ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI’NIN EKSENLERİ

-ÇİN’DEN İLK SİNYALLER GELMEYE BAŞLADI-

Alexander Dugin

Netanyahu-Trump ikilisi her şeyden önce İran’a odaklanmış durumda. İran’ın devrilmesi halinde, büyük olasılıkla dikkatlerini Ukrayna’yı desteklemeye ve Rusya’yı hedef almaya yönelteceklerdir. Ancak İran’ın çaresiz direnişi, ana dikkatlerini başka yöne çekiyor. Şu anda Rusya onların önceliği değil, İran öyle. Elbette Trump artık “barışı koruma”yı hiç umursamıyor, bu yüzden Rusya ile yapılacak herhangi bir anlaşma, eğer bir anlamı varsa, tamamen pragmatik olacaktır. Onun savaşı İran’la olan savaştır. İsrail bu savaşı Trump’ın savaşı haline getirmiştir. Ve Trump bundan geri adım atmamaktadır.

Böylece, bir eksen oluşmuştur: ABD/İsrail’e karşı İran. Diğer bölgesel güçlere bir seçim sunulmaktadır — ve bu zor bir seçimdir: ya Amerikan-İsrail koalisyonuna katılmak ya da İran’a (Direniş) katılmak. Ara bir pozisyon öngörülmemektedir ve eğer biri tarafsızlıkta ısrar etmeye çalışırsa, her iki taraftan da bombalanacak ve saldırıya uğrayacaktır. Burada tarafsızlık yoktur. Tren istasyondan ayrılmıştır.

İkinci eksen: Rusya’ya karşı ve Kiev rejimini destekleyen AB/İngiltere/ABD’deki küreselciler (öncelikle Demokrat Parti). Bu, Avrupa ülkelerinin çoğunun (Macaristan ve Slovakya hariç) doğrudan katılım için hazırlandığı, son derece gerçek ve şiddetli bir savaştır. ABD’deki Demokrat Parti tam da bu savaşı teşvik etmektedir; bu eksen için Ukrayna önceliklidir.

Her iki kutbun da ana hedefi, İran ile Rusya arasına bir çomak sokmak ve böylece onların aynı düşmanla savaştıklarını fark etmemelerini sağlamaktır. ABD ve İsrail’in AB ve küreselcilere yönelik ana şikayeti, aynı zamanda AB ve küreselcilerin ABD ve İsrail’e yönelik ana şikayeti de, Epstein’ın medeniyetinin iki rakibine karşı iki savaşı arka arkaya değil, aynı anda yürütmeleridir.

İran ile savaşın uzaması, İsrail’in giderek Gazze’ye dönüşmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle dünya ekonomisinin çöküşün eşiğine gelmesi (bazı ülkelerde enerji kısıtlamaları şimdiden uygulamaya konuldu) üzerine, küreselciler, kendi görüşlerine göre “Ukrayna’ya ihanet eden” ve dikkati asıl düşman olan Rusya’dan başka yöne çeviren Trump’a sırt çevirdiler. Bu söylem, genel olarak Trump ve Netanyahu’dan nefret eden Soros’un ağları tarafından körükleniyor. Ancak şunu akılda tutmak gerekir: İran ile savaş nedeniyle Trump ve İsrail’e en şiddetli şekilde saldıranlar, genel olarak savaşa karşı değil, Rusya ile savaşa karşıdır. Netanyahu’ya yüklenen neredeyse tüm Avrupa güçleri ve ülkeler, sadece Zelensky rejimi lehine önceliklerin değiştirilmesini talep ediyorlar. ABD’de Demokratlar bu konuda avaz avaz bağırıyorlar.

İran ve Rusya, meselenin Batı’da kimin savaştan yana, kimin karşı olduğu değil, Batı’nın öncelikle kime odaklanmak istediği olduğunu gayet iyi anlıyor. Bu, diğerine daha sonra odaklanacakları anlamına geliyor. Kimsenin bu konuda bir yanılsaması yok. Ve elbette, Rusya ile İran aynı tarafta ve aynı düşmana karşı savaşıyor. Yüzeysel eylemler, Üçüncü Dünya Savaşı’nın özünü değiştirmez. Savaşın sis perdesi. Müzakereler. Dikkat dağıtma manevraları. Duman ve aynalar.

Şu anda asıl önemli olan, düşmanın — kolektif Batı’nın, Epstein’ın medeniyetinin — bizi tek tek yenmesine izin vermemek. Savaşa mümkün olduğunca çabuk ve mümkün olduğunca radikal bir şekilde girmeliyiz. Dostlarımızı ve müttefiklerimizi desteklemeli, kararsızları ikna etmeli ve toplumu olağanüstü hal durumuna getirmeliyiz.

Bunun çok çarpıcı bir örneği, İran’ın muhteşem bir şekilde kazandığı bilgi savaşıdır. Bu sadece bir gözlem.

Her şey büyük ölçüde Çin’e bağlı. Şu ana kadar beklemede, ancak en son psikolojik silahını çoktan devreye soktu: Profesör JiangXueqin. Tahminleriyle küresel analistlerin bilincine saldırıyor. Hiç de fena değil. Çinli entelektüeller ilk kez Siyonist komplo, eskatoloji, SabbataiZevi, Jacob Frank, İlluminati, büyük jeopolitika ve küresel kapitalist elitler hakkında konuşmaya başladı. Çin’in stratejik düşüncesi netleşiyor. Artık “kazan-kazan” ya da panda stratejileri yok. Her şey gerçek adıyla anılıyor.

Pekin Tayvan’a saldıracak, ancak ne zaman olacağı belli değil. Eğer çok kutuplu dünyanın diğer güçlerinin zayıflamasını ya da, Allah korusun, çöküşünü bekler ise, Çin tek başına kalmayacaktır. Bu nedenle, hemen şimdi saldırıp üçüncü bir cephe açmak daha iyidir. Tam da aynı düşmana karşı. Kesinlikle ve doğrudan aynı düşmana.

Şu anda düşman hazırlık yapıyor, ancak aynı anda üç savaşı birden yürütmeye henüz hazır değil. Ve çok kutuplu dünyadan başka biri de ek bir cephe açarsa, düşmanın güçleri tüm gezegene yayılacaktır. Baal’ın diktatörlüğüne karşı küresel bir ayaklanma başlatmanın tam zamanıdır. Kendini yeterince ifşa etti.

Trump’ı iktidara taşıyan Peter Thiel’in dünyayı dolaşarak Deccal hakkında konferanslar vermesi bir tesadüf değildir. Herkes Batı’nın gerçek yüzünü gördü — o yüz Epstein’dır. Öldürülen İranlı kız öğrenciler, Gazze’deki on binlerce bebektir. Kimse “Bilmiyordum, görmedim, farkında değildim” diyemez. Bu mazeret artık geçerli değil. Herkes gördü ve herkes biliyor; eğer hala cephemizin tarafında savaşmıyorlarsa, o zaman esasen düşmanın tarafındalar demektir. Ve meşru hedefler haline gelirler.

Latin Amerika şu anda açıkça zayıf halka gibi görünüyor. Venezüella hükümetindeki acınası korkakların Devrim fikirlerini ve Chávez’in mirasını utanç verici bir şekilde teslim etmesi iç karartıcıdır. Önümüzdeki yüzyıllar boyunca kimse kızına “Delcy” adını vermeyecek. “Rodríguez” soyadı da ciddi şekilde zarar gördü. Lula ve Brezilya, Meksika ve Kolombiya da Küba’ya yardım etmek için bir şeyler yapıyorlar, ancak ABD’ye doğrudan meydan okumaya cesaret edemiyorlar. Korkuyorlar. Ama artık korkmanın bir anlamı yok — çok geç.

Afrika’da, Sahel Birliği ülkeleri (Burkina Faso, Nijer, Mali), gururlu Etiyopya ve Baal medeniyetine boyun eğmemiş birkaç başka rejim (Orta Afrika Cumhuriyeti, kısmen Güney Afrika) şeklinde parlak kahramanlar bulunmaktadır. Bu durum ihtiyatlı bir iyimserlik uyandırmaktadır.

Sünni İslam dünyası bölünmüş durumda, üst kademeleri yozlaşmış ve Epstein takımadalarına entegre olmuş, kitleler ise Müslümanların öfkelerini masumlara yöneltip ABD ve İsrail’in çıkarlarını savunmalarına neden olan aptalca Selefizm ve Vahhabiliğin etkisiyle yozlaşmış durumda. Nispeten egemen bir konumda olan ülkeler ise Pakistan (her ne kadar Taliban-Peştunlarla kendi savaşını sürdürse de) ve Endonezya’dır. Siyonistlere gelince, Erdoğan ortadan kaldırılacaklar listesinde bir sonraki sırada yer alıyor, ancak (her zamanki gibi) tereddüt edecektir.

Çok kutupluluğun temel direklerinden biri ve bir Devlet-Medeniyet olan Hindistan, kendisini zor bir durumda buluyor. Yeni Delhi, Çin’i başlıca bölgesel rakibi olarak görüyor; Modi ve onu çevreleyen Hindutva çevresi ise İslam’a büyük bir şüpheyle bakıyor. Bu durum Hindistan’ı ABD ve İsrail ile ittifaka itiyor; ancak bu cephede daha aktif bir politika izlenmesi pek olası görünmüyor.

Kuzey Kore en uygun ülke, Japonya ise en uygunsuz ülke gibi görünüyor.

Üçüncü Dünya Savaşı, her ne pahasına olursa olsun kolektif Batı’nın hegemonyasını korumak ve güçlendirmek isteyenler (hem vahşi Trumpçı, Siyonist versiyonunda hem de küreselci Avrupa modelinde) ile çok kutuplu insanlık, yani bizler arasında sürmektedir. Savaş çoktan başlamıştır. Tam gaz devam etmektedir.

Elbette, böyle bir şeyin olmadığına dair numara yapmaya devam edilebilir. Ama neden?

Çeviren: Adnan DEMİR

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin