SURİYE KÖRDÜĞÜMÜ, FIRAT’IN DOĞUSU VE SÜVEYDA NOKTASI!
13-16 Temmuz 2025 tarihleri arasında planlamış olduğumuz Şam iş seyahatimizi Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Şam Uluslararası Havalimanına 1 saat 10 dk’lık uçuşun ardından sorunsuz bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Kapıda bizleri karşılayan Suriye Gümrük yetkilileri oldukça sıcak davranıyorlar. Fakat yabancı ülke vatandaşlarına kapıda vize uygulaması olduğunu ve bordo pasaport sahiplerinden 50 dolar vize ücreti alındığını öğreniyoruz. Bir nevi ayak bastı parası gibi. Yeşil pasaport sahipleri bu uygulamadan muaf tutuluyorlar. Bir görevli bizi Diplomatik kapıdan içeriye alıyor. İşlemlerimiz hızlı bir şekilde gerçekleştiriliyor ve Suriye’ye sorunsuz ve rahat bir şekilde giriş yapıyoruz.

Suriye’de savaş mağduru insanlara, insani yardım faaliyetlerinde bulunan Türk kökenli, Arap dilini iyi bilen arkadaşımız ve savaş gazisi Suriye’li bir arkadaş bizi çıkış kapısında karşılıyorlar. Aracıyla bizi Şam’daki otelimize götüren Ebu Eymen, Guta’lı bir Komutan. Rejim askerleri tarafından köyünün bombalanıp, yakılıp, yıkılması neticesinden ailesinden çok sayıda şehid vermiş. Bu hâdiselerden sonra o da direniş gruplarına katılıyor ve gösterdiği cesaret, fedâkarlık ve başarılarla Birlik Komutanlığı’na kadar yükseliyor. Vücudunun birçok yerinde yara izleri mevcut olan bir gazi aynı zamanda. Birliğinde görevli beş yüz üzerinde şehid olan askerini bizzat kendi elleriyle defneden bir komutan.
Ebu Eymen mevcut Ahmed Şara yönetiminin görev tekliflerini kabul etmemiş ve kendi işini kurmaya çalışan bir Guta’lı olarak hayatını idâme ettirmeye çalışıyor. Ebu Eymen nezâretinde gezmiş olduğumuz Guta’nın yerle bir edilmiş hâlini ibretle izliyoruz. Şam merkezine 10 km mesafede bulunan Guta yıllarca rejim tarafından abluka altına alınmış, kimyasal silahlar, misket bombaları ve havan toplarıyla karadan ve havadan vurularak, katliamlara, insani dramların yaşanmasına sahne olmuş bir bölge. Yapılan bombardımanla tek seferde 1.400 sivilin hayatını kaybettiği bölgeyi bizlere gösterirken hüzünlendiğini gözlemliyoruz.
Çocukluğunun geçtiği sokakların yıkıntıları arasında gezerken, elinde süpürgesiyle evinin enkazını temizlemeye çalışan bir adamın yanında duruyoruz. Ebu Eymen’in köylüsü ve birliğinde görevli askeri olan adama ayağını göstermesini istiyor. Adam da pantolonunun paçasını yukarıya doğru sıyırdığında dizine kadar protez olduğunu görüyoruz. Guta’ya yapılan saldırılarda bacağını kaybetmiş. Hâdisenin ilginç olan tarafı ise adamın bu protezi kendi imkânlarıyla yapmış olması. Aynı elindeki süpürgeyle evini imâr etmeye ve hayata tutunmaya çalışması gibi…
Savaş sonrası yerlerine, yurtlarına dönüp buraları yeniden imâr etmeye çalışan insanlarla karşılaşıyoruz. Mevcut yönetimin bu konuda onlara herhangi bir desteği bulunmuyor. Kendi imkânlarıyla hayata tutunmaya çalışıyorlar. Sıkça elektrik kesintileri yaşanıyor, internet çekmiyor, sular kesiliyor ve geçim sıkıntısı içerisinde temel gıda maddelerine ulaşmakta sorunlar yaşıyorlar. Eğitim, sağlık ve güvenlik sistemi başta olmak üzere devlet kurumları çökmüş vaziyette olmasına rağmen istikbâle yönelik ümitlerini kaybetmiyorlar.
Sokaklar ve caddeler her taraf toz duman içerisinde. Çöpler toplanmıyor. Etrafımızda vızır vızır gezen motosikletlerin tozu dumana katarak ilerlemeleri ortamı daha da tozlu bir hâle getirmesi araç camlarını açmaya olanak tanımıyor. Yol ortasında bir anda duran Ebu Eymen bize yola saplanıp kalan patlamamış bir havan topu mermisini gösteriyor. Enkazlarda dikkatli olmamızı patlamamış çok sayıda bomba olduğunun ikazını yapıyor.
Şam merkezindeki otelimize yerleşip dinlenme imkânı buluyoruz. Dışarının bunaltıcı sıcağından oteldeki klimalar sayesinde serinliyoruz. Elektrik kesintilerinde jeneratörlerin devreye girmesi ve çeşmelerden kesintisiz su akışı, ülke genelinde yaşanan şartlar itibariyle lüks sayılabilir. İnternete erişim otelde bile olsanız oldukça zor. Wi-fi ağları sıkıntılı ve yerel gsm operatörlerinin internet hizmeti yetersiz.

Suriye ahalisinin ortak sıkıntısı olan elektrik, su, internet kesintileri, güvenlik zafiyeti, işsizlik, siyasi belirsizlik hayatı zorlaştırıcı unsurlar olarak şahit olduğumuz hâdiselerden. Günlük yaşam erken saatlerde başlıyor ve öğle ile ikindi arası yavaşlıyor. Geceleri hava serin olduğundan oldukça hareketli. Ülkede güvenlik zafiyeti olmasına rağmen Şam’da kadınlar tek başlarına geç saatlere kadar sokaklarda dolaşabiliyorlar. Aileleriyle beraber restoranlarda yemek yiyen, kafelerde nargile içen çok sayıda Suriyeli mevcut. Seyyar satıcılar her yerde. Sokaklar ve caddeler karanlık ve çöplerle dolu. Sokaklarda dilenen çok sayıda çocuk, kadın ve yaşlılarla karşılaşıyoruz. Trafik tam bir keşmekeş. Genel olarak elektrik lambaları çalışmıyor. Trafikteki araçların çoğunun kazalı olduğu görülüyor. Trafikte seyreden sıfır ve lüks araçlarda mevcut ve bunların çoğu Kuveyt ve Ürdün plakalı. Ülke genelinde Güney Kore menşeli araçların çokluğu dikkatimizi çekiyor.
Taşımak ve bulundurmak yasak olmasına rağmen hemen herkeste silah var. Fakat bu durum sokaklarda olumsuz bir hâdisenin yaşanmasına sebep olmuyor. Şam ahalisi oldukça sakin ve kültürlü insanlar. Gezdiğimiz çarşı ve pazarlarda çok sayıda Türkçe konuşan Suriyelilerle karşılaşıyoruz. Türklere karşı teveccüh ve sevgi ile yaklaşıyorlar. Emevî Camii ve etrafında bulunan işyerleri ve çarşılar, insan yoğunluğunun en fazla olduğu yerler. Hamidiye Çarşısı’nda esnaflar arasında yaşanan ve diğer esnafların müdahalesiyle hemen sönümlenen kavga dışında başka olumsuz bir duruma şahit olmuyoruz. Hatta tekstil dükkanı sahibi Emir, İstanbul Laleli ve Kapalıçarşı’da uzun yıllar çalışmış bir Suriyeli ve Türkçe konuştuğumuzu duyunca bize selâm veriyor ve çay kahve ikramı teklifinde bulunuyor.

Belli lokasyonlarda ve caddelerin köşelerinde, elinde kalaşnikof silahıyla nöbet tutan askerlere şahit oluyoruz. Büyük otellerin önünde güvenlik önlemleri daha sıkı. Çarşı giriş ve çıkışlarında da elinde otomatik silahlarla nöbet tutan askerler mevcut. Sanki her an bir saldırı olacakmış gibi teyakkuzda bekliyorlar. Diğer işletmeler güvenliklerini kendi imkânlarıyla sağlamaya çalışıyorlar.
