BİLGİ BİRLİĞİ

Burhan Halit KOŞAN

İlâhî geleneğin ulaklarından bir ulak olan tasavvuf, Türkistan’dan yeryüzüne mayalandığı hâlde, Hint, Fars, Yunan mahreçli olarak anlatılması ya gaflet ya cehalet ya hainlik veyahut edepsizliğin alâmetifarikasıdır. Beşinci kol faaliyeti yapan zümrelerin, Hint, Fars, Yunan ve Lâtin Amerika coğrafyasında rast geldiği ve Tasavvufun kaynağı zannettiği ekollerin her biri Tasavvufun menşei değil, Tasavvufun ya kalıntısı ya kalıntısının kırıntılarıdır.

İstikbâl, mazide mevcut olduğu gibi, gelecek de geçmişin içindedir. Hani demem o ki, yarın için tasavvur ettiğimizi mazide bulabileceğimiz gibi, mazide aradıklarımızı da bugün veya istikbalde bulabiliriz. Bugün ile geçmiş zaman, gelecek zamanda mevcuttur. Gelecek ise bugünün ve geçmişin içindedir. Gelecek, geçmişten bağımsız değildir ve hatta mazinin içinde mayalanır diyebiliriz. Zaman mevhumunu dümdüz bir çizgi hattı zannetmek, modern çağda uydurulmuş bir masaldan ibarettir. Her şey aslına rücu ettiği gibi, zamanda dairesel bir akışta hakikate bağlanır. Hakikati idrak edebilmemiz, yaşayabilmemiz, hayata hâkim kılabilmemiz için Büyük Doğu İmparatorluğuna, Büyük Doğu İmparatorluğu için de “Bilgi Birliği” öznesinde bir araya gelmek ve aksiyon yükleminde birleşmeye mecburuz.

ORTAK BİLGİ

Kralın çıplak olduğunu söyleyen çocuk, aslında kimsenin bilmediği bir şeyi söylemiyordu. Gördükleri bilgiyi hatırlatıyordu, ama yine de bilgilerine bilgi katıyordu. Herkesin görebildiği şeyi ağzından kaçırarak, herkesin bildiğini ifşa etti ve halkın kralla olan ilişkisini dalkavukluk ile takdir etme koridorundan çıkararak, küçümsemeye ve tenkide dönüştürdü.

Malûmunuzdur ki, barışın garantörü silâh, muzaffer olmanın garantörü de bilgi, saf bilgidir.

Koordinasyon için ortak bilgi müşterekliği zarurettir. Ferdî ve genel bilgi noktasında ben bir şey biliyorum, sen de bir şey biliyorsun. Buna ek olarak ben senin bildiğini biliyorum, sen de benim bildiğimi biliyorsun. Ferdî bilgi tam olarak yakalanamasa da genel bilgi, basit birkaç sualle yakalanabilir ve muhatabın zihniyeti anlaşılabilir. Bilgi noktasında avantajımız olan bir nokta var: Bizim bildiğimizi bilmiyorlar. Bu avantajımıza rağmen dezavantajımızın da fikrimize ait ortak bilgiyi yakalayamamak konusu olduğu kanaatindeyim.

ORTAK BİLGİ, KOORDİNASYONU SAĞLAR

Evet, ortak bilgi, koordinasyonu sağlar. Koordinasyon sıkıntılarını gidermek ve ikilemlerini çözmenin biricik yolu aynı dili konuşmaktan ve geliştirmekten geçer. Aynı istikâmette, aynı güzergâhta yürümek ve aynı anda aynı yerde aynı hedefe odaklanmanın garantisi ortak bilgidir. Bir sonraki en güzel amelin de ortak vurgu ve aynı odak noktasını mükerreren belirtmektir. Elbette ki, dönme dolap gibi aynı tekrarı kastetmiyorum. Ortak bilgi gibi, odak noktaları ve gelenekler de ortak koordinasyonu sağlar ve yönlendirir. Sosyal ve her türlü beşerî ilişkiler koordinasyon oyunlarıdır. İki kişi, arkadaşlar arası ilişkiler, sevgili, müttefik, hasım ve hısım ilişkileri veya devletlerarası ilişkiler, “baskın veya bağımlı” veya müşterek ortaklık düzeyindeki koordinasyonlardır. Her bir koordinasyonda taraflardan her biri diğer tarafı kendisinin bildiği gibi, muhatabının da kendisini bildiğini bilir.

