa bile hak ile batıl arasındaki mücadele bugün de aynen devam ediyor’
Akşam Gazetesi Kültür Sanat Editörü Bedir Acar, Batı eksenli modern psikoloji kuramlarına yönelik eleştirel okuması, psikoloji ve psikiyatri alanında yaptığı çığır açıcı çalışmaları ve güncel toplumsal sorunlara yönelik yoğun dikkatini yansıtan eserleri nedeniyle Necip Fazıl Fikir-Araştırma Ödülü’ne layık görülen Mustafa Merter ile Necip Fazıl’ın geride kalanlara örnek oluşturan manevi mirası üzerine konuştu.
Bir psikiyatrist olarak, Necip Fazıl gibi büyük mütefekkirlerin toplum üzerinde bıraktığı etkiler hakkında neler söylersiniz?
Karşı konulamaz sanılan akıntıya kapılıp sürüklendiğinde, bazı insanlar ümitlerini kaybetmez ve mücadelelerini sürdürürler, bunlar sadece o zamanın kahramanları değil, gelecek bütün nesillerin de mefkûre abideleridir. Bendenizin dünyasında da Necip Fazıl böyle bir nadide misal teşkil ediyor.
Necip Fazıl’ı bir dava adamı olarak nasıl değerlendirirsiniz?
Kur’an-ı Azimüş-şan üzerinden mütalaa edersek, Necip Fazıl’ın hayatı, Maide Sûre-i Celîlesi 54’üncü âyet-i kerîmesinde zikredilen İslâm ahlâkının hakikat bulması gibidir… Ey imân edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere (hakikati örtenlere) karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir (Diyanet Meâli).
Bütün menfi şartlara, hürriyetini, itibarını kaybetme, hapse girme tehlikesine rağmen her devirde yılmamış ve mücadelesini sürdürmüştür Necip Fazıl.
Necip Fazıl adına ödül verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hususiyetle gençlerin, yakın tarihimizde yaşadığımız ve inkılâp adı altında bizlere sunulan, bazı insanlık ayıplarını bilmelerinde fayda var. Bu mânâda şair bize aşağıdaki şu şiirinde ifade ettiği gibi, adeta ahiretten, “uyanın, sizler de bugünkü gerçeği görün’ diye sesleniyor.
Gece bir hendeğe düşercesine
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
Ödül bu uyanışa vesile oluyorsa gaye yerine gelmiş olur.
Ödülün size tevdi edilmesi hakkında neler söylersiniz?
Bâhusus bu “ödül”ü aslında bizim de mesuliyetimizin şuuruna varmamız, cehdimizi artırmamız için bir işaret ve hatta ihtar gibi görüyorum. Aciz varlığımızı onun zât-ı şerifleri ve icraatları ile kıyasladığımızda nerelerdeyiz, üzerine tefekkür etmemiz elzem görünüyor. Devir değişmiş olsa bile Hak ile batıl arasındaki mücadele bugün de aynen devam ediyor.
Kaynak: Akşam
*
Akşam gazetesinin Sayın Merter ile yapmış olduğu söyleşi bu kadar, kısacık. Sayın Merter’le Necip Fazıl’ın mücadele psikolojisi üzerine uzun ve derinlemesine konuşmak çok hoş olurdu. Zaten kendisi de bu konuya ucundan da olsa değinmiş. Üstad’ın mücadele psikolojisi, Lenin gibi büyük devrimcilerle kıyaslanabilir ancak. Oysa bizdeki sol, Lenin’i de anlamadığını Necip Fazıl’ı güya eleştiriken ortaya koyar. Bir aksiyon adamını anlamak, sadece onun ideolojisi, fikriyatı hakkında malûmat sahibi olmak demek değildir. Onun mücadele ahlâkı, mücadelesi adına göze aldıklarını da bilmek ve anlamak gerekir. Sol içinde Türkiye’de de büyük militanlar çıkmıştır ama büyük aksiyonu sırtlanacak derecede değil. Türkiye solunun büyükleri, Kaypakkkaya olsun, Çayan ya da Gezmiş… tatktik militanlığın büyükleridir… Türkiye solunun genel seviyesi taktik militanlık olunca da, stratejik aksiyon çapının hamlelerlerini anlayamama, yanlış anlama gündeme gelmiştir. Oysa bu seviyeyi aşabilseler, karşılarında, Lenin gibi bir aksiyon dehasıyla kıyaslanabilecek bir dev olduğunu anlayabilirlerdi.
Büyük dava adamları, davaları adına nefslerini ayakları altına alabilen devlerdir. İşte, insanı en büyük yapan da esasında budur: Tek kişinin kendi nefsine karşı olan büyük cihadını kazanarak nefsini davası adına ayaklar altına alabilmesi… Dolayısıyla Necip Fazıl, sözde müslüman cüceler tarafından da anlaşılamamış, ona nefsaniyet atfedilmiştir.
Onda nefsaniyet o kadar yoktur ki, alçaklar, ondaki bu büyüklüğü tersinden görmek durumunda kalmışlardır.
Bir tarafta, davası adına büyük bir nefs emniyeti, diğer tarafta da yine davası sözkonusu olunca, nefsine hiçbir mazeret payı bırakmayıcı derecede, nefsini aşağılayabilmenin misilsiz örneği… Cüceler, devlerin bu nefs emniyeti altında ezilirken, devlerin davaları adına nefslerini misilsiz alçaltabilmelerini de bir kusur, eksiklik, bir zaaf eseri olduğunu zannederler. Esasında o zaaf zannedilen, dev olmalarının gereğidir; bücürler, devin nefsini davası için alçattığını görmez, zaafına verir.
Haber-yorum: Alâaddin Bâkî Aytemiz










