KENDİNDEN ZUHUR VE GENÇLİĞİN MÂNÂ ARAYIŞI
Selim Gürselgil
Başkaldıran İnsan, yolunu kaybetmiş “Kendinden Zuhur”dur;
Başkaldıran İnsan, Varoluşçu felsefenin bir yorumu, uzantısı, izdüşümüdür. Bundan 20 yıl kadar önce, yanılmıyorsam o zamanki Aylık dergisinde bu felsefe hakkında bir inceleme yayınlamıştık. Oradan devam edelim;
Bu nazariye, dünkü ve bugünkü eylemci, asî gençliği de içine alacak şekilde iki tür başkaldırış tarif eder. Biri tarihî başkaldırış, diğeri metafizik başkaldırış. Tarihî başkaldırış, esasen Batı’nın ortaya koyduğu değer ve müesseselere, gençliği içine ittiği vicdansızlığa ve ikiyüzlülüğe bir başkaldırıştır. Ve kıymetlidir.
Bugünkü muhafazakâr iktidar ne yazık ki bu dilden anlamaz. O, bir sınıfın en silik ve inek tiplerinden oluşmuş bir bürokratlar sınıfıdır. Kurallara ve disiplinlere sımsıkı bağlıdır. Ailesi izin vermediği için hiç bilardoya, stadyuma, konsere gitmemiştir. Derslerini çalışmış, başarılı olmuş, yönetici olmuştur. En hazzetmediği şey, itaatsiz gençlerdir. En suçlu onlardır.
Yalnız ikinci tür başkaldırışın doğru nitelenmemiş olmasından dolayı, birinci tür başkaldırış yolunu bulamamış, asî gençlik, büyük gürültüler yahut marjinal hayhuylar, alkol ve uyuşturucular arasında kaybolmuştur. Metafizik başkaldırışta, gençlik, Batılı gidişata ve onun doğurduğu haksızlıklara isyan ederken, aynı zamanda Allah’a, dine ve ahlâka da başkaldıracak, sözümona bunlardan da kurtulacaktı.
Bu tür bir başkaldırışın bir yere varmayacağı ortadadır. Batı’nın gidişatı ve değerleri, zaten hiçbir Allah, din, ahlâk telakkisine yer bırakmıyor. O zaten bir tür metafizik başkaldırışın hezeyanıdır. Kaba maddeciliğin, sömürünün, hak ve adaletten yoksunluğun medeniyetidir. Bugünkü Netanyahu rejimi neyse Batı medeniyeti odur. Netanyahu’ya başkaldırmak için Allah’ı mı reddetmek gerekir, yoksa Allahsızlığı mı?
Daha derinden bakarsak, öz yokluğu ve özün eylemlerce belirleneceği düşüncesi, felsefî açıdan sorunlu bir düşüncedir. Pratikte de bu sorun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Öz yoksa, hiçbir rastgele veya içgüdüye dayalı toplamdan da oluşmayacaktır. Kayboluş, alkol, uyuşturucu, hayhuy, işte bu sonuçtur. Başkaldıran insan, aynı zamanda boşlukta kaybolan insandır.
Kendinden Zuhur ise öz yokluğu değil, özün açığa çıkarılışıdır. Burada da “kişi eylemlerinin toplamıdır”; evet ama eylemlerinin toplamı kişiyi tayin etmez, onda olanı, bizzat onu açığa çıkarır. Bu ikisi birbirine zıt şeylerdir.
Bu itibarla Kendinden Zuhur, tüm beşerî eser tablosuna, Batılı değer ve müesseselerin, haksızlık ve vicdansızlıkların kendisine bir başkaldırıştır. Batı medeniyetinin insanı sürüklediği mekanikleşmeye ve Netanyahulaşmaya başkaldırıştır. Bu başkaldırışla kişi kendini, kendinde tecelli eden Rabbini bulur.
Kendinden zuhur, kelime-i tevhidin nefy ve isbat (olumsuzlama ve olumlama) kutupları gibidir; bizzat onun diyalektiğidir. Bâtılı reddettiği gibi, hakla bâtıl arasında bir uzlaşma çabasından ibaret olan muhafazakârlığı da reddeder. Silik ve ezik bir gençlik değil, dinamik, eylem dolu, en yüksek gerçekleşmesini arayan bir gençlik hedefler.
Kendinden Zuhur Diyalektiği, gençliğin kayboluşunu (özsüzlüğünü) değil, kendi özünü (kendini) arayışını temsil eder.










