MADDEYİ ANLAMAK


Selim Gürselgil

Eskiden tabiat “anasır-ı erbaa” dedikleri dört unsura tercüme ettirilirdi. Daha sonra atom teorisi ortaya atıldı ve iki bin yıl bir teori olarak kaldı.

Kimya, maddenin atom denilen unsurlardan oluştuğunu keşfettiğinde maddeci felsefe görülmemiş bir zindelik kazandı. Zira anasır-ı erbaa fikri metafizik bir fikirdi ve dinî mahiyetteydi.

Fakat 20. yy, maddenin de “esas” sayılamayacağını, akla hayale sığmayacak bir atomaltı dünyası olduğunu ve burada maddenin kurallarının işlemediğini, maddeyi raksettiren maddî olmayan bir keyfiyet olduğunu gösterdi.

Elân bu çağda yaşıyoruz ve bu çağın bir felsefesi yok. Çokları ona bir felsefe uydurmanın, onu fikrî bir zemine oturtmanın derdinde.

İbda Mimarı işte burada devreye girdi ve aranan fikrî esasın İslâm tasavvufunda olduğunu gösterdi. Böylece madde ve mânâ arasındaki sonu gelmez çatışmadan bir çıkış yolu belirdi. Mirzabeyoğlu’nun “Madde Nedir?/Maddenin Kritiği” adlı eseri bir ihtilâldir.

Burada atomlar, elementler ve anasır-ı erbaa bir arada yaşayabilir. Çünkü herbiri, kendini aşan ve kuşatan “bir esas”a yaklaşım usûlü olarak kıymetlidirler. Toprak, hava, şu ve ateş, onları vücuda getiren hidrojen, oksijen, karbon vs elementleri ve atom izotopları, tasavvufî bir vahdetin dal ve budaklarını teşkil ederler.

Burada hebâ ve heyûla, cisim ve sûret, madde ve enerji, zaman ve mekân, kendi saha ve kuralları içinde, hepsi aynı gerçeğe delâlet ederler. Burada “parça bütünün habercisidir”; kendisi veya asıl prensibi değil.

Eski ve yeni dünya bir aradadır. Ne eskiyi esas kabul edip yeniyi yok sayan softa, ne yeniyi esas kabul edip eskiyi hiçe indiren münkir. Hepsi Fikir Çağı-İbda Çağı’nın teşrifat unsurlarıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin