İSLÂMÎ SANAT VE TİYATRO
Selim Gürselgil
Aslına bakarsak, İslâmî kesim tiyatroya pek uzak değildi. Milli Görüş çevresinde öteden beri tiyatro faaliyetleri vardı. Radikal gruplar da büsbütün sırtını dönmezdi. Meselâ 28 Şubat Darbesi’nin gerekçelerinden olan Kudüs Gecesi, bir tiyatro faaliyetiydi.
Yalnız bu faaliyetler bizim Nüzûl gibi tiyatro literatürüne girmez yahut bir doktora tezine konu olmaz. Zira İslâmî tiyatro genellikle günübirlik oyundur. Hiçbir sanat değeri yoktur. Tebliğ amacıyla, ayran kabartmak ve slogan attırmak için yapılan amatör faaliyetlerdir.
Fark şuradadır: Biz İslâm tarihine bakınca, şeriatı eşsiz bir medeniyetin temellendiricisi olarak görüyoruz. İnsanlar, Yahudisi, Ermenisi, yerine göre ateisti bile, şeriatı bir sığınılacak yer, bir kurtuluş melcei olarak bilirlerdi. Oysa 20. yy’da Ortadoğu’da üretilen ve 1970’lerden itibaren Türkiye’yi de istilâ eden yeni İslâmcılık akımı, medeniyetin m’sine yer olmayan bir şeriat anlayışını benimsiyor; gâvurunu bırak, Müslümanı bile ondan kaçıp kurtulmaya can atıyor.
İslâm medeniyetinin son temsilcisi olan Osmanlılara bir bakın: Hangi sanat dalına el atmışlarsa o sanatta zirveye çıkmışlardır. O muhteşem Divan Şiiri’ne bir bakın; aynı çağda Avrupa şairlerinin çıkardığı şeyler onlara nazaran çocuk oyuncağı gibi kalır. Abdülhamid’e ve onun çağındaki sanat ve medeniyet gayretine bir bakın; bu yeni moda İslâmcılık ve onun sanatsız, medeniyetsiz, fikirsiz şeriat anlayışının yanında ne kadar büyüktür.
Kemâlistler, şeriatı yıkarak medeniyete ulaşabileceklerini sandılar. Hâlbuki o medeniyet hassası kendilerinde yoktu. Dışarıdan ve dışyüzden taklit ederlerse olacağını düşündüler. Olmadı; toplumun hâlini, şu kargaşayı, şu cinneti görüyorsunuz; ancak onu ürettiler.
Selefilerse medeniyetsiz şeriat istiyorlar. Bir talimatname, bir ceza kanunnamesi, bir otur-kalk emirnamesi… Bu da önceki kadar hüsrana müncerdir.
Ne varsa, tüm İslâm tarihinin şahitlik ettiği, şeriatı medeniyetin temeli kılan anlayışta vardır. O anlayışın ürettiği fikir, ilim ve sanat, kendi zamanını bütünleyicidir. İslâmî tiyatro ancak bu anlayışla yapılabilir. Bu anlayış ise bir tek Büyük Doğu-İbda’da vardır.










