ZAMANLAMA HER ŞEYDİR: DİRENİŞ ÂNINI SEÇTİĞİNDE…
Oğuz BEKDEŞ
Bir buçuk yıldan fazla süredir devam eden cehennemin kalbinde, molozların, açlığın, soğuğun ve yıkımın ve ölümün kol gezdiği Rafah duvarlarının arasında, Kassam Tugayları, Nisan ayının ortalarında işgâlci bir İsrail gücünü tuzaklanmış bir evde havaya uçurdu. Bu askerî operasyon basit görünebilir, ancak savaş alanının ötesine uzanan ve bölgesel ve uluslararası politik manzaranın derinliklerine dokunan, sahteliği bozan, karmaşık ve girift boyutlar taşıyor. Burada önemli soru “ne oldu?” değil, “neden oldu?” sorusudur ve bu tür operasyonlara dönüşün zamanlaması neyi gizliyor?
Savaşın başlangıcından beri, neredeyse mutlak Amerikan örtüsüyle desteklenen İsrail, her türlü direnişi şeytanlaştırmaya ve Gazze’yi savaş ve soykırım teknikleri için bir test alanına dönüştürmeye hevesliydi. Bu sahne, tesadüfen değil, ezilenleri kontrol ve yıkım araçları için bir test alanına dönüştüren Batı sömürgeciliğinin tarihini hatırlatıyor. Bu savaş bir istisna değildi; aksine, uzun bir bilinç mühendisliği ve kavramsallaştırma sürecinin doruk noktasıydı. Bir yerleşim bölgesinin sakinlerinin başlarının üstünde yıkılması “özel operasyon” olarak adlandırılırken, nüfuz edici bir güçle tuzaklanmış bir evin patlatılması “terörist” bir eylem olarak görülüyor.
Ancak Kassam Tugayları bu tür operasyonlara geri döndüğünde, yalnızca askerî bir mesaj değil, aynı zamanda oldukça karmaşık bir politik ve stratejik mesaj da gönderiyor. Şunu söylüyorlar: Batı medyasının bize inandırmak istediği gibi köşeye sıkışmış değiliz. Aksine, savaşı yönetmede, kurallarını anlamada ve eylem zamanlamasını belirlemede ustayız. O halde operasyon yalnızca bir saha taktiği değil, aynı zamanda şu merkezî soruya bir cevaptır: Tüm bu bombardımandan sonra direniş nerede? Cevap: Var, ancak düşmanı şaşırtan ve korku dengesini bozan bir zamanda, ne zaman ve nasıl saldıracağını kendisi seçiyor.










