İBLİSİN İŞBİRLİKÇİLERİ

Burhan Halit KOŞAN

Kapitalizm, sömürgeciliğin ikiz biçimidir. Batı menşeili her bir görüşün birbirlerini sahte karşıtlık üzerinden domino ettiği gibi, aynı zamanda vahşi sömürgeciliğin de ikiz biçimleri olduklarını söyleyebilirim. Bu beşer mamulü safsatalar hem batıl, hem süflî hem de akılları uyutmaya dönük hiyerarşik bir mantığa sahiptirler. Bu süflî mantık hatası o raddedir ki, çok kutuplu dünyayı inşâ etme iddiasında bulunan elitlerin de bu hastalığın pençesine düşüp, çaresizce kıvrandıkları kanaatindeyim. Gerçekler sonsuza kadar saklanamaz!

Bu teşhisteki tespitim, kıskançlık, küstahlık, pervasızlık veya hatalı görüş şıklarının biri içinde değerlendirilecek olsa da gerçektir. Sömürgeci zihniyetle hareket eden Batı dünyası da, “çok kutuplu dünya” görüşünü benimseyenlerin de beslenme kaynakları aynı adreste buluşmaktadır: Roma İmparatorluğu’nun hezeyan dönemlerindeki anırmalarından ve böğürtülerinden besleniyorlar. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle görüntüler sunalım: Caligula döneminin şehvetperest zihniyeti ile Freud sapkınlığı arasında herhangi bir fark var mı? Neron’un dehşet saçan vahşeti ile Hitler, Stalin, Mao, Ahbes-çelik put döneminde uygulanan soykırım vahşetleri arasında bir fark var mı? Bugün, Gazze, Beytüllahim ve Kudüs meydanını kan gölüne çeviren Yahudi zihniyeti ile Hz. İsa Efendimiz’i katletmek için Beytüllahim ve çevresindeki bütün çocukların öldürülmesi emrini veren Roma Kralı Herod zihniyeti arasında bir fark var mı?

Cevapları malûmunuz olsa da demem o ki, ister sömürge düzenini devam ettirmek isteyen Batı eksenindekiler, ister “çok kutuplu dünya” anlayışını savunan Rus aydınlar, ister Yahudi canilerin her birinin beslendiği kaynak, Roma İmparatorluğunun hezeyan dönemlerindeki anırmaları ile dehşetli vahşetini sergilediği böğürtüleridir.

Menşeleri Batı olan ve sahte karşıtlıklarıyla birbirlerini domino eden batıl görüşlerin şöhretli katalog isimlerinden önce, insan aklını bin bir manipülasyonla (hileli yönlendirme) dumura uğratan süflî mantıklarına değinelim. Batıl görüşlerin her biri kendi alanlarındaki teorileriyle Allah’ın yeryüzünün halifesi kıldığı aziz insanı, beşer mamulü “üstün ve aşağı”, “sahip ve sahip olmayan” tarzındaki fanî, sunî ve yapay ölçütlerle ayrıştırıyor ve parçalıyorlar.

Cumhuriyet yönetimi ile birlikte ahalimizi dikey bağlantıdan yatay bağlantıya geçmesinin dayatılması yetmezmiş gibi, bu sömürgeci diyalektiğin yansıması olarak ahalimizi lime lime etmek için benzer argümanların kullanıldığını görebiliriz. Modern Cumhuriyet yönetimde kendilerini “üstün ve sahip” görenler, her bir insanımızı “çağdaş ve çağdışı”, “modern ve gelenekçi”, “lâik ve mütedeyyin”, “evrimci ve yaratılışçı”, “demokrat ve anti demokrat” ve benzeri kategorilere ayırarak, ayrıştırıcı, parçalayıcı ve bölücülükle değerlendirmiyor mu?

Bu kategoriye göre ilk sıradakiler, ikincisinin ne olduğuna veya ne olmadığına karar verir. Aşağı olan, üstün olanın çıkarına, menfaatine, faydalasına, hırslarına, süflî arzularına göre aşağıdadır. Kendilerini üstün gören, sahip veya efendi olduğuna inananlar, söyledikleri bu palavralarını “kolektif eylem organizesine dönüştürmedikleri” takdirde ise uluslararası sahnede bağımsız hareket etme temayülü sergiler. Bu durum bir düzen değil, ilkesizlik ve düzensizlik durumudur. Çıplak, çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam Batı ve uzak Batı-ABD için aslında ne dünya düzeni ne “Yeni Dünya” düzeni önemli değil, önemli olanın uluslararası sahnede “dünyaya hükmetme” zihniyeti ve “egemen olmak” motivasyonu ile hareket etmektedir. Tasavvuf, zamanın ve mekânın çok, çok ötesindedir!

Batı mamûlü akımların eşya karşısındaki perspektifinin dünyevî “fayda, zarar” menfaatine odaklı, hadiseler karşısındaki algoritmalarının da “kendilerinden olanları üstün, sahip, dost ve kendilerinden olmayanları ise aşağı, sahip olmayan, düşman” paradigmasına mutabık bir şekilde değerlendirdiklerini sobeleyebiliriz. Bu izafî kategorilere göre değerlendirdikleri hâlde maddî ve manevî alanda neyin değerli olduğu ve kimin sahip olduğuna karar verme pervasızlığında da sınır tanımadıklarını bilmeliyiz. Merak edenler için, “faydalı ve zararlı” metaforunun Jeremy Benthan, “dost ve düşman” metaforunun da Carl Schmitt tarafından sistemleştirildiğini belirtmeliyim. Bilgi, cehaletin cellâdıdır!

