TÜRKİYE ÇÖKÜŞE AKP, MHP VE CHP’NİN DEM’Lİ İTTİFAKIYLA SÜRÜKLENİYOR

Adnan DEMİR

Bir Medeniyet Çözülüşünün Siyasî Tezahürü

Giriş: Batı’nın Çürüyüşü, Türkiye’nin Aksayan Zihni

Batı toplumlarında görünür hâle gelen ahlâkî çürüme, kimlik erozyonu ve zihin karışıklığı, yalnızca sosyolojik bir bozulma değil; modernliğin kendi doğasını tüketmesinin sonucudur.

Liberal kapitalizm:

toplumu atomize etti,

insanı tüketim çarkına hapsetti,

değerleri piyasa kuralına indirgedi,

“insan nedir?” sorusunun cevabını kaybetti.

Bugün Batı’nın yaşadığı kriz, teknik bir sıkıntı değil, “varoluşsal bir çöküştür.”

Bu çöküş, tahammülsüzlüğünü örtmek için demokrasi paketleri, NATO stratejileri, insan hakları diskurları ve finansal bağımlılık ağları üzerinden çevre ülkelere ihraç edildi; Türkiye bu ihracatın ana alıcılarından biridir.

Ne olduğumuzu bilmiyoruz ama ne olmadığımızı biliyoruz” sözü, tam da bu kırılmayı işaret eder:

Kökü Batı’ya dayalı kimlik kalıplarını istemiyoruz ama kendi hakikatimize de dönemiyoruz.

I. Türkiye Siyasetinin Üçlü Çöküşü

Türkiye’de iktidar ve muhalefet görünürde zıt kutuplar gibi dursa da, aslında hepsi aynı paradigmanın taşıyıcısıdır:

AKP – Batıcı ekonomik entegrasyon ve NATO merkezli güvenlik doktrininin yürütücüsü.

MHP – Devletçi refleksi Batı güvenlik sisteminin içinde sabitleyen milliyetçi aparat.

CHP – Neoliberal-liberal merkeze yerleşmiş sistem içi muhalefet.

Bu yapıya eklemlenen DEM Parti – Küresel güçlerin etnik fay hatları üzerinden Türkiye’yi zayıflatma stratejisinin siyasî unsuru.

Sonuç:

Türkiye’deki çöküş, iktidar ve muhalefetin ortak Batıcılığıyla hızlanmaktadır.

II. Solun Çürümesi: Denizler ve Mahirlerin Neden Yeniden Doğmadığı

Bugünkü CHP ve geniş “Türkiye solu”, antiemperyalist damarını yitirmiştir.

Solun çöküşünün üç kilit nedeni:

1. Marksizmden liberal kapitalizme geçiş

AB fonculuğu, hak temelli liberal söylemler, kimlik siyaseti; sınıf, emek ve bağımsızlık fikrinin yerini aldı.

2. Anti-emperyalist hafızanın terk edilmesi

Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın “tam bağımsız Türkiye” çizgisi bugün solun gençleri için yabancı bir kavrama dönüştü.

3. CHP’nin sol değil, tamamen sistem içi bir aparat hâline gelmesi

Dolayısıyla yeni bir Deniz ya da Mahir’in yetişebileceği bir sosyolojik zemin yok.

Bu nedenle sol, çöküşün karşısında durmuyor; bizzat çöküşün ortağı hâline gelmiş durumda.

III. İktidarın Çürümesi: AKP–MHP Bloku

AKP ve MHP’nin yürüttüğü siyaset Türkiye’nin kurumsal dokusunun aşınma ivmesini katladı. Kendisinden önce bozuk olanı, güya düzeltme iddiasıyla tarumar ederken, yerine yeni bir şey koyamadığından, çürüme daha da hızlandı:

* Ekonomi daha da dış merkezlere bağımlı hâle geldi.

* Devlet kapasitesi daha da zayıfladı, liyakat daha da yok oldu.

* Medya daha da propaganda makinesine döndü.

* Hukuk daha da siyasallaştı.

* Popülizm toplumsal dokuyu daha da parçaladı.

Bu tablo ferdî-ahlâkî değil, yapısal bir çürüme manzarasıdır.

