İSLÂMİ DÜŞÜNCENİN YENİLENİŞ HAMLESİ VE İSRAİLİYAT

Selim Gürselgil

Bakın arkadaşlar, daha yeni başlıyoruz. Burada daha bir sürü şey konuşacağız. Şunu diyeceğiz, bunu diyeceğiz. Ama hepsinin özeti ve konunun ana başlığı şudur:

  • 5000 yıllık insanlık tarihi olduğu masalını artık bırakın. İsrailiyat doğru söylemiyor.

Bu basit bir söz değil. Neredeyse bütün ortalama Müslümanların putları elinden alınmış gibi zıvanadan çıkmasına yol açıyor. “İsrailiyatı bırakın” denince “dininizi bırakın” denmiş gibi anlıyorlar.

Bunlara laf anlatmak çok zordur. Bunlar öyle tipler ki, Akşemseddin’in “keşf”ine inanırlar ama Yahya Efendi’ninkine inanmayı dinden çıkmak sanırlar. Ne farkı var davar, ikisi de “keşif” değil mi? Ama ikincisi İsrailiyatı zedeliyor. Pardon!

Herif “Kur’ân’la Tevrat’ı birleştirirsek tamamdır” diyor ve bunu demekten hiç utanmıyor. Lan Kur’ân’la Tevrat’ı birleştirirsen çarpılırsın. Tevrat’ta bir sürü sapıkça ifadeler var. Onları ne yapacaksın?

Dersin ki, onları almam sırf kronolojisini alırım. İşte ben de bu “itikat” olmuş hurafe ile savaşacağım. Tevrat, asliyle Hz Musa’ya indirilmişken, elimizdeki metin Hz. Musa’dan binlerce yıl sonrasının hikâyeleriyle dolu. Yahudi hahamlarının bozuk hatıraları, sapıkça düşünceleri, ham hayalleri, hepsi var içinde.

Ne derseniz deyin, hiç farketmez: İslâmî düşünce dünya çapında bir yenileniş ve hesaplaşma sürecinde doğacak. Görüşürüz yine.

*

Günümüz Müslümanlarının dar bir dünya görüşü ve tarih anlayışına sıkışıp kalmalarının en önemli sebebi, günümüzün vaizleri ve ilâhiyatçılarıdır. Birinciler birtakım eski tefsir bilgilerini olduğu gibi alıp kullanmaya kalkıyor, ikincilerse o bilgileri muharref Tevrat’a dayanarak rasyonalize etmeye çalışıyor; ortaya bugünkü kör gidiş çıkıyor.

Bunda elbet eski tefsir âlimlerinin bir kabahati yoktur. Onlar kendi çağlarının en büyük âlimleriydiler ve kendi çağlarının bilgileriyle hareket ettiler. Çeşitli rivayetler arasında en doğru bilgiye ulaşmaya çalıştılar. Onların eserleri kıyamete kadar müslümanları aydınlatmaya devam edecektir.

Tabiî ki bilgi zamanla değişir. Nasıl ki bugünkü bilgilerimize göre ay dünyanın uydusudur. Yarın tam tersini gösterecek bir bilgi ortaya çıkarsa bizim bugünkü bilgilerimizle amel etmekte bir kabahatimiz olabilir mi? Ama yarın hâlâ bugünkü bilgilerle amel eden olursa o başka.

Bu ilâhiyatçıların yaptıkları tamamen saçmalıktır. Görüyorsunuz burada adam diyor, “Kur’ân’ın anlattıklarıyla Tevrat’ın anlattıklarını birleştirirsek, kronolojiyi buluruz.” Yâhû Kur’ân bir kronoloji vermiyor ki, neyi birleştiriyorsun? Senin yaptığın “İslâm akla ve bilime uygundur” desinler diye eski rivayetleri uydurma bir kronolojiyle payandalamak…

Çok açık söyleyelim: Kur’ân’da bahsi geçen eski kavimlere mekân atfının çoğu şüpheli, zaman atfının hepsi uydurmadır. Semud kavminin Hicr bölgesinde yaşadığından sahih hadise dayandığı için emin olabilirsin. Ama onun, ne hangi devirde yaşadığını söyleyebilirsin, ne de başka nerelere kadar yayıldığını.

Hani Umman çöllerinde güya Ad kavmine ait harabeler buluyorlar. Böylece Ahkâf ayetini “bilimsel bir temele oturttuklarini” sanıyorlar. Ne o harabelerin Ad kavmiyle alâkası olduğunu gösterecek en küçük bir şey var, ne de Kur’ân’da Tufan sonrası kurulmuş devasa bir medeniyet olarak anlatılan Ad kavminin o çöllere sıkışıp kaldığını gösterecek bir şey…

Yahu size bakarsak Kur’ân’da zikredilen eski kavimlerin hemen hepsi Yemen’de yaşamış… Hem de birkaç yüzyıl arayla kurulup sonra büyük felâketlerle helâk olmuşlar. Hâlbuki Yemen arkadır, meçhûldür; malûm olan Şam’dır. Şöyle izah edeyim:

Eski âlimlerin hepsi aynı zamanda edebiyat eğitimi almış ve çoğunlukla şairdiler. Bugünkü vaiz ve teologlar ise sıfır şiir idraki; bilmediği bir dilin allâmesiymis numarası yapıyorlar. Olan bu gariban Müslümanlara oluyor!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin