TOPLAM HİBRİT SAVAŞ, SOSYAL MÜHENDİSLİKTİR

Bobana M. Andjelkovic

Sosyal mühendislik, teknolojilerin gelişimine dayanır – farklı çağlarda sosyal mühendislik için farklı türde teknolojiler kullanılmıştır. Heidegger’in yaklaşık yüz yıl önce dile getirdiği, Avrupa’nın kimliğini ilerleme ve teknoloji üzerine kurması halinde Avrupa’yı saracak “soğuk teknolojik gece” görüşü, bugün açıkça görülmektedir.

Son dönemde ‘hibrit savaş’ kavramının yanı sıra kullanılan önemli kavramlardan biri de ‘total hibrit savaş’tır. ‘Total hibrit savaş’ kavramı, ‘hibrit savaş’tan daha geniştir; çünkü askeri olmayan/geleneksel olmayan savaş biçimlerini de kapsar. ‘Hibrit savaş’ silahsız saldırı biçimlerini içerirken, ‘total hibrit savaş’ artık herhangi bir saldırı biçimini (sadece silahlı değil, silahsız olanları da) ima etmeyen, koşullu olarak ‘savaş’ olarak adlandırılan biçimlere de genişler. ‘Total hibrit savaş’, medya aracılığıyla, çeşitli kurumlar, spor, sanat, din vb. üzerinden eylem ve aracılık faaliyetlerini de içerir.

Tüm bunlar dikkate alındığında, ‘total hibrit savaş’ yalnızca belirli bir devlet politikasına, belirli bir cumhurbaşkanına, hükümete veya orduya karşı yürütülen bir savaş değildir – total hibrit savaş, bütün bir topluma karşı yürütülen bir savaştır ve bu savaş silahlarla değil, mümkün olan ve olmayan her türlü yöntemle yürütülür. Bu eylemler, yalnızca devlet idarelerinde değil, üniversitelerde, kültürel kurumlarda, medya kuruluşlarında, spor kulüplerinde, en sıradan vatandaş derneklerinde ve bilim enstitülerinde kök salmış çeşitli ağlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu yapıların her biri farklı biçimlerde ve çeşitli amaçlar için istismar edilir; hepsi birbirinden bağımsız ve sözde “bağımsız” olarak hareket edebilir. Ancak bu “bağımsız” yapıların gerçekten bağımsız olduğu tek şey, devlet ve toplumdur. Bu, onların en küçük ortak paydasıdır. Eylemlerinin ipleri birbirine dolanmış mı yoksa değil mi, bu daha az önemlidir. Önemli olan, sivil (askeri olmayan) yapılar aracılığıyla –daha doğrusu sivil yapılarla– bütün bir topluma karşı yürütülen total bir savaştır. Burada ‘sivil’ kavramı, ‘sivil toplum’ kavramıyla hiçbir ilgisi olmayan, ‘askeri’ kavramına karşıt veya onunla ilişkili bir konumdadır. ‘Sivil toplum’ kavramı zaten politik olarak doğru dilin bir ürünüdür; bu da bir tür sansürdür ve devlet içinde anti-devlet yapıların pratik işleyişinin temellerinden biridir.

‘Total hibrit savaş’ kavramını toplumun genel bağlamına yerleştirir ve total hibrit savaşın toplum üzerindeki etkisine başka bir isim verecek olursak, başka bir iyi bilinen kavrama ulaşırız: “Sosyal mühendislik”. Bu kavram, total hibrit savaş kavramıyla neredeyse eşanlamlıdır.

Totaliter neoliberalizm, toplumdaki herhangi bir düzeni, uzun zamandır geçerli olan âdetleri ve ilkeleri “gericilik” olarak damgalama alışkanlığına sahiptir. Aynı zamanda akıldan kopuk, kendilerini “insan medeniyeti” olarak tanımlayan dar ideolojik azınlıkların ilkelerini genel ve küresel geçerli doğrular olarak dayatmaktan da çekinmez. İşte bu azınlıklar, sosyal mühendisliği uygulamak için (başkaları tarafından kendilerine verilen) güçlerini kullanmak zorundadır; çünkü normal bir insan, onların hasta zihinlerinden çıkan tüm deliliği, totaliter neoliberalizmin fikirlerini uygulama aracı olarak meşru kabul edemez.

Aydınlanma Çağı’nın felaket sonuçları artık net bir şekilde görülmektedir. Aydınlanma Çağı, tüm Avrupa halklarını, ruh-beden, göksel-yersel, ulusal-bireysel ikiliğini nihayet kabul edecek bireylere dönüştürmeyi amaçlıyordu. Descartes’tan beri işleyen bu bölünmüş Avrupa bilinci, Aydınlanma ile birlikte ikiliğin toplumsal norm ve toplumsal gelişimin temellerinden biri olarak kesin kabulünü sağlamıştır.

