BABA DİL

Selim Gürselgil

“Baba dil” kavramını Salih Mirzabeyoğlu, Avusturyalıların terminolojisinden getirmiştir. Onun ne olduğunu vasfetmiştir. Kendisi açıkça belirtmese de, biz bu vasıflandırmadan muradın, “İbda Dili-İbda Diyalektiği” olduğunu biliriz.

“Baba dil”i Zeus’un çapkınlıkları gibi düşünün. O her ana dille izdivaç eder ve onun içinden kendine mahsus varlıklar meydana getirir. Bugün Türkçe üzerindedir, yarın Kürtçe, Arapça, Almanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, tüm ana dillere sirayet edicidir.

Baba dil, tefekkür dilidir. Mevcut diller içinden yontulmuş, işlendikçe onları yoğuran, biçimlendiren, onda mânâ tabloları meydana getiren, fikrin lisanıdır. Türkçe içinde bugüne kadar böyle bir şey yapılmadığı, buna ihtiyaç da hissedilmediği için, herhangi bir fikrî mayalanma sağlanamamıştır.

Kemalistler bize dil izdivacını değil, çok afedersiniz dil istimnasını öğrettiler. Onlar, delinin kakasıyla oynadığı gibi dil ile oynayıp dururlarsa, sürekli oturdukları yerde yeni kelimeler uydururlarsa, geri kaldığımız fikir ve sanat iklimlerine ulaşacağımızı sandılar.

Bu ham bir hayaldir. Türk dilini dünyanın en gariban dillerinden biri haline getirdi. Son kalan mânâ tablolarını da parçaladı. Her nesille bir önceki arasına uçurumlar soktu. Kemalizm, tek kelimeyle idrakimizi iğdiş etti; bizi düşünemez, duyamaz, algılayamaz sürülere çevirdi.

Pek çok İslâmcı da onu takip ve taklit ederek işe koyuluyor. Bugün bakın, İslâmcıların yüzde 90’ında, hatta en radikal olanlarında bile en küçük bir dil hassasiyeti yoktur. Solculardan, hatta Kürtçüler’den daha kötü bir Türkçe kullanırlar.

Sağ kesim, geçmişte, dilde Kemalizm’in yok edici saldırılarına direnmiştir. Menderes’e, Özal’a, Türkeş’e, Erbakan’a bakın; dillerinde yok edilmeye karşı bir direnç görürsünüz. Fakat bu son muhafazakârlar sözkonusu hassasiyeti de yok etti. Solculardan bile kötü bir Türkçe ile konuşan sağcı kesim ortalığı kapladı.

Biz, bugün eğer anadilimizin haysiyetini iade etmek istiyorsak, bunun tek yolunun İbda Diline sarılmak olduğunu bilmeliyiz. Bu hem tefekkür bakımından, hem de Türkçe’nin yeniden ayağa kaldırılması bakımından, zorunludur. İbda Diyalektiği, yeni İslâmcı düşünce ve hareket biçimi olmanın yanında, Türkçe’nin de ölümden kurtuluşudur.

Bu görevi ihmâl etmeyelim arkadaşlar. Baba dilimizi öğrenelim ve ana dilimizi onunla konuşalım. Onunla yazalım. Bizi fikriyattan uzak eğlence ve didişme sularına çekmelerine izin vermeyelim.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin