ZIKKIM YİYİN EMPATİSİ
Ahmet ÖLÇÜLÜ
Bir vatandaş TBMM Lokantası’nın güncel fiyat listesini paylaşmış:
- Brokoli Çorbası 12 TL
- Fıstık Şöleni 18 TL
- Zeytinyağlı Antalya Piyazı 20 TL
- Mevsim Salata 24 TL
- Hasan Paşa Köfte 66 TL
- Keşkekli Kuzu İncik 72 TL
Sosyal medyada yayınlanan liste böyle, bir de video var:
Çalışanlara asgarî ücretle, emeklilere de asgarî ücretin çok daha altında bir tutarla geçinmelerini, yani o rakamlarla geçinilemeyeceğine göre, geçinememelerini, çoluk çocuk açlık ve sefalete mahkûm edilmelerini reva görenlerin yedikleri, içtikleri böyle…
Geçenlerde AKP’li bir hanım milletvekili, sosyal medyada paylaştıkları her görüntünün altına, “zıkkım yiyin!” diye beddua ediliyor olmasından şikâyet etmekteydi…
Allah Allah, niye zıkkım yesinler ki?
AKP’nin verdiği maaşlar yeter de artar bile, değil mi? Siz de yiyin, ne var bunda?
Kıskanç bunlar, çekemiyorlar vekillerimizi…
Bayramlık ağzımızı açmamak için işi sarkastiğe vuruyoruz; merak etmeyiniz, bayrama da az kaldı… Baruta ekmek karışırsa, dönülmez akşamın ufkundayım: “O gün bir kanlı şafak…”
Olmaz mı?..
Yavrum bu millet, Ulu Hakan’ın devrilmesi üzerine aylarca şenlik yaptı, çocuklarına Enver’in adını koyabilmek için birbiriyle yarıştı ve sonra ne mi oldu? İttihatçıları diri diri yaktılar, çoluk çocuk içeride olduğu hâlde evleri ateşe verdiler, yangından kurtulmaya çalışıp dışarı kaçanları da tuttukları gibi bir güzel alevlerin içine atıverdiler… Ya!.. Kemâl Tahir Abime sorun isterseniz… Edebiyatçı ya, dehşeti yaşatarak anlatır…
Dönelim meseleye…
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hükmüne rağmen, açların yanında, o açların cebinden alınan, enflasyon, faiz vs yollarla çalınanlarla karınları tok gezenlerin bir de bunu reklâm etmesi ne demek? İnsanlar artık o dereceye geldi, açlık ve sefalet o derece arttı ki, bunların yedikleri, içtikleri, hayat tarzları batmaya başladı insanlara. O hayat tarzını reklâm ederek propaganda yapacaklarını zannederken -ki Allah’ı var, bir zaman prim yapıyorlardı-, ters tepiyor artık. Ve artık ters tepen bir propagandada ısrar ettikleri yetmiyor gibi, tepki gösterenleri de anlayamayacak derecede kopmuşlar…
Çok tehlikeli bir eşik bu…
İnsanlar artık şahsîleştirmeye başlamışlar meseleyi… Orada ne görürlerse görsünler, kabullenemiyorlar… Tepkiler yanlış görülen müstakil şeylere değil, onlara dair her şeye… Allah Resûlü’nün “El Emin” olarak peşin fikre mevzu oluşu gibi, bunlar da peşin fikir hâlinde El Hain kadrosunu teşkil ediyorlar artık; tersine oluşun zirvesi…
En fecisi de, bu suali soranların yukarıda izâh etmeye çalıştığımız feci durumu anlayamıyor oluşu ki akıllarını başlarına toplayacaklarına, her şey normalmiş gibi sormaya devam ediyorlar: Niye zıkkım yiyin diyorlar, niye?
Bunlar, “Kral Yolu”nun müdavimleri… Hani şu Fransa ihtilâlinden önce, Kral ava giderken halkın sefaletini görmesin diye yapılan özel yol var ya… İhtilâlin kıvamlandırıcısını, katalizörünü kendi elleriyle inşa etmişlerdir…
Oysa bizim hakanlarımız, “aç budunu doyurdum, çıplak budunu giydirdim!” diye övünürdü…
Aklıma gelen bir başka husus, Kumandan’ın mercek tuttuğu Nasreddin Hoca dersi…
Hoca, eşeğin sırtından giderken, heybeyi omzuna alırmış…
Niye?
Eee, eşeğin yükü azalmadı ki…
Hikmeti şu:
Hükmü altındakinin yükünden bir eksilme olmadan, o yükün bir kısmını kendine yükleme… Hani empati diyorlar ya. Empatinin öyle lafta, aç bıraktıklarının sırtından kuruldukları yağlı sofralarda, “ben onunla empati yapıyorum, ayyy çok zor!” diye değil, fiilen nasıl olması gerektiğini ta yüzyıllar öncesinden göstermiş Hoca Hazretleri. Halkın yükünden azaltmasa da o yükün bir kısmını kendine yükleyerek esas yük altındakinin haline bigane kalmamanın ahlâkı.
İslâm ahlâkı budur da ya gerisi?
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için geldim!” buyuran Gâye İnsan-Ufuk Peygamber…
Hey yavrum hey; kim söyler kim dinler…
Bırak kendine biraz yük yükleyerek inim inim inleyen milletin hâline empati kurmaya çalışmayı, bir de kendi üzerlerindeki yüklerden bir kısmını daha milletin sırtına yüklediler en son… Trafik cezalarını da millete bindiriyorlar, yükü azaltmak yerine… Ve daha neler neler…
Bir soru: Kırmızı ışıkta geçen, yaya geçidine dalarak kural ihlâli yapan vekilin trafik cezasını biz ödeyeceğiz de, bu kural ihlâli neticesi ölüm ya da yaralanma olursa, cezasını kim yatacak? Hukukun bu kısmından pek anlamam ama sorayım: Vekilleri suç işlemeye teşvik mânâsı yok mu bu düzenlemede? Vekil derse ki, “kırmızı ışıkta geçme cezasını ben ödeyecek olsam, geçmezdim ve bunca insan da ölmezdi”…
Milleti her yüke ses etmez eşek görüyorlar…
Ama…
Gelin siz siz olun eşek diye hor görmeyin garibimi…
Fransa Kralı’na, Rus Çarı’na sorun pek tekmesini…