Bu ikiliğe, insanın kökünden sökülmesini gerçekleştirecek bir norm olarak globalizm veya metropolitenizm eklenmiştir. Bu, doğal olanı toplumsal olanlardan ayırmanın ve insanı uyumsuzluk, kaos ve krize alıştırmanın başka bir yoludur. Bu amaçla kriz yönetimi üretilmiştir; bu da sosyal mühendisliğin araçlarından biridir. Kriz yönetiminin rolü krizleri çözmek değil, onları herhangi bir süreç gibi yönetmektir. Artık kriz, sözde “gelişmiş dünya”nın tamamında temel toplumsal koşullardan biri haline gelmiştir.

‘Kriz’ ve ‘yönetim’ terimleri mantıksal olarak birbirini dışlasa da, Batı siyasi pratiği kriz yönetimini meşru bir politika olarak uygulamaktadır. Kriz, çözülmesi gereken bir durum olmaktan çıkmış, uzun bir süre boyunca yönetilmesi gereken bir duruma dönüşmüştür. Böylece kriz yönetimi, toplumun veya devlet aygıtının yönetimiyle aynı hale gelmiştir. Toplumları krize sokmak ve onları krizde tutmak, sosyal mühendisliğin bir tekniğidir; bu sayede toplum çeşitli yönlerde, kriz halinin yönetmenleri tarafından öngörülen doğrultularda seferber edilir. Kriz, toplumsal dokunun tahrip edilmesi ve toplumun yıkılması sürecidir. Normal toplumsal durumda toplumsal akışları etkilemek, kriz durumunda olduğundan çok daha zordur. Kriz, onu üreten ve yönetenlerin, manipülasyon ve soygun yoluyla belirli bir devleti ve toplumu ele geçirmesini sağlar. ‘Kriz yönetimi’nin tüm operasyonu, kriz ile yönetim arasındaki mantıksal ikiliğe ve bu ikiliği toplum ile devlet idaresi düzeyinde üretmeye dayanır.

Amaç, bu ikiliği toplumun temellerine ve dolayısıyla kıta Avrupası devletlerine yerleştirmektir. Birkaç yüzyıl sonra etkileri açıkça görülmektedir: Kıta Avrupası’nın her devletinde hem toplumsal ve devletsel yapılar hem de toplumsal olmayan (a-sosyal) ve devlet dışı (a-devlet) yapılar vardır. Bunlar anti-sosyal veya anti-devlet yapılar olmak zorunda değildir; çünkü uzun zamandır yerleşmiş âdetlerin içine yerleştirilmişlerdir ve artık orijinal amaçlarından tamamen farklı amaçlar için istismar edilmekte veya kullanılmaktadırlar.

Sosyal mühendislik veya total hibrit savaşın en bariz etkilerinden biri şudur: Halklar, uluslar ve siyasi uluslar –özellikle kıta Avrupası’nın ulusları ve siyasi ulusları– herhangi bir kıta Avrupası devletine değil, Britanya’ya veya Amerika Birleşik Devletleri’ne daha yakındır. Britanya, Avrupa kıtasından çok uzak değildir ama Avrupa’dan suyla ayrılmıştır; bu bir nehir değildir. Britanya, fiziksel olarak (ve hiçbir şekilde) Avrupa kıtasının toprağına veya kültürüne ait değildir ve her zaman bir davetsiz misafir olarak görülmelidir.

Britanya, Nazi partisine sahip ilk ülkeydi ve sosyal mühendislik taktikleriyle bunu Almanya’ya, tıpkı guguk kuşu yumurtası gibi yerleştirdi. Almanya, ABD ile ilk telgraf bağlantısını (Atlantik Okyanusu’nun dibinden) kuran ülkeydi ancak Britanyalılar kabloları bizzat kesti. Britanya ayrıca Sırbistan’ın en kötü düşmanıdır (Vatikan’dan sonra).

Kıta Avrupası ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki “doğal coğrafi bağlantı”dan normal bir şeymiş gibi bahsetmek absürd ve gereksizdir. Böyle bir yanılsamayı yaratmak için, Tavistock Enstitüsü ve Georgetown Üniversitesi başta olmak üzere birçok sosyal mühendislik faaliyeti gerekmiştir.

Çeviren: Adnan DEMİR

Kaynak: https://www.geopolitika.ru/tr/article/toplam-hibrit-savas-sosyal-muhendisliktir

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin