KEKEME KELİMELER

Burhan Halit KOŞAN

Kelimeler, insana tesir eder mi? Kelimeler, dinleyen, işiten veya kulak misafiri olan birine aşk, sevda, neşe, cesaret, vakar, feraset, ümit, umut, hoşgörü, tevekkül gibi ulvî duyguları veya korkaklık, kabalık, pısırıklık, yobazlık, hainlik gibi süflî hislerin aşılarını yapabilir mi?

Hayâl maddesinden inşâ edilen kelimeler, bir insanın hidayet istikâmetinde yürümesine veya dalalet peşinden sürüklenmesine sebep olabilir mi? Her bir kelimenin bir yüz ifadesi var mıdır? İnsanlık aklını kaybetme sürecinde mi? Kelimelerin, insanlığın aklını kazanması veya kaybetmesinde bir rolü var mıdır?

İnsanlarımızın birbirlerine karşı duyduğu nefret duygusundan kurtarmalı ve aynı zamanda yeniden inşâ edilmesine de yardım etmeliyiz. Mukaddes dinimiz ile mütedeyyin, samimi dindarları demagogların elinden ve dilinden kurtarmalıyız. Elbette ki, sağ ve sol tandanslı ekollerin bin bir illüzyon ile rehin aldığı insanlarımızı da demagogların elinden ve dilinden kurtarmaya mecbur ve mahkûmuz. Takdir edersiniz ki, hekimin hastaya darılma, kırılma, küsme, kızma, bağırma ve azarlama hakkı olmadığı gibi, “erk” makamının namzedi olan bizlerin de ahalimizin bilgi eksikliğinden kaynaklanan hata, sehven, noksanlarından dolayı şikâyet, sızlanma, dırdır hakkımız yoktur. Bizler, her bir insanımızın birbirine karşı duyduğu nefretten arındırabilmemiz, birbirini hasım görme duygusundan kurtarabilmemiz ve gaflet uykusundan uyandırabilmemiz için, diplomatlarımız olan kelimelerimize dikkat etmeli ve cümlelerimizi rikkat-itina ile inşa etmeliyiz.

Kelimeler, kelimeler, kelimeler… Sevimli veya hoyrat, kekeme veya akıcı, kükreyen veya fısıldayan, bulanık veya berrak, çekingen veya cevval, ciddi veya lakayt, hoş veya nahoş şakacı veya kırıcı, samimi veya içten hesaplı kostümleriyle hayatımızın rengarenk olmasını sağlayan kelimeleri var eden Allah’a, Emirim Timur Han’ın Allah’ına şükürler olsun.

ANİGRAM, PALİNDROM DEĞİLDİR

Ben, yazılışları ve okunuşları ister sağdan sola ister soldan sağa doğru aynı olan ve adeta gramerimizin haylaz afacanı olan kelimeler ile sayıların hem sevimli, hem şirin, hem de çok cazibeli olduğunu söylemeliyim. “Palindrom” denen bu harfler, kelimeler ve sayılara, “Mim, Vav, tut, tat, kayak, kabak, kazak, radar, mum, neden, niçin, yatay, kabak, ana, aba, ama, ses, lal, kak, 11,22, 33, 99, 1001…” gibi numûneleri yazabilirim.

Palindromlar edebî bir araçtır ve şairler, yazarlar ile bulmaca yazanların geneli tarafından fazlasıyla takdir edilir. Etimolojik olarak eski Yunancadan gelen “palin-ters yön” ve “dromos-koşmak” kelimelerinden türeyen “palindrom” kelimesi de ters istikamette, ters yönde koşan mânâsına gelmektedir. Evet, sağdan sola veya soldan sağa okunduğunda da aynı anlamı, aynı mânâyı taşıyan harf, kelime, cümle ve rakamların her biri birer palindromdur.

Palindromlar ile yarı polindromları ve anagram oyununu karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. Sadist müfredatıyla azametli tarihimizi yozlaştıran, yerel ve küresel ölçekte şiir başta olmak üzere bütün edebiyatı kirleten Türkiye gibi ülkelerde, sanat unsurlarının da bulanıklaştırıldığı, karmaşıklaştırıldığı, rayından çıkarıldığı için dikkat etmeye mecburuz. Anagram, kelime içinde kullanılan harflerden tamamen farklı bir kelime türetme oyunu iken, yarı palindrom ise kelimesi kelimesine tekrarlanan bir sahtekârlık veya edebiyat kalpazanlığıdır.

Sahte Palindrom: “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” cümlesi palindrom değil, birebir kelimelerin tekrarı ve edebî sanat kalpazanlığının ta kendisidir.

Anigram: “Üstadım” kelimesinde kullanılan harflerden: “Üst, tadım, adım, sat, süt, ast, tas, at, üs, dam” ve benzeri şekilde türetilen kelimeler de palindrom değil, anigramdır.

Şiir, makale, hikâye ve benzeri metinlerde palindrom gibi bir dil cevherini keşfetmek insana büyük bir keyif verdiği kadar, insanı hayrete de sürükler. Hayret cevheri hikmet yemişlerini devşirmeye, hikmet yemişleri ise hakikati idrak etmenin perspektifini kazandırır. Derkenar olarak, hikmet kelimesinin Yunanca karşılığının da “gnosis” olduğunu ekleyeyim.

YOKLUK, KALBİN YOSUN TUTMASINA SEBEP OLUR.

Süslü, afili, fiyakalı, cakalı, cazibeli, kallavi kelimeleri kullanmak bir sanattır. Bu sanatı kullanabilecek iken bunlardan vazgeçmek, gerçek bir fedakârlıktır. Bu fedakârlık, sadeliğin azametini ve tevazuun rengarenk elbiselerini bahşeder. Bu fedakârlık, çaresizliğin değil kudretin, hoşgörünün, affedebilmenin, görüp de görmemenin ve işitip de işitmemezliğe gelmenin azametidir. Yaygara koparma şekerim, ortalığı velveleye verme sarmaşığım, birkaç adım sonra kekeme kelimeler konağının kapısına varacağız.

Evet, İbranice düşünen ve aziz milletimizin zihniyetini Yahudi canilerin menfaatlerine göre şekillendirmek için kendini paralayan Cumhuriyet ile paradigmalarını dönüştürebilmemiz için, kekeme kelimelerin mânâsına bürünmeye, muhtevasını ve müktesebatını kuşanmaya mecburuz. Takdir edilse de edilmese de örfümüz ile inancımıza mutabık olmayan her bir unsur, geleneğin değil modern dönemin heykelleridir. Bu ucubeler, dört duvarı açık, kilidi olmayan hapishanelerini terk edemeyen birer korkaktır. Bu karanlık çağın ucubesi olan bu mahlûkların bir tane kallavi, afili, fiyakalı, yakışıklı, cazibeli kelimesi yoktur.

Bu hödüklüklerine rağmen politik angajmanlarının fazlasıyla gelişmiş olduğunu, ideolojisi olanlara kin güttüklerini, “Mutlak Fikir” ile unsurlarından nefret ettiklerini, sanal, sentetik, sunî, yapay bir varlık inşasına giriştiklerine de şahit olabiliriz. Cumhuriyet derebeyliğinin ürettiği bu ucubeleri, İbranice dil anlayışı üzerine inşa edilen müesses nizâmın toplumdaki yansımaları veya uzantıları olarak görebiliriz. İbranice düşünen ve Siyonizm’in paralelinde hareket eden Cumhuriyet derebeyliği, dizginsiz aptallığının gücünü biliyor, ama aptallığının sadece aptallık olmadığını da biliyor; mücadelesini süsleyen kaprisli bir süsleme sanatı olduğuna inanıyor. Ahalimizi ekonomi telâşesine düşürerek eğleniyor, parti kavgalarından çıkar temin ediyor ve toplum katmanlarının birbirlerini öldürmesinden şehvet hazzı alıyor.

Paradigmaları peruk, kanunları sentetik olan bu çürüyen sistemi ne zaman, ne para, asla ve kata yenileyemez. Çürüyen bir sistemi sadece ve sadece kan düzeltebilir. Ağzımızı açıp, yanlış yapanları işaretlemeliyiz. Gözlerimizi kapattığımız için yolsuzluk, arsızlık ve hırsızlık yapabiliyorlar. Kulağımızın üstüne yattığımız için ahlâksızlık ve edepsizlik yapabiliyorlar.

Unutmayalım ki, Cüzzamlı Cumhuriyetin temel dinamikleri, insanların korkmasına, yokluğuna, yoksulluğuna, düşünmeden itaat etmesine dayanıyor.

Evet, yokluk, kalbin yosun tutmasına, kalbin kireçlenmesine ve beynin işlevlerini yerine getirememesine sebep olur. Yokluk, yani değerlerimize, erdemlerimize, örfümüze ve bütün bu cevherlerin ana kaynağı olan mukaddes kitabımıza “MÜLGA” mührünü basan müesses nizâm, “yokluk” halinin tam göbeğindedir ve hükümsüzdür. Hani demem o ki, değerlerimizi ve erdemlerimizi, örfümüzü ve mukaddes kitabımızı referans almayan fert, topluluk veya bir devletin kalbi yosun tutar, kalbi kireç bağlar ve işlevini yitiren aklından şehvetin salyaları sızar. Bu sızmayı, kullanılan kelimeler, mimikler, jestler, vücut dilinin refleksleri, muhatabın muhabbet kutbu veya nefret kutbu, eşya ve hadiseleri değerlendirme diyalektiği, soru veya cevap şıkkı gibi ölçütlerle sobeleyebiliriz. Kekeme kelimeleri olanlara selâm olsun!

