MÜRRE

Ahmet ÖLÇÜLÜ

Hamaney’in danışmanı, ABD’ye güvensizliği Turgut Özal anısıyla anlattı…

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in askeri danışmanı, eski Devrim Muhafızları Komutanı ve Düzenin Maslahatını Koruma Konseyi üyesi Muhsin Rızai, ABD’nin müzakerelerdeki ikiyüzlülüğünü anlatırken 1980’lerde dönemin Türkiye Başbakanı Turgut Özal’ın arabuluculuk yaptığı rehine sürecinde yaşananları anlattı.

Devlet televizyonunda konuşan Rızai, Lübnan’daki ABD’li rehinelerin bırakılması için İran’ın Hizbullah’ı ikna etme sürecinden bahsedip sonrasında ABD’nin verdiği sözü tutmadığını söyledi:

“Rafsancani zamanında, ben hâlâ Devrim Muhafızları komutanıydım. Benimle iletişime geçti. Özal demiş ki, ‘Amerikalılar diyor ki, eğer Lübnan’daki rehineler bırakılırsa, İran için çok büyük bir şey yapacağım.’

Haşimi’ye ‘Hangi büyük şey? diye sordum; dedi ki, ‘Söylemediler ama benim Özal’a inancım var. O adil bir adam.’

Hizbullah’a rehineleri bırakmalarını söylemesi için birini gönderdik. Hizbullah iki gruba bölündü; biri şiddetle karşı çıktı. Diğer grup dedi ki: ‘Madem ki İran ve Türkiye’nin her ikisi de, en nihayetinde, bize dost ülkeler; bir anlaşmaya vardılarsa, İran ve Türkiye ile birlikte hareket etmeliyiz.’

Karşı çıkan grup, gönderdiğimiz kişiye RPG ile saldırdı. Ama biz dedik ki: ‘Sağlam durun. En nihayetinde, iki İslâm devleti başkanı arasında anlaşmaya varılmıştır. Ne pahasına olursa olsun, Hizbullah’ın çocuklarını rehineleri bırakmaya ikna edin.’

Serbest bırakıldılar. Peki Amerikalılar ne yaptı?

Bir ay geçti. İki ay geçti. Ne zaman Rafsancani’ye ‘Ne oldu?’ diye sorsam,”Sözlerinden döndüler’ dedi.

Tekrar ve tekrar döndüler.”

*

Yukarıda anlatılan hatıra müslümanların hatta insanlığın ortak problemi olan yanlış insana güvenme meselesine işaret ediyor. Burada esas yanlış ABD değil, Turgut Özal gibi tipler. Arada Özal haini olmasaydı, muhatapların esirleri bıramya iknâ edilemeyeceği anlaşılıyor. İknaya temel teşkil eden kavramlar da “dost”, “müslüman” vs…

Güvenmeliyiz ama kime?

Bizden olana…

Bizden ne demektir?

Dost veya müslüman demek yeter mi?

Kavramların içini doldurmak gerekir.

İnsan ve toplum meselelerini çözecek sistem çapında bir teklifi olmayan, müslümanım dese ne olur? Tamam müslümansın da insan ve toplum meselelrini çözecek yeterliliğin yok. Dolayısıyla sana niye güveneyim? Hasta, doktora teslim edilir. Ben doktorum diyorsan, diplomanı göster. Yani, siyaset, “ben şuyum” demekle olmaz. Ne olursan ol, önce insan ve toplum meselelerini çözme iddianı hangi sisteme dayandırıyorsun, onu göster. Şahıs, fikirden dolayı remzleşmişse bir kıymet ifâde eder. Yoksa, sahtekârlığın, dolandırıcılığın, fırıldaklığın vesilesi olur, oluyor… Bu gibilerin foyasını meydana çıkarmak aslında çok kolay… Hemen, soracaksınız: İnsan ve toplum meselelerini çözme iddiasındasın da bu meseleleri hangi sistemle, nasıl çözeceksin. Sahtekârları enselemnin yolu fikirden geçer. Onlar fikirden, hele ki sistem çapında fikirden nefret eder. Fikir söz konusu olunca da yüzlerine sigara dumanı üflenmiş kedi gibi kaçacak delik arar. Fikir dedikleri de sistem çapına nisbetle eciş bücüş karalamalardan ileriye gitmeyecek şeyler. Veya bu yükten kurtulmak adına, zaten bilinen bir fikir zirvesini, kendi nisbetleri oymuş gibi dile getirirler. Ezbere nisbet iddiası… Fikir ezbercilik kaldırmaz… Ezber, fikir yolunda yeni adımlayan için oluşun tedrici gerçekleşmesine nisbetle tolere edilecek bir vakadır da bunların tezatları nefret edilesi bir istismara delâlet eder.

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin