STRATEJİK ÇÖZÜMLEME VE ERDOĞAN-ULU HAKAN KIYASI
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Erdoğan, zamanımızın Abdülhamid Hân’ıymış…
İki şahsiyet arasındaki derinlik ve kültür farkı da dahil ortada -bizce- bir benzerlik yok.
Peki bu benzetmenin sebebi ne?
AKP’nin Batı işbirlikçisi pozisyonuna bağlı politikalarını Ulu Hakan benzetmesi ile meşrulaştırmak istiyor oluşları. Veya meseleleri bilmemekten dolayı gelişigüzel konuşuyorlar…
Yani, “siz Erdoğan’ı Batı ile anlaşma yapmakla suçluyorsunuz ama işte Ulu Hakan da bunu yapıyordu, Batılı devletleri birbiri aleyhine denge unsuru olarak kullanıyordu!” diyorlar… Batı ile iş tutmak yanlışsa, Ulu Hakan da iş tuttuğuna göre, o da yanlış yaptı demeye getiriyorlar…
Elhâk doğrudur, Ulu Hakan bunu yaptı, ama, O’nun zamanında dünyada Batı’dan başka bir güç mü vardı? Bütün güç Batı’daydı ve Türkiye’nin varlık şartı da ancak Batılılar arası güç dengeleri içerisinde yer aramakla mümkündü.
Batı karşısında durabilen yegâne Doğu gücü Osmanlı artık hasta adamdı. Ulu Hakan iktidara geldiğinde, kucağında bu gerçeği buldu. İşte bu hasta, bu yatalak için hayatta kalmanın tek yolu, Batı’nın kendi iç çelişkileri, çekişmelerinden istifade ederek, Batılı güçleri birbirine karşı denge unsuru olarak kullanmaktı.
Bugün ise artık Batı yükselen bir güç değil, bilakis artık onlar imparatorluğun gerileme dönemine girmiş ve hasta adam durumuna doğru sürüklenmişler. Batı’nın içine girdiği bu dekadansa karşı Doğu yükselişte ve Batı’nın gerileşiyle paralel olarak ister istemez Türkiye daha da öne çıkmaya başlıyor. Yani AKP iktidarı döneminde Türkiye kendi hamlesi ile değil ama Batı’nın gerilemesi neticesinde ister istemez öne çıkıyor. Denizler çekilince karaların ortaya çıkması gibi. Batı’nın bu gerileyişi de Türkiye’ye fırsat doğuruyor. Şimdi AKP iktidarında Türkiye bu fırsatı değerlendirebilir mi yoksa Ulu Hakan benzetmesiyle meşrulaştırılmak istenen işbirlikçilikle bu fırsat elden mi kaçırılacak. Zira bu fırsat, bize, yükselen dünyanın artık Doğu olması nazarı itibariyle, Doğu ile Batı’ya karşı ittifak yapma imkânı sağlıyor. İşte gerçek Ulu Hakan tavrı da bu olurdu. Ulu Hakan, Doğu’da ittifak yapacak birileri vardı da onunla ittifak yapmadı mı?
Anoloji yapılacaksa, ilk bakışta görülen dış yüz benzerlikleri ile bu yapılmamalı. İş, kartal uçar, sinek de uçtuğuna göre sinek kartaldır demeye gelir, geliyor.
Öncelikle, şartların objektif tahlilini doğru yapmak gerekiyor. İki farklı tarihî devrin şartları doğru analiz edilmeli ki, analoji ile doğru politikaya ulaşılabilinsin.
Şartlar doğru tahlil edilmeden, muradı kestirmek de mümkün olmaz. Anoloji yapacağım derken, iş tam tersi neticeye ulaşır.
Dolayısıyla, sorulması gereken soru şudur:
Ulu Hakan bugün yaşasa kimlerle ittifak yapardı? Çökme yolu na girmiş olan Batı ile mi yoksa yükselen Doğu ile mi?
Ulu Hakan, hasta ve yatalak devleti ayakta tutabilmek için, o zamanın yükselen güç merkezi olan Batı’lı güçler arası denge politikası güttü. Bugün Batı çöker ve Doğu yükselirken, mesele artık Ulu Hakan’ın çözmesi gereken problem olan devleti ayakta tutmak mı yoksa yükselen güçler arasında yer almak mı?
Evet, Ulu Hakan devletin yükselen Batı karşısında çökmemesi için uğraşıyordu. Bugünün hedefi çöken Batı gerçeğini idrak edemeyerek, Abdülhamid Hân dönemi gibi Batı yükseliyor diye bakıp, çökmemek için uğraşmak mı yoksa tarihin rövanşını alarak, Batı’yı çökertirken, yükselen güçler arasında yer alabilmek mi?
Yükselmekte olan Doğu güçleriyle ittifak yaparak, yükselen güçlerden olmak yerine, Batı işbirlikçiliği ile çökmekte olanlar arasında kalmaya devam etmeyi meşrulaştırabilmek adına Ulu Hakan anolojisi doğru olabilir mi? Bu Ulu Hakan’a da iftira atmak olmaz mı?
Doğu’nun yükselişini ve Batı kampında kalırlarsa başlarına nelerin geleceğini görebiliyorlar ama Batı’dan da bir türlü vazgeçemiyorlar. Zira o kadar angaje olarak başladılar ki, vazgeçebilmeleri mümkün değil. Ve ortaya çıkan fırsat, atılan her geç adımla birlikte biraz daha elden kaçmaya devam ediyor.










