PEYGAMBERLER TARİHİ; İSRAİLİYAT VE ESATİR
Selim Gürselgil
Müşahhas bir örnek üzerinden yürüyelim…
Süleyman Peygamber ile Sebe melikesi Belkıs’ın kıssasını hepimiz biliriz. Kur’ân’da geçer… Fakat Kur’ân’da Belkıs’ın ismi verilmez. Bilindiği kadarıyla hadislerde de bu isim geçmez.
İyi ama Belkıs ismi nereden çıkmıştır? Kur’ân ve sünnette açıkça yeri olmayan tarihî hadiseler için İsrailiyat’a başvurulduğunu evvelce belirtmiştik. Ne çare ki, İsrailiyat’ta da (Tevrat, İncil ve diğer kaynaklar) Belkıs ismi yer almaz.
Öyleyse nereden çıkmıştır Belkıs ismi? Arap mitolojisinden… Evet, eski tarih yazımında İsrailiyat dışında bir diğer beşerî kaynak da Arap halk efsaneleridir. Ve geçmiş âlimler bunları didik didik etmiş, neredeyse bütün malzemesini tarihlerde kullanmışlardır.
Öyle anlaşılıyor ki, Yemen kraliçesi Belkıs, Arap halk hafızasında kalıcı bir yer bırakmıştır. Zira Belkıs’ın tarihî bir gerçekliği vardı: Asr-ı Saadet’ten 800, Süleyman Peygamber kıssasına girmesinden 1000 yıl kadar önce yaşamıştı.
Yine de hikâyede bazı noksanlar vardır. Tarihçiler, o günün bilgileriyle onun Süleyman Peygamber’le aynı dönemde yaşayıp yaşamadığını tesbit edemezlerdi. Süleyman Peygamber, İsrailiyat’a göre -bile- Yemen kraliçesi Belkıs’tan 800 yıl kadar önce yaşamıştı.
Şimdi Süleyman Peygamber’in muharref Tevrat’ta gösterilen tarihte yaşadığını gösteren herhangi bir delil yoktur. Yemen kraliçesi Belkıs’ın Kur’ân’da Süleyman Peygamber’le kıssası haber verilen Sebe melikesi olduğunu gösteren bir delil de yoktur.
Peki Sebe kavmi Yemen’de mi yaşadı? Asur kaynaklarinda M.Ö. 7.yy’da, Sümer kaynaklarında M.Ö. 3. binyılda yaşamış bir Sebe halkından bahsedilmesine rağmen yer tayin edilmez ve Arap mitolojisi dışında hiçbir yerde Yemen ifadesi geçmez.
Dahası, bu halktan bahsedilen ayette geçen “beldetun tayyibetun” ibaresinden Molla Cami ebced hesabıyla İstanbul’un fetih tarihini bulur. Elmalılı Hamdi Yazır, tarihlerde daima “Yemen’de yaşayan Sebe melikesi Belkıs” şeklinde geçtiği için bu ilişkiyi “tesadüf” olarak açıklar.
Gelelim bizim davamıza: Biz, eski tarihlerde geçen Süleyman Peygamber ve Belkıs kıssasını yalanlamıyoruz; belki de gerçekten Süleyman Peygamber ile aynı tarihte yaşamış bir “Sebe melikesi Belkıs” vardı. Fakat biz, tarih kitaplarında bu hikâyenin hangi kaynaklardan ve ne şekilde bütünleştirildiğini, bu bütünleştirmenin -bugün için- şüpheler ihtiva ettiğini ve Peygamber kıssalarına mekân ve zaman tayin etme hususunda kesinlikten sakınmak gerektiğini söylüyoruz.
Kesinlikten sakınmak şudur: Kur’ân ve sünnette açıkça yeri olmayan, Yahudi ve Arap mitolojilerinin verilerinden alınan kadim tarihe, Peygamberler tarihine ilişkin hususlarda “her şeyi biliyoruz” diye atlamamak, yeni bilgilerin ışığında yeniden değerlendirmekten korkmamak…