Çelimsiz, cılız, bağımlı, zayıf olanın kendisini kuvvetli olanla eşitleyebilmesi için, sürpriz bir çıkışla muhatabı şaşırtmaktan başka yolu yoktur. Yaşanmış veya yaşanmamış olsa da SSCB dönemine ait anlatılan bir şaka bu duruma misal teşkil eder diye düşünüyorum. Moskova tren istasyonunda yoldan geçenlere bildiri dağıtan bir adamın haberini alan KGB adamı derdest eder ve sorgulamaya alır. Ancak bildirilerin boş kâğıtlar olduğunu görürler. Adama boş kâğıtları göstererek: “Bunun anlamı ne?” diye sorarlar. Adam: “Yazılacak ne var ki? Her şey çok açık” cevabını verir. Bu vakadaki şakanın amacı, adamın yıkıcı bir ortak bilgi üretmesiydi… Dil, mânânın temsilcisi, sembolün ikametgâhıdır.

Tebessüm, gülmek, dudaklarda çiçek açılması, şakayı anlayan herkesin ortak bir paydada buluştuğunun en belirgin bir görüntüsüdür. Şaka, bazen niyetlerini örtbas etmek, imalarla içlerindeki saklamalarının da araçlarından biridir. Şaka, latife, nükte, mizah da ortak bilgiyi yaygınlaştırır ve aynı zamanda ortak koordinasyonu sağlar. Kıkırdama, alay, ironi, dalga geçme, istihza ise düşmana karşı kullanıldığında ortak koordinasyonu sağlarken, çift yönlü olması itibarıyla mescidin içindekiler için kullanılması halinde ise ortak koordinasyon için risk taşır ve bölücülüğe bürünür.

Kıkırdama, inanılmayanı makûl bir şekilde inkâr edilebilirliğini sergilemek, ifade edilenin, sergilenen davranışın, gösterilen tavrın, mimiklere ve jestlere akseden duyguların reddidir diyebiliriz. Fırıldaklarca “Büyük fırsat” diye pazarlanan hilekâr fırsatları kaçırmak istemeyen hormonlu aptallar tükendiğinde ve şüpheye yol açacak herkesçe bilindiğinde balon patlar ve gerçek bir savaşın trampet sesleri her taraftan işitilir. Korkmamız gereken savaş değil, korkunun ta kendisidir. Savaş bir realite, bir gerçektir. Bu sebeple hayatın bir gerçeği olan savaş, kıkırdamayla geçiştirilemez. Kurban mezarından sesleniyor, işitmiyor musun?

Mutlak bilgi birliği, mânâ birliği, ülkü birliği, gelenek birliği, kültür birliği, örf birliği, dil birliği, şiir birliği, fikir birliği, odak birliği ve distopya birliği gibi birlikler ortak koordinasyonu sağlar.

Koordinasyonun mantığı, her türlü ikiyüzlülüğü, yalanı, rol yapma oyunlarını ve ritüellerini neden kınadığımız ile bunlarsız yaşamak istediğimizi açıklar. Bazıları için distopya, hayal ve rüya kelimelerinin eksi bir imajı olsa da, bu kelimelerin her biri aslında gerçekliğin farklı farklı sadmelerinden biridir. Evet, bazıları için distopya olsa da sadakatimiz, cömertliğimiz, merhametimiz, şefkatimiz, üslûbumuz, tavrımız gibi özel hayatımızdaki farkındalıklarımızı yaygınlaştırmak koordinasyonu sağlamaya yeter. Aynı zamanda siyasî, ekonomik, sosyal ve birçok alanda da koordinasyonu sağlar. Koordinasyonu sağlamanın zirve noktasını ise tasavvuf gibi ilâhî geleneğimiz ile Türk örfünün sağlayacağını söyleyebilirim. Beğenilsin veya beğenilmesin, koordinasyonu sağlayacak bu ortak bilgilerin bir kısmını belirttiğime göre, bu işin zirvesinde ise ilâhî geleneğin ulaklarından bir ulak olan tasavvufun olduğunu ve kurmay yaverinin ise Türk örfünün olduğunu ifşa edeyim… Atam Oğuz Kağan!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin