VEKALET SAVAŞINDAN STRÜKTÜREL KİLİTLENMEYE
ABD-İSRAİL ASKERÎ ENTEGRASYONU VE NATO’NUN YENİ “MAYIN EŞEKLERİ”
Adnan DEMİR
1991’den 2026’ya değişmeyen ajanda, küresel hegemonya merkezlerinin Ortadoğu ve Avrasya’yı dizayn etme iştahı, konjonktürel bir politika değil, on yıllara yayılan sistemli bir hafızanın ürünüdür. Temelleri 1991 yılındaki 1. Körfez Savaşı ve meşhur “Çekiç Güç” operasyonu ile atılan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bugün coğrafyamızda nihai ve en tehlikeli aşamasına gelmiş durumdadır. Bu projenin pürüzsüz yürüyebilmesi için geçmişte Türkiye’nin entelektüel, ideolojik ve eylemsel direnç merkezleri hedef alınmış; Batı hegemonyasına karşı uzlaşmaz bir duruş sergileyen Salih Mirzabeyoğlu (İBDA Mimarı) gibi yerli/milli barikatlar alçakça saldırılarla tasfiye edilmiştir. Bu direnç hatlarının felç edilmesinin ardından önü açılan ve bizzat “BOP Eşbaşkanlığı” itirafıyla tescillenen siyasî vizyon, bugün küresel bir dünya savaşının eşiğinde Türkiye’yi tarihin en büyük varoluşsal belâsıyla karşı karşıya bırakmaktadır.
1. FY2027 NDAA Section 219: İsrail’in ABD ve NATO’yu Kilit altına Alma Stratejisi
Mevcut illüzyonun en somut ve tehlikeli teknik kanıtı, ABD Kongresi’nde Mayıs-Haziran 2026’da ilerletilen ve FY2027 NDAA (Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası) kapsamında yer alan Section 219 (eski Section 224) “United States-Israel Defense Technology Cooperation Initiative” maddesidir.
Bu madde, klâsik bir “askerî yardım” paketinin çok ötesinde, Washington ve Tel Aviv arasında geri döndürülemez bir askerî-endüstriyel entegrasyon kurmaktadır. Tasarıyla birlikte Pentagon içinde kurulacak olan “Executive Agent” (İcra Ajanı) mekanizması, ABD’nin en yakın müttefikleri olan İngiltere veya Avustralya’ya (AUKUS) dahi verilmeyen benzersiz bir ayrıcalıktır. Bu ajan, Pentagon bürokrasisinin olası güvenlik, denetim veya insan hakları refleksiyle yapacağı kurumsal itirazları tek kalemde geçersiz kılma (override) yetkisine sahiptir.
Yapılması plânlanan bu yapay zekâ (AI), otonom drone sürüleri, siber harp ve “veri füzyonu” (data fusion) entegrasyonu, İsrail teknolojisini Pentagon’un tedarik zincirine kalıcı olarak gömmektedir. Bunun jeopolitik meâli şudur: Gelecekte hiçbir ABD yönetimi İsrail’e askerî kısıtlama veya ambargo uygulayamayacaktır; çünkü İsrail’i sistemden çıkarmak, ABD ordusunun kendi savunma sanayiini felç etmesi anlamına gelecektir. Bu strüktürel kilitlenme, İsrail’in ABD’yi ve onun küresel aparatı olan NATO’yu kendi kontrolüne alma çabasının son halkasıdır.
2. Vitrindeki “Millî Başarı” Sahnede Batı’nın İleri Karakolu
İçerideki güç ve rant düzenlerinin devam etmesi adına, savunma sanayii üzerinden köpürtülen popülist milliyetçilik dalgası, sahadaki ham gerçeklikle taban tabana zıt bir operasyonel haritaya sahiptir. Türk İHA ve SİHA’larının ihraç edildiği coğrafyalara ve buralarda kime karşı kullanıldığına bakıldığında, oynanan kumarın büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.
Ukrayna ve Doğu Avrupa Ekseni:
Türk SİHA’ları Ukrayna, Polonya ve Romanya gibi ülkelerde doğrudan Rusya zırhlı birliklerine ve lojistik hatlarına karşı konumlandırılmıştır. ABD ve NATO, Rusya’yı yıpratmak için kendi postallarını riske atmak yerine, Türk teknolojisini ve dolaylı olarak Türkiye’yi Rusya’nın önüne bir set olarak sürmüştür.
Kafkasya Ekseni:
Zengezur Koridoru’nun ABD’ye teslim edilerek adının Trump’a çevrilmesi ile, arka plânda Rusya’nın arka bahçesinde zayıflatılması ve İran’ın kuzey sınırında kuşatılması sonucunu doğurmuştur. Türkiye, farkında olarak ya da olmayarak, sınırdaş olduğu bu iki devasa asimetrik güçle doğrudan cephe hattına yerleştirilmiştir.
Libya ve Afrika (Sahel) Denklemi:
Libya’da Rus askeri varlığıyla (Wagner/Afrika Kolordusu) doğrudan karşı karşıya gelen Türk ordusu, Akdeniz’in güneyinde NATO adına Rus kuşatmasını yarmıştır. Afrika’da (Nijer, Mali, Somali) ise Batı’nın kovulduğu yerlerdeki güvenlik vakumunu doldurarak, hem Rusya/Çin etki alanını geriletmiş hem de Avrupa’ya yönelecek mülteci ve terör dalgasına karşı kendi gövdesini “göç duvarı” yapmıştır.
3. Suriye İtirafı ve NATO Ankara Zirvesi: “Mayın Eşeği” Rolünün Tescili
Bu küresel kurguda Suriye tiyatrosu, içeride bir “sınır güvenliği başarısı” gibi makyajlanırken, asıl gerçeği bizzat ABD Başkanı Donald Trump kendi ağzıyla itiraf etmiştir. Trump’ın pervasızca söylediği “Biz petrolü güvenceye aldık, gerisiyle ilgilenmiyoruz; bırakalım başkaları bu kanlı kumda savaşsın” sözleri, Suriye’nin istikrarsızlaştırılarak İsrail’in güney koridorunun (Golan Tepeleri dahil) güvene alınması ve faturanın (milyonlarca sığınmacı, milyarlarca dolar ekonomik yıkım) tamamen Türkiye’nin sırtına yıkılması operasyonudur. Türkiye, Suriye’de açıkça Amerika ve İsrail’in jeopolitik ajandası adına faaliyet göstermiştir.
En son gerçekleştirilen NATO zirvesiyle birlikte, bu süreç kurumsal bir zirveye taşınmıştır. İçerideki hain ve işbirlikçi yapıların düzenlerini koruma hırsı, Türk devletini ve milletini küresel çaplı bir dünya savaşında İran ve Rusya üzerine sürülmeye hazır bir “mayın eşeği” konumuna indirgemiş, Soros’un, “Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” tebiti gerçekleştirilmektedir. Türkiye, NATO içerisindeki askerî ağırlığına rağmen, karar alma mekanizmalarında İsrail ekseninin dolaylı müttefiki ve cephe hattındaki “feda edilebilir” ileri karakolu haline getirilmiştir.
Sonuç: Tarihin En Büyük Belası Kapıda
Gözleri kör eden savunma sanayii popülizmi ve iktidar blokunun koltuk sevdası, Türk milletini tarihin en büyük varoluşsal kriziyle karşı karşıya bırakmaktadır. Nükleer kapasiteye sahip iki komşusuyla (Rusya ve İran) okyanus ötesinin ve Tel Aviv’in çıkarları uğruna savaştırılmak istenen bir Türkiye, yerli SİHA’lar uçursa dahi, o silâhların stratejik aklı Batı merkezli olduğu sürece bağımsız olamaz. Eşiğinde olduğumuz küresel hesaplaşmada bu sinsi kurguyu deşifre etmek, içerideki çürümeyi teşhis etmek ve dayatılan bu taşeronluk rolünü yırtıp atmak Türk milleti için bir tercih değil, ölüm kalım meselesidir.