KEKEME KELİMELER

Kelimeler, kelimeler, kelimeler… Derin ve kolektif bir ruh anlayışında buluşmak, yeni bir ruh arayışının başlangıcını müjdelemek ve gerçekten yeni bir başlangıç yapabilmemiz için kelimelerle dürüstçe yüzleşmemiz gerektiğine inanıyorum. Evet, kelimelerinde elbiseleri, meslekleri, marifetleri ve barındıkları evleri vardır. Melodileri ve rengarenk alımlarıyla arzı endam eden kalibresi yüksek kelime zümreleri olsa da, ben, kelimeler hiyerarşisinin kurmay subay makamındakilerinin veya Reşat altın hükmüne haiz olanlarının, “kekeme kelimeler” olduğuna inanıyorum.

Bir insanın bir insan veya hadise karşısında ulvî veya süflî mânâda heyecanlanmasını, canlanmasını, sevinmesini, hüzünlenmesini, neşelenmesini, kederlenmesini, üzülmesini, durgunlaşmasını, kendisine çeki düzen vermesini veya dağılmasını ifade eden çok güzel bir Türkçe deyimimiz var: “Eli ayağı birbirine dolaştı”… Cicim, biz, bu işin ulvî tarafında, sevap sayfasındayız!

Bir kısım insanın bir kısım harf, kelime, cümle, yön, ülke, şehir, isim ve benzeri remzleri işittiği ânda elinin ayağının birbirine dolaştığına da şahit olmuşuzdur. Evet, insanın kanını fokurdatan, kalbini kanatan ve ritmini yükselten, dilini peltekleştiren, gönlünü neşelendiren, yüreğinde yangına, kulakta uğultuya, beyinde zelzele ve akılda heyelanlara sebep olan kelimelere, ben, kekeme kelimeler diyorum. Hani demem o ki, karakterli ve kalibresi yüksek bu kelimeler kendi elbiselerini karşısındakine giydirdiği gibi, kendi rengine dönüştürür ve kendi doğasına göre şekillendirir. Maneviyatın molekülleri olan bu kelimelerin, rengarenk elbiseleri ve melodileriyle birlikte tılsımlı, efsunlu, allı pullu, şatafatlı, dirayetli, edepli, derli toplu, gürbüz, azametli, kudretli, hükümran, yücelten yönlerinin de olduğunu söyleyebilirim.

Her bir insanın kendine özgü kekeme bir kelimesi olsa da biz, “derecelendirme” tekniğiyle genele hitap edenlere değinelim. Evet, “aşk” gibi, “sevda” gibi kelimelerle birlikte, kalp ve can mânâsına gelen Kumandan, Allah Resûlü, İslâm, sahabe, havari, Medine, veliyullah, aziz, azize, Ashabı Kehf, şehadet, gazi, Türkistan, Turan, kızılelma, adalet, Türk ve benzeri izdüşümleri olan kelimelerin, kekeme kelimeler olduğunu söyleyebilirim.

Evet, kutsal kitabımızdaki âyetlerin sûrete bürünen hâli ve ilâhî soluğun yeryüzündeki fizikî izdüşümü diyebileceğimiz kekeme kelimelerin her birinin apayrı bir cazibesinin olduğunu ifşa edebiliriz. Kekeme kelimeleri işittiğinde suskunlaşabilen veya hüzünlenebilen, ifade etme cesaretinde bulunduğunda edep tavrı takınan ve bu kelimelerden biri hatırına geldiğinde bir “ah!” zikri çekebilen bir insan, cidden güzel bir insandır. Gerçek adamların savaşçılar olması gibi, hakikî ile hakikat insanlarının da kekeme kelimelerle irtibatı bulunanların olduğunu ifşa edebilirim. Dostum, keman telleri ve viyolonsel TELLERİNİN aynı olmaması gibi, “derecelendirme” ve rütbe hiyerarşisi de aynı değil, tamamen farklı mânâdadırlar.

İNSANLIK AKLINI MI KAYBEDİYOR?

Evet, savaş, sürekli barışın tek garantörüdür. Barış asla var olmamıştır ve olmayacak da. Savaş her dönem farklı farklı elbiselerle arzı endam etse de kelimeler arasındaki süregelen kan davası kıyamete kadar devam edecek. Evet, kelimeler, insana tesir eder, hayvana tesir eder, hadiselere tesir eder, kafire tesir eder, ağaca, taşa, yıldızlara tesir eder de münafığa, münkire, içten hesap yapana ve bunların türevlerine kesinlikle ve kesinlikle tesir etmez.

Kekeme kelimeler başta olmak üzere, legâl kelimeleri kullanma kılavuzundan çıkaran ve illegâl sözcükleri kullanan ve kutsayan insanlığın, aklını da kaybetme sürecinde olduğunu söyleyebilirim. Kelimeler, her bir insanın ne olduğunu ve ne olmadığını ele veren bir veridir.

Bir toplumun en çok kullandığı kelimeler ise o toplumun her bir alandaki seviyesinin ölçütü ve aynı zamanda ne olduğunun ve ne olmadığının da çıpasıdır.

Her bir kelime kendi doğallığında bulunan çehresi ile hareket ettiği gibi, kendisine yakın mütedeyyin, muteber, samimi, kültürlü, şahsiyetli, karakterli insanlar, çehresi güzel, davranışı kibar kelimelerle insanlara hitap etme düsturuyla hareket ederler. Kelime-i Tevhid’in “L” hecesine giren görüş mensupları kibirli kelimeleri, münafıkların ise kendileri gibi sinsi, gri, transparan, muğlak sözcükleri kullanmayı tercih ettiklerini gözlemleyebiliriz.

Bu üç zümre arasındaki harf ve kelimeler savaşında ya dostsunuz, ya düşman, ya kurban ya saldırgansın, ya maktûl, ya sanık, ya kahraman, ya hainsinizdir. Kelimelerin savaşı bir nevi cephe savaşının simülasyonu, tatbikatı ve talimidir.

SAVAŞA KAÇ SAAT VAR?

Bu sorunun tam zamanlı cevabını veremeyecek olsam da geçiş döneminde olduğumuzu söyleyebilirim. Sonuçta tarih, bize, her bir dönemin bir gerçeklikten diğerine geçiş süreci olduğunu öğretmektedir. Aynı zamanda tüm savaşların da ilân edilmeden önce başladığını göstermektedir. İster insan ilişkilerini gözlemlediğimizde, ister kural koyucuların (İngiltere, İsrail) aleni olarak ifade ettikleri açıklamalara baktığımızda, zaten bir savaşta olduğumuzu görebiliriz. Cumhuriyet derebeyliği ütopya değil, hem distopya, hem ilerlemenin piç çocuğu olduğu için, bu gerçeğin de üstünü örtmek istiyor.

Bugün muhalif olmak, cumhuriyet derebeyliğinin paradigmaları ile küresel ilerleme fikrini terk edip yerine ütopya “Mavi Bayrak” fikrini koymaktır. Malûmdur ki, “ütopya”, ‘ân itibarıyla olmayan’ demektir. Evet, görünen veya görünmeyen bir savaşın içinde olduğumuza göre, bu savaş durumunda bazılarının “beyaz bayrak”, bazılarının “Mavi Bayrak”, bazılarının da “siyah bayrak” çektiğini, çoğunluğun ise anonimin gizliliğine büründüğünü görebiliyoruz.

Bugün renklerin kaynaşması olmadığı gibi, kekeme kelimelerin de iktidarda değil, kırmızı bültenle arandığını söyleyebiliriz. Hani demem o ki, insanlar ve ülkeler arasındaki ilişkileri yumuşatan renklerin kaynaşması ve kekeme kelimelerin iktidarı olmadığına göre, nüans olgusu da arşa çekildi demektir. Nüans yokluğu, cephe savaşlarının başlangıcı, müzakere ve barışın sonudur. Tanık olduğumuz durum, bu başlangıç ve bu sondur. Sakın inkâr etme, bu gerçeği senin de gördüğünü biliyorum.

Zihniyet savaşının kurşunları kelimeler iken, cephe savaşlarının kelimeleri kurşun, bağlacı baruttur. Sürekli savaş, sürekli barışın tek garantörüdür. Barış asla var olmadı ve asla var olmayacaktır. Hani demem o ki, haritaların değişeceği bu çağda Suriye’nin parçalanacağı, Akdeniz’in ağlayacağı ve Ege Denizi’nde fitne rüzgârlarının eseceği kesin ve katidir.

Beni endişelendiren mesele savaş değil, kendi kelimelerimiz. Bazı kelimeler umurumuzda olmayabilir. Bazı kelimelerimiz, pejmürde, dağınık, cılız, çelimsiz, berduş, sehven olabilir.

Beni endişelendiren savaş değil, kaç saat sonra savaşın çıkacağı değil, kelimelerimizdir. Burnumuzun direğini sızlatmayan, gözbebeklerimizi nemlendirmeyen, ümit beslememize, derûnî düşünmemize, hüzünlenmemize ve konuştuğumuzda kekelememize sebep olacak kekeme kelimelerimiz var mı?

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin