25 OCAK DÜŞÜNCELERİ – “SİSTEM ŞUURU VE SİSTEMİN ŞUURUYLA” MÜCADELE
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Öncelikle geçtiğimiz 30 Ocak’ın Harun Yüksel Ağabey’in vefat yıldönümü olduğunu belirterek kendisine bir kez daha rahmet dileyelim. Sonrasında 1 Şubat 1991 tarihinin de Kumandan’ın CIA emriyle -AKP iktidarının devamcısı olduğunu belirttiği, sistemli kötülüğün o günkü ajanı, yürütücüsü- Özal hainince işkenceye alındığı tarih olduğunu belirtelim. Bu operasyonun, tarihimizde “panik” operasyonu diye adlandırılmıştı. Panik Operasyonu… Niye panik? Panik adı boş yere verilmedi… Operasyonunun yapılış sebepleri arasında başörtüsü yada Ayasofya eylemleri gibi çeşitli sebepler sayılabilecek olsa da esas olarak 25 Ocak 1991’de Bayezid Meydanı’nda yapılan gösterinin İslâm düşmanı sistemi yürüten işbirlikçiler -dikkat, bunlar CHP değil, bizzat ve sözde müslümanlardı- ve onların sahibi Amerika’yı korkutmuş olmasıdır. Bayezid Meydanı’nda Kumandan’ın plânlaması ve Ali Osman Zor’un tatbiki ile müslümanların şahlanışını görenler, sistemlerinin yıkılacağı korkusuyla paniğe kapılıp saldırıya geçtiler… Bunun için Panik Operasyon… İşbirlikçi sistemin İslâm ihtilâli ile yıkılmasından korkan Amerika-CIA’nın direktifiyle yürütülen Panik Operasyonu’yla Kumandan’la birlikte 17 kişi işkenceye alınırken, bunların başında Harun Yüksel Ağabey’le birlikte Adımlar Platformu Genel Başkanı Sayın Ali Osman Zor da vardı. Hadiselerin iç yüzü kendilerinden saklanan, gerçek fatihler yerine fethedilen alanlarda fatihçilik oynayanların kendilerine idealize edilmesi puştluğuna maruz bırakılan genç arkadaşlarımız için bu hususlara da en kısa zamanda geri dönüp değineceğiz… İğdiş olmuşlar, gençliği de kendileri gibi iğdiş olmuş görmek istiyorlar; bunun için de gerçek fatih ve fetihlerden bahsetmek yerine sahtelerin olmayan fetihleri üzerine hayal kurup istimna yapmakla meşgûller.
*
1919 şartlarında, sistemli kötülüğün bizzat kendisi Anadolu topraklarına ayak basarak namlusunu bize doğrultmuştu.
İBDA mücadelesi burada yerini aldı; Efendi Hazretleri’nin Anadolu’daki mücadeleye verdiği destek malûm…
Anadolu’yu işgâl edemeyeceklerini anlayanlar, geri çekilerek taktik değiştirdiler ve işgâlden daha beter şartları Anadolu’ya dayatmayı bildiler. İbda mücadelesi bu defa buna karşı mevziini aldı. Büyük Doğu mücadelesi neticesi küfür iklimi yumuşadı yumuşamasına ama bu defa da “hohlaya hohlaya buzdağını erittik” diyen Üstad’ın tesbitiyle her taraf çamur oldu; “geç geçebilirsen çamurdan!”… Bu çamur, Üstad’ın tabiriyle müslümanlık adına ortaya çıkan sahtelerdir… İşte bu vasatta, Kumandan Mirzabeyoğlu meydana çıktı ve hedefe emperyalizma ve işbirlikçilerini koydu. Kumandan Mirzabeyoğlu’nda Üstad’da olduğu gibi “kahrolsun küfür ocağı CHP!” söylemini göremezsiniz. Zaten verilmiş bir mücadele ile artık CHP eskisi güç ve temsiliyet kaabiliyetinde değildir. Mücadele neticesinde küfür cephesi kendisini yenilemek, müslümanların mücadelesi karşısında tavizler verdikçe şekil ve metod değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu değişiklik neticesinde de cepheden karşı olmak yerine içeriden yanaşıp kanalize etmek taktiği gütmektedirler. İşte, Özal haini, Büyük Doğu’nun yumuşattığı iklimde hayat bulup gelen ve sistemin ülkemizdeki işleticisi olarak, müslümanları sisteme entegre edebilmek adına Kumandan Mirzabeyoğlu’nun karşısına dikilmiştir. O güya İslâm’a karşı değildir… Hatta şahsî hayatında müslüman gözükür ama kötülük sisteminin Türkiye’deki işbirlikçisi, yürütücüsü olarak rolünü oynar… Diğerleri de onun temsil ettiği mânânın şu ya da bu tonda akisleri…
Bu özetin özeti halindeki tarihi perspektiften sonra gelelim bize, günümüze…
“SİSTEM ŞUUURU VE SİSTEMİN ŞUURUYLA!”
