ARAYIŞINI CİNAYETLERLE İFÂDE EDEN GENÇLİK
Ahmet ÖLÇÜLÜ
Ruhu doyurulamayan gençlik, işlediği cinayetlerle hastalığı ortaya döküyor.
İzmir’de karakola yapılan baskın buna tam da örnek…
Çeteleşen gençler aldı başını gidiyor…
Hatta Gezi ya da Saraçhane’yi de sisteme karşı duyulan rahatsızlığın ifâdesi cümlesinden olarak örnek gösterebiliriz.
Sadece gençlik mi?
İnsanlar birbirini boğazlıyor…
Hadiselerin sebebini dış saiklerde aramadan önce içimizin derinliklerine bakmalıyız. Nerede yanlış yaptık, yapıyoruz?
25 yıl öncesine kadar iktidarda Kemalist olduğunu söyleyenler vardı, son 25 senedir ise sözde müslümanlar var ama toplumdaki çürüme ve kokuşma artarak devam etmekte.
Kemâlist olduğunu söyleyenlerle müslüman olduğunu söyleyenlerin iktidarlarında gençliği ve toplumu ideâlsizlik batağında debelenmek zorunda bırakma noktasında değişen bir şey yok. İşte bu sebeple de aralarındaki sözde çekişmeye de sahte kutuplaşma diyoruz.
İktidarı şahsî menfaatleri için kullanan ve millet için gerekli ideâl ve değerler noktasında bir şey üretmeyen, yeni bir şey getirmeyen ama sanki böyle bir ideâl varmış gibi yapan Kemâlist yada müslüman geçinen sahtekârlar…
Ne geliyorsa başımıza herşeyden önce bu sahteliklerden, yarım oluşlardan geliyor.
Müspet oluş için herşeyden önce samimiyet gerekir. Samimiyet ise sahtelikleri reddetmeyi… Samimiyetsiz sahteliklerden müspet oluş bekleyen, uman, ya ahmak ya da düpedüz sahtekârın kendisidir.
Bu ülke yıllar boyu Batı taklitçilerinin iktidarda olmasından çekti.
Tam bunlardan kurtulacağız deren, bu defa başımıza, Batı taklitçiliğiyle mücadele taklidi yapanlar tebelleş oldu.
Kumandan Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrrı adlı şiir kitabının sonunda, onları şöyle tarif etmişti:
Taklitten kaç taklidi
Taklidin bir çeşidi
İşin özü yok özü
Aslan geçinen kedi
*
Taviz vermem taklidi
Tavizin tâ kendisi
Ağzı mezâr çukuru
Sanır ki Hakk’ın sesi (1982)
İnsan ve toplum meselelerini çözecek bir fikir, bir ideâl ortaya koymadan, vaya ortaya konulmuş bir fikir yada ideâli kendisi benimsemeden, sırf saltanatına payanda yapmak adına marsık kokulu ağızlarda ezbere tekrarlayarak sözde ideâlist görünerek bu işlerin olmayacağını, yaşadığımız günler ispatlarken, böylece İbda Diyalektiğini de tersinden delillendirmiş olmakta.
Dün Kemâlistlik iddiacıları Batı taklitçiliğini ideâl olarak ileri sürerlerken, bugün sözde müslümanlar, Büyük Doğu’yu ideâl olarak dillendirmekte.
Ne onlar Batı’yı biliyorlardı ne bunlar Büyük Doğu’yu bilmekte…
Biz ise dün küfür yobazından şikâyet ederken bugün imân cephesinde menfaat devşiren yobazın dölü ile uğraşmak zorunda kalmış olduk… Bunlar, Osmanlı’nın yıkılışında da rol alan sarıklı, şalvarlı yobazların, kravatlı, takım elbiseli dölleri.
Ağızları mezar çukuru… Kolaylaştıran değil, zorlaştıran, sevdiren değil nefret ettirenler…
Suçlu da ezberden hazır: Kemâlizm, batıcılık…
İşte, yobazın tarifi; yobaz zamanı durdurur, duran zaman da kokar. Sanki 25 senedir iktidarda Kemâlistler var da… Zaman sanki Kemâlizmin iktidarında donmuş da sorumlu onlar… Bugünkü hâlimize vücut veren sebepler arasında Kemâlizmin bir dönem oynadığı rol ve mesuliyeti inkâr edilemez ama son 25 senedir siyasî mesuliyetin içimizden çıkan kaba softa ham yobaz takımında olduğunu kabul etmemek, hastalığı tedavi etmeyi istememek demek. Yobaz tam da budur.