Ertesi gün sabah erkenden kalkıp otelde kahvaltımızı yapıyoruz ve güneye doğru hareket ediyoruz. Güneye doğru ilerledikçe askeri kontrol noktalarının sıklaşması dikkatimizi çekiyor. Etrafta yol boyunca yıkılan ve enkaz haline gelen sivil yerleşim yerlerini çekerken bir anda askeri kontrol noktasında olduğumuzu fark ediyoruz. Telefonun kamerasını kapatmaya fırsat kalmadan görevli asker elimdeki telefonu istiyor ve hararetli bir şekilde sağa sola talimatlar yağdırıyor. Aracımızı sağa çekmemizi istiyorlar. Telefonu alıp yolun karşı tarafında bulunan komutanına veriyor. Araçtan çıkan Ebu Eymen, görevli komutanın yanına gidip onlarla konuşurken ben de arabadan çıkıp yanlarına gidiyorum. Selâmımı alıyorlar ve Türk olduğumu öğrenince gerilen ortam bir anda yumuşuyor. Askeri kontrol noktalarında çekim yapmamam konusunda uyarıldıktan sonra telefonum geri veriliyor. Yola devam ederken bulunduğumuz bölgenin Nusayri ve Dürzilerin yaşadığı bölge olduğunu öğreniyoruz. Bölgedeki gerginlik hissedilir derecede ve bölgeyi terk eden araç yoğunluğu dikkatimizi çekiyor.
Suriye’nin güneyine Süveyda bölgesine doğru ilerlerken bir anda geri dönme kararı alıyoruz. Şam’a döndüğümüzde Süveyda bölgesinde mevcut yönetim askerleri ve yerel Dürzi gruplarla çatışmaların yaşandığını ve İsrail’in havadan Dürzileri koruma maksadıyla bölgedeki yönetim askerlerini bombaladığını öğreniyoruz. İsrail destekli Dürzi grupların, yönetim askerlerine pusu kurduğunu öğreniyoruz. Şam istikametinden güneye doğru tırlara yüklenmiş çok sayıda askeri araç ve asker sevkiyatlarına şahit oluyoruz.
Akşam Şam sokaklarında sessizliğin ve gerginliğin kokusunu alıyoruz. İsrail’e karşı halkta öfke birikmesini hissediyoruz. İsrail’e karşı bu kadar öfke duyan insanların sokaklara çıkmaması bizleri şaşırtıyor. Suriye ahalisiyle görüşmelerimizde genel kanaat olarak bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen ülkenin İsrail olduğu ve mezhepçi fanatizmi körükleyerek bölgede kaos çıkarmaya çalıştığını ifade ediyorlar.
Şam ahalisi kültür seviyesi oldukça yüksek insanlar. Çok kültürlü, çok etnikli bir toplum yapısına sahip olan Şam ahalisi yaşanan bu hâdiselerden, İsrail’in bölgeye müdahalesinden ve Dürzilerin bir kısmının İsrail’in Siyonist emellerine hizmet etmesinden oldukça rahatsızlar. Mezhepçi ayrışma ve çatışmaların bölgeye huzur getirmeyeceğini ifade ediyorlar.
Şam ahalisi, mevcut yönetimin lideri Ahmed Şara’nın Şam’ın evladı olduğunu ve ona bir şans verilmesi gerektiğine ifade ediyorlar. Fakat mevcut yönetimden memnun olmayan insanların ve grupların sayısı da oldukça fazla. İsrail’e cepheden toslamayı ve cihadı isteyen direniş grupları, İsrail’e ve Amerika’ya karşı ılımlı politikalar izleyen Şara yönetimine oldukça tepkililer. Özellikle kırsalda ve çevre şehirlerdeki aşiretlerin, direniş gruplarının ve ahâlinin bu durumdan rahatsızlığı oldukça dikkat çekiyor.
Körfez ülkeleri ve Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelik politikalar geliştirilmesi gerektiğini, Körfez ülkelerinin sağlayacağı finans ile Türklerin bölgeyi inşâ edebileceğini ifade ediyorlar. Eski rejim tarafından çocukluklarından beri okullarda verilen Türk düşmanlığına yönelik algıların artık yok olduğu ve bu savaş vesilesiyle Türklerin kendilerine kucak açtıklarını ve Türkleri kardeş olarak gördüklerini ve Türklerle birlikte hareket etmek istediklerini ifade ediyorlar.