Birbirine eklemlenmiş bu iki görüşün mantığı farklı gibi algılansa da aynıdır. Hani demem o ki, batıla ait diyalektik ve mantık iç içe geçmiştir ve sömürgeci egemenliğin farklı farklı yüzlerini sergilediklerini unutmayalım. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle rengarenk bir fotoğraf karesi sunalım: Değerli bir mülke sahip olmak, “üstün olmak ve sahip olmak” ile eşdeğer olarak algılanmaktadır. Değerli bir mülke sahip olmamak ise “aşağı ve sahip olmamak” olarak algılanmaktadır. Her iki mantık ve diyalektik de sömürgeci egemenliğin bayağı dili değilse ne?

Sömürgeciliğin ikizi olan kapitalist düşünce, “farklı olan” ve “işe yaramaz olan” arasındaki uçurumu kavratacak ve şuuruna erdirecek eğitim müfredatına uzaktır. Batı ile Uzak Batı egemenlerinin sapkın zihniyetini alt etmemiz, zafer kazanmanın ve muzaffer olmamızın garantisi değildir. Çünkü, Hazreti Yavuz Sultan Selim Han’ımızdan sonra çöküş ve yıkılışa geçen Doğu (Anadolu başta olmak üzere, Türkistan ve Hint tarafımız dahil), Hicaz bölgesi ile uzak doğu eksenindeki ülkelerde de Batı ekseninin değerlerini, menfaatlerini, zihniyet safsatalarını ve distopya hezeyanlarını savunan ve kendi halklarına savaş açan “Çürük Aydınlar” azınlığının tehlikelerini kimse inkâr edemez. Hani demem o ki, Doğu yakamızda 500 yıldır sömürgeci egemenliğini sürdüren Batı düşüncesinin figürleri Anadolu ikliminde baskın olduğu gibi, Doğu ekseninin bütün ülkelerinde de baskın ve etkindirler.

Bu sinsi azınlık, yani “Çürük Aydınlar”, Anadolu ikliminde H. Edip ADIVAR gibi Yahudilerin çırpındığı ve Wilson Derneği ile çalıştıkları “manda” taleplerini gerçekleştiremediklerinden, “sömürgecilik” zihniyetine geçiş yaptılar. Sömürgecilik, bir insanın, bir grubun, bir yapının ve bir halkın aşağılanmasına odaklı bir ilişkidir. Kendi kendilerini “üstün, sahip, efendi” gören bu azgın azınlık, kendilerinden “aşağı” gördükleri insanların her bir ifadesi hakikat, her bir davranışı güzel olsa da beyanlarını yalanlar, görüşlerine karşı çıkar, davranışlarını suçlarlar. Mukaddes kitabımızca “esfel-i safilin” çerçevesine giren bu sömürgeciler, insanı itibarsızlaştırmak, alın terini değersizleştirmek, adaleti olmayan sözleşme ve antlaşmalar yoluyla kendi lehlerine ayırımcılık yaparlar. Aynı zamanda ahalimizi imha etmek üzerine her türlü keyfi ve şiddet içeren güç (işkence, kaba dayak, fikri ve fiziki tazyik, yargısız infaz) kullanılmasını meşrulaştırmayı amaçlıyorlar. Şimdi, yarın değil, hemen şimdi prensibimizle Üstadımız’a ait akrostiş şiirin dizelerini takip edelim ve sömürgecilerden birini hemencecik sobeleyelim;

“İhtilal acentesi
Solun tamda ortası
Moskof’un oltası
Eli, zulüm muştası
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası.
Nemrut, onun atası
Ölüm yolu, rotası
Namlı servet çantası
Ünlü küfür softası”

Buraya kadar mukaddesatımız ile örfümüzün ilk sırasındaki el-hareket metaforuna göre değil, üçüncü sırasındaki kalbin- öfke metaforuna göre değil, ikinci sırasındaki dil- durum metaforuna göre hareket ettiğimin farkındayım. Buraya kadar iblisin işbirlikçilerine ait olan safra taşlarına ve yöntemlerine değindiğimin farkındayım. Hemen şimdi de hiçbir tehir ve ertelemeye girişmeden, hemen kaleme sarılalım ve iblisin Batı mahreçli işbirlikçi ekollerini ifşa edelim ve perdemizi kapatalım. Unutmayalım ki, zamanımız, savaş ve ihtilallere doğru yürüyüşün hızlandığına dair açık ve aleni işaretlerini veriyor. Yusyuvarlak sözler, kaçamak ifadeler ve bulanıklığa meydan vermeden, hemen şimdi sobeleyelim.

İblisin işbirlikçisi hükmündeki Siyonizm, cumhuriyet, totalitarizm, sosyalizm, demokrasi ile faşizm ve aşiret yönetimleri arasında hiçbir farkın olmadığı gibi, insanı köleliğe aşina kılan bu rejimler, sahte karşıtlıklarından dolayı insanlar tarafından farklı gibi algılansa da aslında her birinin iblisin birer sömürge yönetimini temsil ettiğini söyleyebilirim.

İblisin işbirlikçisi hükmündeki yönetimleri yönlendiren realizm, rasyonalizm, pozitivizm, pragmatizm, materyalizm, liberalizm, kapitalizm, spiritüalizm ile hümanizm, aklı reddeden duygusallık ve duyguları reddeden akılcılık, laiklik, eşitlik kusmuklarının her birinin de iblisin hem işbirlikçisi hem iblisin dışkısı olduğunu söyleyebilirim.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin