BİZ NE BİLEK BEGİM BÖYÜKLER BİLİR
Levent AKINCI
Bildiğiniz gibi ben kardeşiniz ihtisasım üzerine yani daha çok psikoloji ve tarih konularında yazıyorum. Güncel konularda da arada bir yazdığım oluyor tabiî ki.
Hadi bu kez biraz da gündeme ve öte yandan da gündemde olmayan veya çarpıtılan gerçeklere göz atalım.
3000 aile (*) cephesinde yeni bir şey yok. Hâlâ daha, sayıları tüm halkın binde biri bile etmeyen nüfusu az ama nüfûzu fazla bir elit zümrenin tüm gelirin binde dokuz yüz doksan dokuzuna çöktüğü, gelirin geri kalan binde birlik kısmının da nüfusun binde dokuz yüz doksan dokuzunu oluşturan biz halka paycık edildiği sömürü ve gasp düzeni devam ediyor.
Memleketin her köşesinden onlarca kara haber ve konuşulacak yüzlerce maraz var. Hepsine dair yazamam, üç beş örnekle iktifa edeceğiz.
Bir saatlik eğlencede yüzlerce binlerce dolar harcayan kodamanlara mukabil bizler hâlâ daha eti kıymayı, hatta peyniri, tereyağını ve hatta bazılarımız patatesi soğanı bile, gramla ve üç defa beş defa düşünüp taşınıp öyle alıyoruz.
Hâlâ daha insanların mal, can, namus, akıl, nesil ve izzet şeref emniyeti olmayan bir emânsız darulharb/darulküfr hâli devam etmektedir. Üstelik şiddetini zulmünü artırarak.
80’lerde 90’larda ve 28 Şubat döneminde faili meçhuller olurdu, gözaltında işkenceler ve hastalık veya intihar süsü verilmiş infazlar olurdu, artık failler malum ve birileri göstere göstere müslüman vuruyorlar. En son Ankara Haymana’nın bir köyünde görüldüğü gibi. Müslümanlara yönelik olarak yapılan şafak operasyonlarını, “yat, yere yat, yat” şovunu her zaman itinayla paylaşan birileri bu olayın görüntülerini kısmen bile olsa paylaşamıyor! Olayın görgü tanığı olan ve hayatta kalan aile fertleri operasyonu hiç de Yenişafak gazetesinin anlattığı gibi anlatmıyor! Anlattıklarına göre; Nato zirvesi sebebiyle ülkeye üşüşen Epstein müşterilerinin yani Batılı elitlerin güvenlik konusunda içleri rahat etsin diye bir karı koca, küçücük çocuklarının hemen yanında hukuksuzca ve cânîce ve masumen mazlumen katledildiler!
Olaya dâir birkaç gözükara hesap ve site haricinde kimse konuşmaya cesaret edemiyor. Sözde İslâmcı bir kısım stk ve camialar ölü balık taklidine devam ediyor. Ö. F. Gergerlioğlu koç başı görevini deruhte edip surda bir gedik açtıktan sonra şimdi yavaş yavaş yılan gibi süzülerek içeri girecek, haftalar sonra yalandan kınama mesajları veya haber yayınlayacaklardır. Ama hâlâ daha onu bile yapan görünmüyor. Çünkü şehit edilen fukaralar kendi dinlerinden (kendi dernek, vakıf, cemaat, tarikat, partilerinden vs) değiller. Kimin umurunda! Ve çünkü şehit edilen fukaralar rejim ve iktidar yanlısı değil. Bu durumda da mazlum da olsalar haber yapılmayı hak etmiyorlar!
Öyle bir cendereden geçiyoruz ki; sistemin ilk otuz yılın yanlısı ama son yirmi yılın muhalifi isen, fikirlerinden dolayı azıcık başın ağrır belki ama sahibin çoktur, çok da uğraştırmazlar. İlk otuz yılın karşıtı ama son yirmi yılın yandaşı isen de aynı şekilde. Öyle yalandan bi alınır bırakılır böyleleri. Ama hem ilk otuz yıllık devrin hem de son yirmi yıllık dönemin kısacası hepsinin karşıtı yani mü’min isen yandın. Kimsen yoktur arkanda! İşte bu çocuk da öyle biri belli ki. Bu kadar zalimce bir muamele yaşanmış, kimsede gık yok!
Çağ atlamaya devam ediyoruz. Çeşit çeşit iha, siha vs üretiyoruz. Bu silâh ve cihazları Afrika’daki çeşitli sömürge rejimlerinin müslüman halk üzerinde denediği ve başarılı olduğu görülüyor. Gazze’ye değil silâh, bir yudum su bile sokamayanlar Afrika’nın en ücra yerlerine bile iha siha satabiliyor.
İsrail’de, Türkiye’de üretilip satılan yıkım makinaları görülmüş. Filistinlilerin evlerini bu makinalarla yıkıyorlar. Muhtemelen bunlar bu işlerde sadece buzdağının ucu.
Dünyanın en büyük adliye binaları ve en çok mahkûm barındıran hapishanelerine sahibiz deniliyor. Dikkat edin, en büyük kütüphaneler, en büyük milli parklar, en ileri düzeyde yazılım ve elektronik vs değil, en büyük adliye binaları! İlginç. Yüz binlerce tutuklu ve hükümlü olduğu söyleniyor.
Birileri vaktiyle, doksan yıl kadar önce on yılda yüz binlerce seküler genç yetiştirebilmiş iken, mevcut birileri yirmi yılda eldeki dindar kesimi de eritti, tükettiler. Bu nesille birlikte çalışıp diğerlerini de ıslah etmeleri bekleniyorken, eldekini de zayi etti, yozlaştırdılar, buna direnenleri de diskalifiye ettiler, yer yer çeşitli yaftalar vurdular.
Ha, her zaman dediğim gibi, benim için bu düzenin ilk otuz yılı, son yirmi yılı, aradaki elli yılı vs gibi bir tasnifin; özünde zerre önemi ve bu dönemlerin ciddi farkı yoktur. Mevcut seküler çark yüz yıldır dönüyor. Ve hep dediğim gibi, tarih tekerrürdür, bilhassa bu coğrafyada!
Meselâ seksen yıl önce Boraltan ihaneti yaşanmış. Son yirmi yılda da belki oradakilerin yüz katı kadar muhacir ve mülteci, zalim rejimlere iade edildi veya yurt dışı edilerek o rejimlerin önüne atıldı. Meselâ yetmiş küsur yıl önce yerli millî silâh ve cephane üreten ve o mühimmatı da sömürgeci ve işgâlcilere değil, Siyonist İsrail’e karşı Araplara ve Hindulara karşı Paklara gönderen Kafkasya fatihi Nuri Killigil Paşa şüpheli bir yangında vefat etmişti. Yerli ve millî fikirleri olan ve bütün ümmet coğrafyalarının derdini dert edinen mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu da on altı senelik işkenceli hapis hayatının ardından gerçekleştirilen suikastle vefat etti. Bilâteşbîh, tarihin öyle bir tekerrür coğrafyasında yaşıyoruz ki, doksan yıl kadar önce yaşanmış olan kedi katliamı bile tekrar etmek üzere. Buna dair yazmıştık.
Ülkemizde üretilen birçok gıda Avrupa’dan geri gönderiliyor. Yüksek oranda ziraî ilaç, kimyasallar vs kısacası zehir bulundurduğu için. Halci bir gençle konuşuyorum, “hacım, buralarda hangi meyve hangi sebze temizdir, zehirsizdir, şöyle doğal ve sağlıklı olanları bir haber ver de gelip senin refakat ve rehberliğinde oradan halden satın alalım.” Cevabı: “Hocam öyle bir mahsul yok ki gel al diyeyim.”… “Namın İnsin Üsküdar’a Batakçı” adlı makalemizde de değinmiştik bu işlere.
Avrupa’nın çöpleri Çukurova’da imha ediliyor ve bölgeye zehir saçıyor diyorlar. Karadeniz’de birçok yerde dereler çaylar heslerle kurutulmuş. Madenler her yerde zehir saçıyor, Ege’de, Marmara’da birçok yerde zeytinler kesilmiş, İç Anadolu’da Doğu Anadolu’da, Trakya ve diğer bölgelerde tarım ve hayvancılık mahvolmuş, üreticinin kazancı olmadığı için sürekli tarla ve bağ bahçe satma veya icara verip metropollere göçme derdinde. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede balık tezgâhlarına yaklaşmak mümkün değil, fiyatlar uçmuş. Küçük esnafı bitirip zincir marketlere yol verenler şimdi de küçük çaplı tarım ve hayvancılığa adeta savaş açmış durumda. Ya çok zengin olacaksın binlerce hayvanın veya uçsuz bucaksız arazilerin tarlaların olacak, ağa olacaksın, ya da elindeki az miktardaki hayvan veya arazini satıp şehre göçeceksin! Bu arada, şehirlerin dış semt ve mahallelerinde, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bile olsa koyun, keçi, tavuk vs beslemek yasaklanmış diyorlar. Küçük esnafı bitirip zincir marketleri palazlandıranlar şimdi de toprakların ve sürülerin belli zenginlerin elinde toplanmasını sağlıyor. Şehirde çeşitli iş adamları kırsalda da modern ağalar güçlendirilmekte.
