YARATILIŞ BAKIMINDAN HAYAT
Selim Gürselgil
Yaratılış inancı bakımından hayat şudur: Başlangıçta dünyada hiç hayat yoktu. Bir-iki milyar yıl boyunca dünya sadece fizikoşimik değişimlere sahne oldu.
Sonra bir gün, derin sulara bir hayat tohumu düştü. Bu tohum, kendinden önceki fizikoşimik varlıklara tutunarak hayatın ilk belirtisini meydana getirdi. Bu belirti giderek açıldı, dallanıp budaklandı, çeşitli yönlere dağıldı. Bazen ağır aksak, bazen patlamalar halinde giderek daha yüksek hayat şekilleri meydana getirdi.
Hayat denizlerden karaya taştı. Mantarlar, bitkiler ve sonra hayvanlar oluştu. Hayvan oluşumu en yüksek organizmalar hâlinde belirdikten sonra, insan dünyaya geldi. İslâm büyüklerinin tabiriyle, “yaratılış insanla mühürlendi.”
Hayatın ilk tohumundan başlayarak, tek tek her canlının ortaya çıkışı, her canlının her uzvunun meydana gelişi, yaratılıştır; en büyüğünden en küçüğüne her varlık yaratılmış, İlâhî irade ile yokluktan varlığa çıkmıştır.
Bütün hayatın sebebi, İslâm büyüklerinin ifadesiyle, Allah’ın hayat sıfatının suya işlemesidir. Âyette de belirtildiği üzere, her şey sudan yaratılmıştır.
Yaratılış süreci sonunda insan, bütün yaratılmışların hülasası, özetidir. O, canlı ve cansız tüm varlıkların izini kendi varlığında taşır. Fakat o bütün bunların bir toplamı, sonucu, tekâmülü değildir. O, nefsiyle hayvan, batını Allah sûretinde yaratılmış, zirve mahlûk ve halifedir.
Yaratılış, bir tekâmül süreci hâlinde meydana çıkmış, ama yaratılıştan bağımsız ve hariç hiçbir tekâmül olmamıştır. Her canlı kendi yaratılış istidadınca tekâmül muradındadır.
İnsan da öyledir. O da tüm canlılar gibi kendi kemâl ufkuna tekâmül etmek muradıyla yaratılmıştır. İnsanın tekâmülü, üstün insan, insan-ı kâmildir.
Kumandan der: “Yaratılış imân işi.” Yani objeleştirilemez, şuuruna varılır.