Bu ibare, İBDA’nın temel mottolarından biridir. Her iş ve faaliyetimizde sistemi gözetmemiz gerektiğini ikâz eder. Sistemi gözetmeden yapılacak her iş yarım ve eksik kalacak, yanlışa yol açacaktır. İçinde yaşadığımız çağda kötülük, münferit insan zaafıyla münhasır değil, sistem çapında tecelli etmektedir. Dolayısıyla buna karşı mücadele de öncelikle kötülüğün sistem çapında olduğunu anlamak ve bu sistem çapında kötülüğün yerine iyi, doğru ve güzeli sistem çapında ortaya koyup bunun mücadelesini vermekle mümkün olabilir. Bir adım daha ileri gidersek, kötülüğün sistem çapında olduğu yerde, ferdî-şahsî hayatında iyi, doğru ve güzele meyleden kimselerin de cemiyet plânında sistem çapındaki bu kötülüğün işleticisi, taşıyıcısı, uygulayıcısı olabileceklerini görmek ve anlamak gerekecektir.
Biz kişilerin şahsî hayatlarıyla değil, sistem şuuruna bağlı olarak, hangi sistem adına faaliyet yürüttüklerine bakıyoruz.
Davayı temellendiremeyen, hedeflendiremez.
Mücadele-aksiyon fikre dayanır; fikir müphemdir ama aksiyon ve hedef açık ve nettir. Siyasî hedef en üst seviyede işaretlenmesi gerekir, askerî hedeflerse güç ve imkâna göre belirlenir.
Epstein, zatı ile menkûl, münferit bir kötülük hadisesi değil, temsil ettiği sistem adına ortaya çıkan bir remz.
Epstein’in temsil ettiği kötülükle mücadele etmek için, onun temsil ettiği sistemi tanımak, o sisteme karşı mücadele etmek gerekir.
O sisteme karşı mücadele edebilmek için de ona karşı koyacak alternatif sistem teklif edebilmek icabeder.
Bir sistem, ancak karşı bir sistemle ortadan kaldırılabilir. Yoksa, zaman içinde mücadele edilen sistemin parçası haline gelinir.
Epstein’in temsil ettiği sistemin, kötülüğün adı kapitalizm, liberalizm, BOP, BM, kurallara dayalı düzen vs…
Meseleleri böyle teorik olarak söyleyip geçmekle mücadele olmaz. Bu ifade edilenleri kanlı canlı ortaya koymak gerekir. Fikir plânında ifâde edilen kötülüklerin kimler eliyle yürütüldüğünü, işletildiğini göstermek gerekir. Açık bir aksiyona uygun halde ortaya koymak icabeder. Aksiyonun hedefleri kesin ve net olrak belirtilmelidir.
Mücadele, mücerret bir sistem eleştirisi demek değildir. Mücadele, karşı sistemin kimler eliyle yürütüldüğünü, kötülüklerin kimler eliyle işletildiğini görüp, onlara karşı tavır alabilmektir. Bir takım fikrî analizlerden ibaret kalıcı, o kötü, bu kötü demekle yetinici, havada mücadele olmaz.
Fikirde tesbit edilen kötülüğün fiilde icracılarını işaretlemek gerekir.
Epstein demek kapitalizm demektir dedik.
Hedefi netleştirelim.
Epstein demek, Coca Cola fabrikası açmak demektir.
Mücadele, Coca Cola’ya karşı ise, Coca Cola fabrikası açanlara da karşıdır. Ona karşı olurken buna karşı olmamak sahtekarlığına özellikle karşıdır.
Epstein demek, finans merkezi yapacağız diye İstanbul’u gökdelenlere boğmak demektir.
Mücadele finans kapitale karşı ise, finans kapitalin içimizdeki taşıyıcılarına da karşıdır.
Epstein demek, “komşum siftah yapmadı, ondan alışveriş yapın” diyen esnafın kıssasını anlatarak kendisini âlâda göstermek için geçmişten bahsederken, halihazırda ülkeyi Yahudi icadı “sürümden kazanma” mantıklı üç harfli marketlere boğmak demektir; hangi üç harfli, “komşum siftah etmedi, ona gidin!” der ki?
Epstein demek, Bursa Karacabey Ovası’nı Cargill’e peşkeş çekmek demektir.
Epstein demek, özelleştirme demektir.
Epstein demek, ödeme garantili yap, işlet, devret modeli demektir.
Epstein demek, İsrail’e lojistik sağlamak, petrolünü temin etmek demektir.
Epstein demek, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmak demektir.
Epstein demek, kendileri milletin sırtından zevkü sefa içinde sefahat sürer, israf ve debdebe içinde yaşarken, işçiyi, emekliyi açlığa ve sefalete mahkûm etmek, çalışanlara, onları rüşvet ve diğer ahlâksızlıklara mecbur bırakacak sefalet ücretlerini hak görmektir.
Epstein demek, milletin cebinden çalınan haram lokmaları kendine hak görmek demektir kısacası.
Bunun düzenidir.
Mücadele, daha sayamadığımız niceleriyle beraber bütün bu kötülüklerin içimizde icra edilmesine vaziyet edenlere karşı olmayı da gerektirir.
Her şey haram lokmayla başlar. Haram lokma şuurunun kaybolduğu yerde de bütün kötülüklerin kapısı açılır ve iş kötülüğün sistemleşmesine, kapitalizme kadar gider ve sonra da o kapitalizm normal görülmeye başlanır. Coca Cola fabrikası açmak, ülkeye istihdam sağlayacağı lafıyla savunulur. İsrail’le petrol satışı, varil başı bilmem kaç dolar kazanılacağı ve uluslararası sözleşmeler ileri sürülerek savunulur… Finans merkezi açmak, büyük ülke olma hayali satılarak savunulur…
Kısacası…
Temel, haram lokma şuurudur ve haram lokma şuuru kaybolunca her şey beraberinde yitip gider. Her şey mümkün gözükmeye başlar. Sistem haram lokma üzerine kurulur. İşte orada Üstad devreye girer ve bu sistemde kazanılan her lokmanın şaibeli olduğunu ifade eder. İnandığın gibi yaşamanın mümkün olmadığı yerde, yaşamak, inandığın gibi yaşayabileceğin sistemi kurmak için mücadele etmek demek olur. İnancına ters mevcut sistem içinde yaşarken elde ettiklerini, nefsine değil, inandığın gibi yaşayacağın sistemi inşa etme mücadelesine hasrederek varolabilirsin.
Hayatı, yaşamayı, inandığı gibi yaşayacağı sistemi kurma mücadelesi olarak görmediği her hâlinden belli olan sahtekârlar, mevcut sitemde elde ettiklerini rahatça nefsleri için harcarken, inandığı için yaşıyormuş ve mücadele ediyormuş edebiyatı yaparak, kendilerinden hesap sorulmasını ve Epstein sistemini içimizde yaşatanların kendileri olduğunu perdelemek isterler.
Müslüman ahmak olmaz.
İçimizdeki düşman, yani hain, mürted, münafık ve ahmaklar, dışımızda, bize cepheden açıkça düşmanlık edenlerden daha tehlikelidir.
