KENDİNDEN ZUHUR VE MEHDİLİK
Selim Gürselgil
Önce “kendinden zuhur diyalektiği”nin Müslüman gençlik açısından mânâsını ele alalım, daha sonra da varoluşçu felsefe yönünden mukayesesini yaparız.
Çağımız bildiğiniz gibi bir “mehdi-kurtarıcı” dönemidir. Bu, aynı zamanda, müslümanlar arasında bir hastalığa dönüşmüş, bir hastalığın resmidir:
1- Yığınlar mehdi beklentisi içinde âtıl, pasif ve sürü haline gelmişlerdir. “Amel”den bir cüz ve onun aynı olan “eylem” kaybolmuştur. Herkes Gazze soykırımından söz eder, ama onun için harekete geçmeye yanaşan çok azdır. Çünkü Gazze’yi kurtarmak için mehdi lâzımdır.
2 – Her cemaat kendi liderini mehdi zannederek putlaştırmıştır. Kendilerinde mehdilik vehmettiren cemaat liderleri, hiçbir eylemde bulunmaksızın yığınları kendine râm etmiş, onları maddî ve manevî olarak sömürmenin müessesesini kurmuştur. Onun mehdi olduğuna inanan yığınlar, mehdiyi ıskalamamak için, bu sömürüyü nefslerinde yaşatmışlardır.
3 – Herkesin de nefsinde bir mehdilik davası vardır. Bu ekseriya gizli bir davadır. “En doğru benim”, “bana olağanüstülükler oluyor” imalarıyla beslenir. Bu çoğu zaman açıktan bir zararı olmayan, ama pek çok yerde de fitnelerin, fesadların, cemaatin çözülüşünün müsebbibi olan bir davadır. Neticede eylemsizliğe yol açar.
İşte kendinden zuhur diyalektiği ile Salih Mirzabeyoğlu, Müslümanları kuşatan bu üç hastalığı yıkmıştır. Mehdilik davasını fikren İbda Hareketinde toplamış ve fiilen tüm İbda gençliğine yaymıştır. Gençliğe şöyle demiştir:
- Mehdi mi bekliyorsunuz? Mehdi mi arıyorsunuz? Artık bekmeleyin, aramayın. Mehdi sizsiniz. Kurtarıcı sizsiniz. Kendinizden başlayarak tüm İslâm âlemini kurtaracak, nefsinizden başlayarak tüm Deccallleri tepeleyecek olan sizsiniz. Sizler, “kim var?” denince sağına soluna bakmadan “ben varım” diye ortaya atılanlarsınız. O halde mehdilik de en çok size yakışır. Madem ki siz varsınız bu dava vardır, sizin olmadığınız yerde hiç kimse yoktur. Siz yoksanız, mehdi de yoktur. Mehdilik ne midir? Mehdilik eylemdir, harekettir, kendi eylemiyle kendini var etmedir. Mehdilik kendinden zuhur diyalektiğidir.
Şimdi burada kimse çıkıp ukalâlık yapmasın diye izâh edelim: İşin hakikatini Allah’a havale ettikten sonra, Müslümanların çağın hastalığından kurtarılması ve mehdilik davasının tüm gençliğe mâledilmesi davasıdır, kendinden zuhur. İştir, eylemdir, aksiyondur. “Madem ki ben varım mehdi vardır” diye nefsinden zuhur eden tüm gençliğin davasıdır.
Bir şey daha ilâve edelim: İmam-ı Rabbanî Hz’den itibaren tüm Altun Silsile yolu zaten mehdilik yoludur. Hem de tüm tâbileri ve dal ve budaklarıyla…
Bu yola tâbi olan tüm gençlik de bu mânâdan hissedar, kendi istidadı ve nasibince, her kendinden zuhur alanında, O’nun aynıdır.
“İş ve eser neredeyse İbda’nın merkezi oradadır” esprisi… Kurtarıcı eylem nerdeyse kurtarıcı oradadır. Kurtuluş da…