Suriye’nin kırsalında yaşayan aşiret bölgelerindeki camilerden cihad ve eli silah tutan herkese seferberlik çağrıları yapılıyor. Kuzeydeki İdlib bölgesindeki gençler mevcut yönetimin Batı yanlısı uzlaşmacı ve ılımlı politikalarından rahatsızlıklarını dile getirmek ve İsrail’e karşı topyekün bir savaşın yapılması gerekliliğini dile getirici gösteriler düzenliyorlar. Gece boyunca mermi sesleri hiç kesilmiyor ve motorlu protestocular çevrede vızır vızır bir hareketliliğin yaşanmasına sebeb oluyorlar.
Bölgede yaşayan Sunni Aşiretler İsrail’in Suriye’yi bölmek istediğinden ve bu maksatla Dürzileri kullanmaya çalıştıklarından bahsediyorlar. Ayrıca PKK-YPG bölgesinin Suriye topraklarına katılması ve petrol kuyularının merkezi yönetime verilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. İsrail’in amacının Suriye’yi beş parçaya bölmek istediğini ifade ediyorlar. Güneyde Dürziler’in bulunduğu Süveyda bölgesi, Batı’da Nusayri-Alevi bölgesi, Doğuda PKK-YPG Kürt Bölgesi, Kuzeyde Türkmen Bölgesi ve orta kesimlerde de Sünni Arap Bölgesi olarak beş parçaya bölünme tehlikesinden bahsediyorlar.
Ülkeye Türk yatırımcılarla birlikte yabancı yatırımcıların da teveccühü oldukça fazla ve yeni yatırım sahalarının arayışı içerisinde bir görüntü sergiliyorlar. Bu durumdan Suriye halkı oldukça memnun ve daha çok Türk yatırımcının Suriye’ye gelmesi için yatırıma teşvik edici politikalar üretmesi konusunda mevcut yönetimin eksikleri olduğunu ifade ediyorlar.
Dönüş günü 16 Temmuz 2025 sabahı havayolu şirketinden VF318 numaralı uçuşumuzun iptal edildiği mesajını alıyoruz. Türkiye’nin Suriye’de Büyükelçiliği bulunmasına rağmen Maslahatgüzar seviyesinde temsil ediliyor.
Havayoluyla çıkış yapamayacağımıza kanaat getirdikten sonra karayoluyla çıkış yapabilmek için bir araç ayarlıyoruz. Şam’dan tam çıktığımızda otelimizin de bulunduğu lokasyondaki Genelkurmay Başkanlığı Karargâh binasının İsrail savaş uçakları tarafından vurulduğu haberini alıyoruz. İlerleyen saatlerde de Cumhurbaşkanlığı binasının, askeri yerleşkelerin savaş uçaklarıyla ve Süveyda bölgesindeki askeri konvoyların insansız hava araçlarıyla vurulduğunu ve Lazkiye’deki askeri noktaların vurulduğunu, çok sayıda şehid ve yaralıların olduğu haberini alıyoruz.

Şam’ın en kalabalık merkezi Emevî Meydanı’nda bulunan Genelkurmay Başkanlığı binasının vurulması şehirde kaosa sebep olmuştu. Zaten keşmekeş halinde olan trafik daha da içinden çıkılmaz bir hâl almıştı. Suriye’nin kuzeyine doğru trafikte bir artış gözlemleniyordu.
Kuzeye doğru ilerledikçe Humus ve Hama istikametinde harabeye dönen yerleşim yerleri ve buralarda hayata tutunmaya çalışan insanların hâli yürekleri sızlatıyordu. Humus ve Hama bölgesi yol kenarındaki ağaçların kıble istikâmetine doğru secde edercesine eğik yapıları dikkatimizi çekiyor.
İdlib üzerinden Hatay Cilvegözü Sınır Kapısı’na saat 17 civarı ulaşmıştık. Suriye gümrük yetkilileri Türkiye ile yapmış oldukları bir protokolden dolayı Türk tarafının onayı olmadan bizi karşı tarafa geçiremeyeceklerini söylüyorlardı. Biz de Türk tarafındaki yetkiliye pasaport bilgilerimizi gönderdik ve Suriye kapısına onay için bilgi vermesini taleb ettik. Önümüzden çifte vatandaşlığa sahip Suriyeliler hiçbir sorun yaşamadan Türkiye tarafına alınırken biz saatlerce kapıda bekletiliyorduk. Saat gece yarısına gelmişti ve Türk tarafı bizi hala kabul etmiyordu. Telefonlarımızı açmıyorlar, bizimle muhatap olmak istemiyorlardı. Sadece mesajlaşma suretiyle irtibat kurabiliyorduk. Bizi neden Türkiye’ye sokmadıklarını anlayamıyorduk.
Suriye gümrük yetkilileri başlarını önüne eğmiş ve Türk tarafının yaptığı aymazlığın utancını onlar adına kendileri yaşıyorlardı. Türk gümrüğü ile Suriye gümrük yetkilileri kendi aralarında kurmuş oldukları WhatsApp gurubundan mesajlaşıyorlardı. Suriyeliler hiç bekletilmeksizin Türkiye tarafına alındıkça sinirlerimiz geriliyor ve Suriye gümrük yetkililerine çatıyorduk. Onlarda bize mesajlar bölümünü göstererek size onay gelmedi Türk tarafından o yüzden bizlik bir durum yok, biz onay gelirse sizi hemen bırakırız diyorlardı.
Durumumuzu Türkiye’de bulunan yakınlarımıza ilettiğimizde, Cilvegözü Sınır Kapısı yetkilisiyle görüştüklerini ve sorunun kendilerinden kaynaklanmadığını, sorunun Suriye tarafından kaynaklandığını ifade ediyorlardı. Daha sonraki görüşmelerinde de bizim güvenliğimiz için böyle bir uygulamanın olduğundan bahsediyorlardı.
İsmini bilmediğimiz Cilvegözü Sınır Kapısı yetkilisinin WhatsApp profil resminde hilâl içerisinde kurt kafası motifi vardı. Kendisine ulaşan yakınımıza attığı mesaj tamamen başımıza bir şey gelmesi durumunda kendini kurtarmaya yönelik delil niteliği taşıması amacıyla olduğu çok açıktı. Kaydı tarafımızda mahfuz bulunan mesaj şu şekildeydi:
‘’Beyefendi, Arkadaşlarınız bana saat 17:50’de ulaşmış olup ben Suriye gümrüğüne saat 17:59’da arkadaşlarınızı göndermeleri için mesaj atmışım. Arkadaşlarınıza da bir saat içerisinde göndermezlerse tarafıma tekrar ulaşmalarını söylemişim. Arkadaşlarınız bir saat dolmadan bana tekrar ulaştılar ve geçirmediklerini söylediler. O saatten itibaren de Suriye tarafının arkadaşlarınızı göndermeleri için uğraşıyorum. Konunun Türk tarafıyla bir alakası olmayıp tamamıyla Suriye tarafından kaynaklı olmasındandır. Yaklaşık beş saattir de 3 Türk vatandaşını ülkeye almaya çalışıyorum. Gerekli mesajlaşmalar telefonumda da kayıtlıdır.’
Vakit gece yarısını geçmişti ve sonuç alamayınca bütün tehlikelere rağmen geriye dönüp İdlib tarafında bir gece konaklayıp Halep üzerinden Azez kapısından Kilis tarafına geçmeyi deneyecektik. Bütün uçuşlar iptal olmuş ve ne zaman açılacağı da belirsizdi. Türk vatandaşı olmamıza rağmen bizi ülkeye kabul etmemeleri kabul edilebilir gibi değildi. Yapılan bu haksızlık karşısında gözüme uyku girmemişti. İsmi cismi belli olmayan kendini bize tanıtmayan kim olduğunu bilmediğimiz yetkiliye yazdığım mesaj şu şekildeydi:
‘’Sayın yetkili! Ben Ulaş Tunca 13.07.2025 tarihinde iş görüşmeleri için uçakla Şam Havalimanına geldik. Dönüş günümüz 16.07.2025 tarihli uçuşumuz Suriye’deki İsrail saldırılarından dolayı iptal edildi. Biz de kendi imkanlarımızla karayoluyla Hatay Cilvegözü Sınır Kapısı’na saat 17:00 civarı ulaştık. Fakat Suriye gümrük tarafında bizlere geçişimiz için Türk tarafının muvafakat-onay vermesi gerektiği söylendi. Biz de pasaport bilgilerimizi bu hat üzerinden tarafınıza ilettik. Siz de bizlere onay verdiğinizi ve Suriye tarafının zorluk çıkarttığını ilettiniz. Bizim şahit olduğumuz ise bunun tam tersiydi. Çifte vatandaşlığı olan Suriyeliler Türk tarafından anında onay alıp önümüzden rahatça karşı tarafa geçerken bize onay gelmediği Suriye yetkilileri tarafından gösterilerek gece yarısına kadar bekletildik ve çareyi geri dönmekte bulduk.
