FENOMENOLOJİYE DAİR
Selim GÜRSELGİL
Evrim konusunda benim için en zihin açıcı metin, evrimden hiç bahsetmeyen bir metin oldu: İmam Eşarî’nin “kesb nazariyesi”… Aynı şekilde fenomenolojide de, fenomenolojiden hiç bahsetmeyen bir metin: İmam Maturidî’nin “tevil usûlü”…
Fenomenolojinin temel özelliği “tasvirî-tevilî” bir düşünce tarzı olmasıdır. Bu demektir ki, fenomenoloji, hâkimlik değil, hakîmliktir. Yani o bir hüküm getirmez, tam aksine “hüküm vermekte kaçınma”, “olur olmaz dır ve tır dememe”, Yunancasıyla “epoche”, yani hakikate tasvir ve tevil (tefsir değil) metoduyla yaklaşma ihtivâ eder.
Alman felsefesinin bu metodu tefekkür tarihine kazandırması bir ihtilâl niteliğindedir. Nitekim kendinden sonraki bütün felsefeyi belirlemiştir. Zira fenomenoloji, ta en başından beri, felsefeden beklenen asıl görevi kavramıştı. O bir din değildir, bir şeriat getiremez, ama din ve şeriattan başlayarak tüm bilgi sahlarında şuurun arınmasını, yükselmesini, vuzuh ve hürriyete ermesini sağlayabilir.
Fakat varoluşçular elinde fenomenoloji nihayet “saçma”ya varır, ki varmıştır. Şuna dikkat ediniz: (Fikrin formülleri, fennin formüllerinden daha az önemli değildir. Okullarda, hatta her şeyden çok kıymet vererek onların da öğretilmesi gerekir. Misal:
Kemmiyetler keyfiyetleri yaratmaz, sadece onların açığa çıkmasını sağlarlar.
Keyfiyet daima öncedir. Fakat bu önceliğin varlığa çıkması için, o keyfiyete uygun kemmiyetlerin bir araya gelmesi gerekir. Bu takdirde keyfiyet, kemmiyetle bir arada ortaya çıkar. Onun varlığını ve önceliğini gözle görmez, akılla biliriz.
Nasıl ki, su keyfiyetinin ortaya çıkması için, 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun bir araya gelmesi gerekir. Hidrojen ve oksijen atomları, rastgele, kendiliğinden bir araya gelerek su keyfiyetini oluşturmaz. Onlar, bu keyfiyeti gerçekleştirmek, açığa çıkarmak için bir araya gelirler.
İşte yararılışçılığın, çeşitli ilim ve tefekkür alanlarında en mühim tezi budur. Tekâmül bahsine de tatbik edilebilir. Göz keyfiyeti, gözü teşkil eden son derece karmaşık hücrelerden, sistemlerden, fonksiyonlardan öncedir. Eğer öyle olmasaydı, bütün bu binbir incelikli organizasyon meydana gelemezdi.
Burada bana rastgele itiraz eden arkadaşlar oluyor. Hâlbuki savundukları şeyler, materyalist tabanlıdır. Onlar bunun farkında değil ve onlar üzerine İslâmî bir şeyler söylemeye çalışıyorlar. Önce İslâmî tefekkür keyfiyeti (hikemiyat), meselelere ondan sonra girilebilir.
Müslümanlar genel olarak keyfiyetlere ve onların Allah tarafından yaratıldığına inanıyorlar. Fakat bir İbdacı gibi bu inancı “keyfiyetçilik” ilkesi olarak alıp fikrî sahalarda takip edemiyorlar. Böyle olunca kemmiyet meseleleri, neredeyse hiç dokunulmamış olarak kalıyor.
Yine tekâmül/evrim meselesinden tutalım. Bakın. bizden önce bu mevzu ne kadar saçma sapan bir seviyede konuşuluyordu. Kemmiyetin bir hakikati var, karşı taraf bu hakikati en ufak tafsilatına kadar kurcalıyor. Ama müslümanlar hiç oralara giremiyor, “yaratma vardır” diyor geçiyor. Sıkışınca da andırır bir ayet, bitti.
Bakın piyasadaki ucuzluğa. İslâmî evrimci onlarca kitap. Bir tanesi bile bir şey söylemiyor. Meselelere uzaktan, dürbünle bakıyorlar. Ne olduğunun bile farkında değil. Ama daha bâkir; çok satılıyor, çok ilgi gösteriyor gençler.
Keyfiyetsiz kemmiyet mânâsızdır. Abestir. Bu fikri 19. yy finalizmine uzaktan benzetebilirsiniz. Hâlbuki 21. yy holizmine daha yakındır. Zira bütün, kendisini teşkil eden parçalardan öncedir.)
Nitekim Salih Mirzabeyoğlu, tam da burada devreye giriyor. Fenomenolojinin varoluşçu macerasının tam ortasına giriyor ve varoluşçulara diyor ki:
- Sizin fenomenolojiden beklediğiniz şuuru aydınlığı, “herkesin varoluşu kendine”, “herkesin şuur aydınlığı kendine”, nihayet “herkesin fenomenolojisi kendine” vadisine varır. Fenomenoloji, ancak bütünün indî tasvirlerinin bir toplamı olabilir; bu toplam da bütünü tayin etmez. “Bütün fikrin gerekliliği ve zihnî çaba ile kurulamazlığı” meselesidir ki, fenomenolojinin -ki varoluşun- ancak İslâmî bir düşüncede anlamlı olabileceğini gösterir. Tasvirî ifadesiyle “kendi şuuruna varabilir”… Böyle bir temelden mahrum olduğu takdirde, sonu sofizme varacaktır.