Hani birileri çıkmış, “kahrolsun şeriat!” diye yaygara yapıyorlar ya… Bunlar kahrolsun dedikleri için şeriata bir şey olmaz; güçleri ne, çapları ne… Ama, içimizdeki ajanların yaptıkları yanlış ve kasıtlar şeriata maledildikçe, bu güya bizden gözükenler, şeriatı, dışımızdakilere karşı Epstein sistemi içinde kalarak, yani ahmakça ya da hainane bir şekilde savunuyor gibi yapmaya devam ettikçe, şeriat esas o zaman halkın nazarında yıpranır. Bir şeyi müdafaa, o şeye karşı esas e acil olarak tehdit ifade eden şeye karşı yapılır. Bizim diyalektiğimiz, yakın ve esas tehlike dururken, birilerini hariçten gaze okumasını ciddiye almayı, ciddiyetsizlik ve mücadeleyi-davayı anlamamış olmak olarak işaretler. Esas hedef sistemdir, sistem dışı güç ve imkân olarak tehdit teşkil etmeyenlerin hırlamaları değil. Bu içimizdeki sapkınların, Epstein sisteminin ülkemizdeki taşıyıcısı ve yürütücülerinin güya şeriata sahip çıkıcı tavırlarıyla şeriat yücelmez. Şeriat, insan ve toplum meselelerinin çözümünde yapılan doğrularla yükselir. O doğrular yapılmıyorsa, bilakis doğrular Epistein sistemi içindeki pozisyonlarını, koltuklarını korumak için kullanılmaya kalkılıyorsa… Tıpkı birkaç sene öncesinde nas denilerek doğrunun yanlışta kullanılması gibi… Nas var denildi ve nassın belirttiği doğru yanlışta kullanılarak, neticede iş eskisinden daha kötü hâle getirilince, çözüm İngiliz Mehmet gibi sistemin sadık bir üyesine sarılmakta bulunuldu. Yanlışın faturası da nassa kesildi.
Aksiyon, fikrin emrinde hareket demek; aksiyon arayan, önce sistem çapında fikre hedef olarak karşı sistemi, -karşı sistemden dolayı da adı ve görüntüsü ne ve kim olursa olsun- o sistemin yürütücülerini gözüne kestirsin. Akıncı, sistemden karşı sisteme doğru hamlenin aksiyoneridir. Sistemden karşı sisteme doğru olmadan, rastgele düşman hedeflerine doğru yapılacak hamleler, hareket için hareket cümlesinden olarak aksiyon ifade etmez, nefsleri tatmin eder ama davaya zarar bile verir. Aksiyon, şuurludur. Fikirsiz hareket ise refleks ve içgüdü sınırında seyreder. İdeolojik değil psikolojik mahiyet belirtir. Dolayısıyla fikre bağlı aksiyon değil, kışkırtmaya kapılan aksülameldir. Dolayısıyla güya mücadele ediyorum adına düşman tarafından gayet rahat biçimde sahte hedeflere yönlendirilir, manipüle edilir ve böylece mücadele adına gerçekte tehlike arzetmeyen sahte hedeflerle, yel değirmenleriyle vakit geçirilip enerjinin boşa harcanması söz konusu olurken, esas düşman, yani sistemin uzantıları, sistemi işletenler, yürütenler kendilerini hedef olmaktan çıkartarak sistemi yürütmeye devam ederler. Güya sisteme karşıyım zanneden de farkında olmadan sisteme entegre olup, sistemi yürütmede pay sahibi olduğunu anlamaz bile. Burada hedef tesbiti, “için dışta takibi” ilkesince fikrî konsepti ele verir.
Kısa ve öz: Yok Epstein şöyle rezil bir adammış, yok Batı sistemi berbatmış… Geçiniz efendim. Bunları söylemek mücadele demek değil. Onu babam da bilir cinsinden doğruları tekrarlamak ve söyleyene risk getirmeyen analizler, mücadele demek değil. Sistem kendi kendine işlemiyor. Onu işleten, uygulayanlarla kötülük yürüyor, yürütülüyor. Kötülük sistemini işletenlere, yürütenlere, sırf bizden gözüküyorlar diye kötü diyemeyen, mücadele adına iyi niyetli kabûl edilemez. Sisteme karşı mücadele, ancak sistemi işleten işbirlikçilere karşı ise, yani fildişi kulede mücerret sistem-fikir eleştirisi yaparak fikir serdederek değil de kanlı canlı ise mücadeledir.