IV. Doğu’nun Gerçek Muhasebesi: Üç Ayrı Katmanlı Bir Yapı

Batı çökerken “Doğu yükseliyor” söylemi tek başına gerçeği vermez.

Çünkü Doğu dediğimiz coğrafya homojen değildir.

Üç temel sınıfa ayrılır:

1. Uygarlık Devletleri (Güçlü Devlet – Yüksek Kapasite)

Rusya, Çin, İran, Hindistan

Bu devletler:

* bin yıllık devlet akılları,

* merkezi yönetim gelenekleri,

* stratejik düşünme kapasiteleri,

* ekonomik veya askerî güç projeksiyonları ile Batı karşısında ciddi alternatif merkezlerdir.

2. Yaralı Devletler (Zayıf Devlet – Çaresiz Halk)

Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Filistin/Gazze

Devletler çökmüş, kurumlar yıkılmıştır; fakat halklar:

* dayanma gücü,

* bağlılık,

* aile ve cemaat bağları,

* ahlâkî direniş açısından Batı’ya göre daha diri ve daha insanîdir.

Gazze bu kategorinin zirvesidir.

3. Çifte Bağımlı Devletler (Orta Kapasite – Yönsüz Halk)

Türkiye başta olmak üzere bazı bölgesel aktörler…

Bu ülkelerde:

* devlet Batı’ya ekonomik ve stratejik olarak bağlı,

* toplum ruhen, potansiyel olarak güçlü ama siyaseten yönsüz,

* elitler gerçek bir hâl muhasebesi yapamamış; kimi Doğu kimi de Batı’cı…

* halk ile devlet arasında zihni kopukluk var.

Bu kopukluk Türkiye’nin en büyük kırılma hattıdır.

V. Gazze: Ahlâkın Yeniden Yazıldığı Yer

Batı ve işbirlikçilerinin çürümüşlüğüne karşı Gazze, tüm insanlığa ahlâkın nasıl yaşandığını gösteriyor.

* Bedenler kırılıyor ama irade kırılmıyor.

* Zulmün karşısında teslimiyet değil, teslimiyetin reddi var.

* Çocuklar bile ahlâkî bir duruşun ne demek olduğunu Batı’daki yetişkinlere öğretiyor.

Bu nedenle Gazze sadece bir coğrafya değil:

Bir ahlak makamı.

Batı’nın ve işbirlikçilerinin, nefs muhasebelerini kökten yapamamış elitlerin bütün maskesini düşüren yer burasıdır.

VI. Neden Çıkış Kapısı İBDA’dadır?

Türkiye’nin bugün içine düştüğü çöküş, sistem içi hiçbir yapı tarafından çözülemez. Çünkü hepsi -iktidar ve muhalefet- aynı Batıcı zihnin farklı varyasyonlarıdır. Siyaset işbirlikçi, sözde aydınlarsa Doğu ve Batıcısıyla kökten bir muhasebe yapamamış olmanın zaafiyetiyle malûl…

Türkiye’nin ihtiyacı:

* Batı’nın ruhsuz modernliğine karşı kendine dönüş,

* Batı’nın tekniğini, Doğu’nun ruh gücü emrine veren kurucu bir akıl,

* medeniyet tasavvuru olan bir ideoloji,

* ruh–fikir–aksiyon bütünlüğü,

* bağımsız bir insan ve toplum modeli.

Bugün bu bütünlüğü “İBDA-İslâma Muhatap Anlayış” çizgisi dışında taşıyan herhangi bir yapı yoktur.

İBDA’nın üstünlüğü şuradadır:

* Türkiye’yi ve topyekûn Doğu’yu merkeze yerleştirir.

* Medeniyet fikrini günlük siyasetin üzerinde bir ontoloji olarak kurar.

* Batı tekniğini, Doğu’nun ruhunun emrine vermenni sırrını telif eder.

* Anadolu’nun tarihî hakikatini ideolojik bir yapıya dönüştürür.

Bu nedenle Türkiye’nin geleceği, bugün siyaset sahnesindeki partilerde değil, fikrî ve ruhî bütünlüğünü koruyabilen İBDA kadrosundadır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin