SEBEP SENSİN!
Adnan Demir
Şimdi sana soruyorum:
Mahallende on tane dernek var. Beş tane vakıf var. Üç tane cemaat var. Her biri “iyilik” için çalıştığını söylüyor. Peki sokakta ne oluyor? Uyuşturucu artıyor, ahlâk çözülüyor, gençlik savruluyor. O zaman şu soruyu sormak zorundasın: Bu kadar iyilik merkezi varken kötülük nasıl büyüyor?
Çünkü herkes kendi kapısının önünü süpürüyor ama sokağın tamamı kirleniyor.
Sen çocuğunu “sokak tehlikeli” diye eve kapatıyorsun. Haklısın, risk var. Ama senin gibi düşünen yüz aile daha çocuğunu çekince sokak kime kalıyor? Sokağı boşaltarak mı koruduğunu sanıyorsun? Hayır. Sokağı terk ederek teslim ediyorsun. Bugün çıkmasın diye koruduğun çocuk, yarın çıkacak sokak bulamayacak.
Aynı şeyi toplumsal ölçekte düşün.
“Ben kendi grubuma bakarım.”
“Biz kendi cemaatimizi koruruz.”
“Bizim gençler sağlam olsun yeter.”
Peki ya diğerleri?
Komşunun çocuğu senin çocuğundan daha mı az kıymetli? Onun düştüğü bataklık yarın senin evinin kapısına dayanmayacak mı? Kötülük sınır tanır mı?
Kötülük örgütlüdür. Ağ kurar. Plân yapar. Sabırlıdır. Sen ise bölünmüş iyilikle oyalanırsın. Herkes kendi iyi tanımını mutlaklaştırır. Herkes kendi alanını kutsallaştırır. Ama kimse bütünü düşünmez.
Sonra “ortak yaşam” denir.
“Herkes dilediği gibi yaşasın.”
Gerçekten mi?
Bir yerde ya cami yapılacak ya meyhane. İkisi aynı arsaya yapılamaz. Bir tercihte bulunulacak. Bu tercih bir hayat tasavvurudur. Sen “bana ne” dediğin ânda, tercih senden bağımsız yapılır. Boşluk kalmaz. Sen karar vermezsen, senin yerine biri verir.
Bugün “aman bana dokunmasın” dediğin her mesele yarın kapını çalar.
Bugün “bizimkiler sağlam olsun yeter” dediğin her anlayış, seni yalnızlaştırır.
Bugün “karışmayayım” dediğin her kötülük, yarın norm olur.
Şimdi daha büyük düşün.
Mahalle bir örnekti. Şehir böyle. Ülke böyle. Dünya böyle.
Yeryüzü boş bir alan değil. İyi ile kötünün çekiştiği bir alan. Hangi anlayış kamusal alanı doldurursa, dünya onun rengine boyanır. Sen geri çekildiğinde alan boş kalmaz; senden daha kararlı olan doldurur.
Bu yüzden mesele sadece “iyi olmak” değildir.
Mesele, iyiliğin ortak bir şuur üretip üretemediğidir.
Eğer herkes kendi küçük dünyasını kurtarma derdindeyse, kimse dünyayı kurtaramaz. Ve herkes zannettiğinin aksine kaybeder.
Başını kuma gömerek fırtınadan kurtulamazsın. Fırtına sen başını kaldırdığında dinmiş olmayacak.
Ya mücadele edeceksin, ya da mücadele edenlerin kurduğu dünyada yaşamaya razı olacaksın.
Seçim yapılmıyor gibi görünse de seçim her gün yapılıyor.
Ve unutma:
Kötülük, güçlü olduğu için değil, iyilik dağınık olduğu için kazanır.