Oysa lâzım olan şey, dikey değil yatay mimarî, her yerde bahçeli evler ve küçük aile çiftlikleri tarzında bir insanî yaşam şeklini geliştirmekti.
Arıcılıktan keçi koyun besiciliğine, buğdaydan pancara hemen her türlü tarım ve hayvancılık bitik vaziyette diyorlar. Belli başlı zenginler hariç küçük çiftçi ve hayvancı bitik durumda.
Bir kısım mânâsız ruhsuz ergenler, okullu ise okul basıyor, arkadaşlarını, öğretmenlerini tarıyor, sokakta ise motosikletli tetikçilik yapıyor, daltonculuk avarelcilik oynuyor. Kimi kedi kesiyor kimi gasp, darp, hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu torbacılığı yapıyor. Kiminde cinsiyet sapması ve lgtbi görülüyor. Binlerce kız çocuk ve ergen manifest ve benzeri grupların mukallidi. Ateizm, deizm, feminizm vs almış başını gidiyor.
Zaman zaman adi suçlara dair, “yat, yere yat, yat” videoları paylaşılıyor ve çeşitli yıllık operasyon istatistikleri paylaşılıyorsa da, bunların bataklığı kurutmadan ziyade sineklerle oyalanmaktan ibaret olduğu gözlerden kaçmıyor.
Yetişkinlere gelince. Bir kısım kesim kendi holigan medyasını takip ediyor, öbür bir kısım kesim de kendi holigan medyasını. Bu iki kutup medya, yedi-yirmi dört birbirlerinin belediyelerindeki ahlâksızlık ve yolsuzlukları, hırsızlıkları deşifre ile meşgûller. “Anam ananı kerhânede görmüş” sözünü hatırlatıyorlar. İki cenahın da bir kısım hipnozlu narkozlu tabanı bu taraflı habercilik karşısında zombi gibi olmuş. Sadece karşı tarafın çirkinliklerine odaklanmaktan ve at gözlüğü takmaktan kafayı yemişler. Doğru düzgün konuşmak bile mümkün değil bu zombilerle. Kimse ayranım ekşi demiyor ve herkes karşı cenahın pisliklerini nazara veriyor. Hatta bazen sıkışınca kendi rezaletlerini kabul ediyor ama hemen şöyle bir savunmaya gidiyorlar; “karşı takım daha fazlasını yapıyor!”…
Çeşitli muhacirlerin dediklerine göre geri gönderme merkezleri tıklım tıklım Türkistanlı ve Kafkasyalı muhacirlerle dolu! Boraltan devam ediyor. Ve bu esirlerin henüz deport edilmemiş veya G.G.M.’lere alınmamış olan hanımları ve çocukları varoşlarda perperişan vaziyette olup, üç beş yerli müslüman da kendi kıt imkânlarıyla kira ve sair giderleri için derme çatma yöntemlerle para tedarik edip bu ailelere sahip çıktığı zaman da sosyal medya ve iban hareketleri ve oralardaki küçük paralar üzerinden terör örgütlerine finansal destek suçu iddiası ile yaftalanıp şafak baskınları yapılıyor. Peki ne yapsın bu kadınlar? Sokağa ve kötü yola mı düşsün? Bunu mu istiyor birileri?
Öte yandan milyarlık ihale dolapları dönmeye devam ediyor. Kimin nereye çöktüğü belli değil! İhale imtiyazlısı belli bir kısım firmalar her işin içinde. Hep belli firmalar öne çıkıyor.
Ekin de ifsad edilmiş nesil de! İnsan da bozulmaya devam ediyor tabiat da. Karada ve denizde fesat zuhur etmiş ve günden güne çürüme ve bozulma artmaktadır. Biz ıslah edicileriz diyerek ifsad edenler dört koldan insanları Allah ile aldatmaya devam ediyor. Bu sahtekârların bütün bu cürümleri evvelki Allah düşmanı malûm cenaha malzeme oluyor ve azgınlıklarını artırıyor. Bunlar yıkılıp gittiğinde enkaz hepimizin üzerine yıkılmaya çalışılacaktır. Biz iki cenahı da tekfir ve telin ediyor olsak da anlamak istemezler. Oysa çoğu zaman Allah ile aldatanları Allah düşmanlarından da tehlikeli ve muzır görüyoruz.
Ve resmî ideolojinin çoluğun çocuğun beynine beynine çakılması tam gaz devam ediyor. Sadece yeşile boyandı, daha aldatıcı ve daha zorba bir form aldı. Eleştiren hain, fitneci, falancı filâncı ilân ediliyor. Sistemi İslamîleştirecek yalanıyla politikaya atılan birilerinin İslâm’ı sistemin bir payandası ve oyuncağı hâline getirmeye çalıştığı artık daha net görülüyor.
Bolu’da bir adam CHP birinci başkanına diktatör dediği için evinden yalın ayak, karga tulumba gözaltına alınmış, ters kelepçe takılmış, annesi itiraz edince yaşanan arbedede polisler sana da işlem yaparız demiş. Allah’a Peygamber’e söven yüzlerce binlerce sosyal medya hesabı var, bırakın böyle hakareti eziyeti herhangi bir işlem bile yapılmıyor! Çok çok nadiren, İslâmî ve muhafazakâr cenah sosyal medyada topluca kurumları etiketleyip gözlerine gözlerine sokunca bir ikisine öyle yalandan bir işlem yapılıyor. Geri kalan binlercesi mukaddesata sövmeye devam ediyor.
Ankara Haymana’da karısıyla birlikte çocuklarının gözü önünde şehit edilen Muhammed Kavi ve hanımını gündemde tutan ve yine Bolu’daki yalın ayak ters kelepçe gözaltı olayını ve benzeri hadiseleri haber yapan dailyislamist adlı sayfanın yöneticisi, yandaş bir trolün hedef göstermesi ile derhâl gözaltına alınmış.
Ne edek, nere gidek bilemedim. Baklava kutusu çetesi bir yandan pudra şekeri çekenler bir yandan, dört koldan ümmete saldırıyorlar. Çoğu olayda yandaş ev zencilerinin yalan yanlış ihbar ve gammazlıkları, hedef göstermeleri sözkonusu.
Abdurrahim Karakoç’un meşhur “Biz ne bilek begim, böyükler bilir” şiirine yazdığım bir nazireyle bitireyim. İsterseniz önce O’nun şiirini görelim peşinden de naziremiz gelsin:
Yalan-dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Rüşvet vermek, rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele meydan meydan adam gütmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Anlamayız kopya nedir, asıl ne
Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
Üçkağıtta erkân nedir, usul ne
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Viski, votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi, vatan satmayı
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Kaç tür hokkabazlık, kâhinlik varsa
Kaç şeytanlık varsa, kaç cinlik varsa
Dünyada ne hile, ne hinlik varsa
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Namussuzluk yapın derler… Yaparız
El uzatır öpün derler… Öperiz
Put gösterir tapın derler… Taparız
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Seyrettikçe ana-baba filmini
Hissederiz baskısını, zulmünü
Lisansüstü maskaralık ilmini
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Âdettir gerekmez mâluma ilâm
Taklide günaydın, asıla selâm
Ne ki hınzırlık var hâsılıkelâm
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
…
Domuz haram hak yemek helal derler
Haçı görse yanıltır hilâl derler
Yüzdükleri lağıma zülâl derler
Biz ne bilek begim, böyükler bilir
Müslimem deyip de zındık çıkmayı
Arslanı kurdu zindana tıkmayı
Gökdelen dikip tarihi yıkmayı
Biz ne bilek begim, böyükler bilir
En ucuz meta’ din olmuş pazarda
Erler zindanda, nicesi mezarda
Yazmazlar bunu, her şeyi yazar da
Biz ne bilek begim, böyükler bilir
Taşları bağlayıp itleri salan
Küffârın her işi hile ve talan
Akıncı sorar kim doğru kim yalan
Biz ne bilek begim, böyükler bilir
(*) “T.C. içinde yaşayan 3000 aile; hukuk da bunların çıkarına göre, ordu da, polis de… Kendi aralarındaki dalaşmalar bir yana, bunlar hukuk üstü imtiyazlı bir zümredir! Devlet, hukuk demektir ve hukukun olmadığı yerde devlet değil, çete vardır.” (Salih Mirzabeyoğlu)
Not: Yazarın fikirleri Adımlar’ın yayın politikasını yansıtmayabilir.