Bu durumda bizlere göstermiş olduğunuz hassasiyet başımıza olumsuz bir şey gelirse bunun sorumluluğundan kaçmaya yönelik mesajlaşma faaliyetleriydi. Suriyeli çifte vatandaşlara göstermiş olduğunuz hassasiyetin binde birini bize göstermediğiniz ilgi ve alakanız için çok teşekkür ediyoruz.’’
Sabah Halep üzerinden Azez kapısına gitme hazırlığındayken Hatay Cilvegözü kapısına son bir kez daha gidip şansımızı denemek istedik. Kapıya vardığımızda Suriyeli yetkili Türk tarafından gece saat 23.59’da onay geldiğini bizlere gösterdi ve pasaportlarımızı kontrol ederek bizi gümrükten hızlı bir şekilde Türk tarafına geçirdiler. Bu yaşadığımız hâdiseyi birçok Türk vatandaşına yaşattıklarını öğrendik. Kendi milletine düşman böyle yetkililer olduğu sürece bizim ne İsrail’e ne de başka bir düşmana ihtiyacımız olmadığını anlamış olduk.
Hatay Reyhanlı’dan Kırıkhan’a oradan da aktarmayla Gaziantep’e ve uçakla İstanbul’a seferimizi tamamlamış olduk.
8 Aralık 2024 tarihinde Esad rejiminin devrilmesi sonrası muhalif direniş grupları Şam’ı ele geçirdikten sonra, İsrail fırsattan istifade Golan Tepelerini işgal etmiş ve Suriye’ye yönelik kara ve hava saldırılarını artırarak güneyde Dürziler üzerinden meşruiyet elde etmenin hesaplarını yapmaktadır. Suriye’de kritik önem sahip olan yer, Fırat’ın doğusu ve güneydeki Süveyda bölgesidir. Suriye beş parçaya bölünerek emperyalist çıkarlara hizmet eden ve başında bir kukla devlet eliyle yoluna devam mı edeceği, yoksa toprak bütünlüğünü muhafaza ederek, milli mücadelesini tamamlama yolunda bağımsız bir devlet olarak antiemperyalist bir politika mı izleyeceği Fırat’ın doğusunda ve Süveyda bölgesinde izleyeceği siyasetle görünür hâle gelecektir.
Türk yatırımcıların vizyonerliği ve körfez ülkelerinden sermaye akışı desteğinin sağlanması ve Türkiye-Suriye arasında yapılması gereken Güvenlik ve İşbirliği anlaşmaları, İsrail’in bu bölgeye dışarıdan müdahale ederek bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyerek bölücü faaliyetlerde bulunmasını engelleyici bir unsur olarak önemli bir anlaşma olacağı muhakkaktır. Ülke genelinde güvenliğin tesisi, ülkeye yatırımların da hızlanmasına vesile olacaktır. Sanayi, Tarım, Teknoloji ve Enerji sahalarının aktif edilmesiyle ve dinamik genç nüfusuyla orta ve uzun vadede Suriye’nin kalkınması ve refah seviyesini yükseltmesi mümkündür.
Türkistan’dan Balkanlar’a, Kırım, Kafkaslar’dan Ortadoğu, Yemen ve Afrika’ya kadar, halkı Müslüman olan ülkelerin sömürgeden kurtulup hürriyetlerine kavuşması, kalkınması, refah seviyelerinin artması ve dünyada onurlu, şerefli ve başı dik bir şekilde yaşayabilmesi; rabıtasını kuracağı mihrak nokta olarak, Mutlak Fikir’e muhatap, zamanüstü bir ruh ve keyfiyet plânıyla çevrili sınırlarıyla Anadolu merkezli yeni bir anlayışın, yeni bir dünya görüşünün, yeni bir nizâmın, yeni bir sistemin siyaseti ile mümkündür!.. Anadolu mânâsının ulaştığı her yer Anadolu’dur.
Ulaş TUNCA














