ZAMANIN HAKKINI VERMEK – AKSİYON

Selim Gürselgil

Bazı şeyler konuştukça mânâsını yitirir; onların konuşulması ve tartışılması değil, bizzat yaşanması gerekir. Bunlar “amel” cümlesinden olan şeylerdir.

Nitekim her Müslüman şunu bilir:

– İtikat zamanüstü bir keyfiyettir, ama amel vakte bağlıdır.

Ameli vakti gelince ve vaktinde yapmak gerekir. O, vaktin icabıdır. Vakti geçince bir kısım ameli kaza edebilirsin ama bu artık mazerete girer; vaktinde yapılan amelle bir olmaz.

Aksiyon da amel cümlesindendir. Onu vakti gelince derhal eda etmek gerekir. O vakitte eda edilen aksiyonun değeri birken bin olur. Küçücük bir jest yaparsın, dünya çapında ses getirir, ne olduğunu sen bile anlamazsın.

Savaş zamanları böyle nadir vakitlerdir. Aksiyon tohumları, bütün dünya göğünü sarar. Böyle zamanlarda yapılacak en kötü şey, “bu bizi ilgilendirmiyor, hayvanlar tepişiyor, biz oturalım oturduğumuz yerde” demektir. Dünyanın beklediği aksiyon için ihanete denk bir gaflet.

Hâlbuki o sırada samimiyetle yapılan küçücük bir şey, hem Doğu’yu, hem Batı’yı kendine hayran bırakmaya yeter. Başka zamanlarda milyon dolar harcasan yapamayacağın kıymette bir esere dönüşür. Aksiyon adamları için bütün insanlığı ilgilendiren hiçbir şey “bu bizi ilgilendirmez” anlamına gelmez.

Sanki çok aksiyondan anlıyorlarmış gibi ahkâm kesiyorlar, tartışma yürütüyorlar, ben ona yanıyorum. Bibok anladıkları yok. Mahalle karılarının dedikodu yaptığı gibi politika yapmaya kalkıyorlar:

– Biz onun cemaziyelevvelini de biliriz cancağızım.
– Ooh canıma değsin, Allah belâsını verdi.

Olmaz. Yanlış. Doğru örnek şudur:

90’larda İslami Hareket diye İrancı bir silâhlı grup vardı. Tüm İrancılar gibi bizimle kavgalı. Bunlar bir yerde emperyalistlerce vartaya düşürüldüler, üç adamları öldürüldü. Bizim gönüldaşların vicdanı susmaya elvermedi. Kendi arkadaşları sessiz kalırken, bizimkiler çıkıp bu cinayeti şiddetle kınadılar.

İbdacılar bunu yaptıkları için ne itikatları bozuldu, ne yolları şaştı. Böylece bütün Müslümanlar, özellikle uzaktan bakıp içinde tereddüt olanlar, İbdacıların ne kadar hasbî, ne kadar harbî olduklarını anladılar. Belki küçük bir aksiyondu; ama tesiri bütün zamana yayıldı.


*


Bu anlatılanlara bir örnek:

İspanyol Başbakanı, hiçbir Müslüman ülke liderinin söylemeye cesaret edemediği şeyler söyledi. Belki söylediği sözler çok sert sözler değildi. Belki bunlar için çok ağır bedeller de ödemeyecek. Ama tam yerinde ve tam zamanındaydı.

Vicdan, dünyanın her yerinde kendi sesini, kendi ifadesini arıyordu: İspanya’da, bu adamda buldu. Böylece başta Türkler olmak üzere bütün dünya vicdanlıları bu adamı konuşuyor, ona hayran oldu.

Aksiyon işte budur. Amel budur. Binlerce gürültü arasında vicdanın sesi olabilmek, Hakk’ın sesi olabilmektir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin