HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSKUNLUK BARIŞ GETİRMEZ

BM İnsan Hakları Konseyi’nin 61. Oturumu kapsamında, “Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Çocukların ve Eğitim Kurumlarının Korunması: İran’ın Minab kentindeki Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokuluna Yapılan Hava Saldırıları, Uluslararası İnsani Hukuk ve Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ağır Bir İhlali” başlıklı acil oturum düzenlendi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bu oturum kapsamında hazirûna hitap etti. Arakçi’nin konuşması şöyle:

Bismillahirrahmanirrahim. Sayın Delegeler, Sevgili Meslektaşlar,

İran, iki zorba nükleer silahlı rejim tarafından dayatılan yasadışı bir savaşın sancıları içinde bulunmaktadır; Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail.

Bu saldırı savaşı açıkça haksız ve vahşidir.

Bu saldırıyı 28 Şubat’ta başlattılar; oysa İran ve ABD, İran’ın nükleer programına ilişkin Amerikan iddialarını çözmek amacıyla bir diplomatik süreç içindeydi.

Dokuz ay içinde ikinci kez müzakere masasını baltalayarak diplomasiye ihanet ettiler.

Bu saldırının en yıkıcı tezahürlerinden biri, güney İran’ın Minab şehrindeki Şecare-i Tayyib İlköğretim Okulu’na yönelik hesaplı ve aşamalı saldırıydı; bu saldırıda 175’ten fazla öğrenci ve öğretmen soğukkanlılıkla katledildi.

Bu barbarca saldırı, çok daha büyük bir buzdağının görünen kısmıdır; yüzeyin altında çok daha ağır felaketleri gizlemektedir: insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerinin en iğrenç biçimleriyle normalleşmesi ve vahşet suçlarını cezasızlıkla işleme cesareti.

Sayın Başkan, Amerikan-İsrail saldırganlarının kendi iddialarıyla en gelişmiş teknolojilere ve en yüksek hassasiyetli askeri ve veri sistemlerine sahip olduğu bir dönemde, okula yapılan saldırının kasıtlı olmadığına kimse inanamaz.

Şecare-i Tayyib Okulu’nun hedef alınması bir savaş suçu ve insanlığa karşı suçtur; herkesçe kesinlikle kınanmasını ve faillerin açıkça hesap vermesini gerektirmektedir.

Bu vahşet meşrulaştırılamaz, gizlenemez ve sessizlik ile kayıtsızlıkla geçiştirilemez.

Minab’daki Şecare-i Tayyib Okulu’na yönelik saldırı ne rastlantısal bir olaydı ne de yanlış hesaplamadan kaynaklanıyordu.

ABD’nin suçunu meşrulaştırmaya yönelik çelişkili açıklamaları sorumluluklarından kaçmalarını sağlayamaz.

Özünde sivil bir yere, en masumların barındığı ve bilgiye ulaştığı bir mekâna yönelik bu acımasız saldırıyı kınamak yalnızca insan hakları çerçevesi kapsamında hukuki bir yükümlülük değildir.

Bu ahlaki ve insani bir zorunluluktur.

Vicdanımız bizi herhangi bir mahkemeden çok daha derin biçimde yargılayacaktır.

Sayın delegeler, Şecare-i Tayyib İlköğretim Okulu, Amerikan-İsrail vahşetinin yasadışı savaşının 27 günlük sürecindeki tek kayıp değildir.

İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk, işgalciler tarafından emsalsiz bir vahşetle toplu ve sistematik biçimde çiğnenmektedir.

Savaş hukukuna ve insanlığın temel ilkelerine hiçbir saygı göstermeksizin sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almaktadırlar.

İran genelinde 600’den fazla okul yıkılmış ya da hasar görmüş, bunun sonucunda 1.000’den fazla öğrenci ve öğretmen şehit edilmiş ya da yaralanmıştır. “Merhamet yok, af yok” diye küstahça bağıran ve İran’ın hayati altyapısını vurmakla tehdit eden saldırganlar; hastaneleri, ambulansları, sağlık çalışanlarını, Kızılay kurtarıcılarını, rafinerileri, su kaynaklarını ve yerleşim alanlarını hedef almaktadır. Savaş suçu ve insanlığa karşı suç kavramları, işledikleri vahşetin ağırlığını yeterince tanımlayamamaktadır.

Saldırganların söylemleriyle birlikte değerlendirilen hedefleme biçimi, soykırım işleme niyetleri konusunda neredeyse hiç kuşku bırakmamaktadır.

Sayın meslektaşlar, ABD ve İsrail’in İran’ın şerefli milletine yönelik bu haksız keyfi savaşı, işgal altındaki Filistin, Lübnan ve diğer yerlerdeki kanunsuzluk ve vahşet karşısında duyulan sessizliğin doğrudan sonucudur.

Haksızlıklar karşısında sergilenen kayıtsızlık ve sessizlik güvenlik ve barış getirmeyecektir.

Bu durum daha fazla güvensizliği ve hak ihlallerini davet edecektir.

Birleşmiş Milletler ve onun somutlaştırdığı temel değerler ile genel insan hakları çerçevesi ciddi bir tehdit altındadır.

Hepinizin saldırganları açıkça kınaması ve devletler topluluğunun, insanlığın ortak vicdanının onları İranlılara karşı işledikleri bu iğrenç suçlar nedeniyle hesap verecekleri konusunda uyarması gerekmektedir. İran hiçbir zaman savaş aramadı.

İranlılar, dünyanın en zengin medeniyetlerinden birinin mirasçısı, barışsever ve asil bir millettir.

Bununla birlikte, her türlü suçu işlemekten çekinmeyen vahşi saldırganlara karşı kendilerini savunma konusunda tam bir kararlılık ve azim ortaya koymuşlardır; bu savunma gerektiği sürece sürecektir. İlginiz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin