SOKAKLAR SONUNDA PATLAR
Arnaud Bertrand
Herkesin bu durumu (elbette haklı olarak kınanması gereken bir olay) kendi siyasi “öcü”süne bağlamasını izlemek oldukça komik: Az önce insanların; “komünizm”, “İslamcılık”, “üçüncü dünyacılık”, “Rusya” veya “Çin” gibi (istediğinizi seçin) çeşitli gerekçeler öne sürdüğüne şahit oldum.
Sanki Fransa’nın ayaklanmak için dışarıdan bir yardıma ihtiyacı varmış gibi…
Belki de bazı insanların tarihimizi gözden geçirmesi ya da Victor Hugo’nun “Sefiller” (Les Misérables) adlı eserini okuması gerekir…
Bu, ayaklananları romantize etmek anlamına kesinlikle gelmiyor.
“Sefiller”de, etrafındaki kaostan faydalanan, cesetleri soyan ve eline geçen herkesi dolandıran korkunç bir alçak olan Thénardier karakteri vardır; bunu hatırlatmakta fayda var.
Fransa tarihindeki her kaotik dönemde kendi Thénardier’leri olmuştur; bu dönem de bir istisna değil.
Olan biteni dış güçlere bağlamak hem çok kolay hem de aslında iktidardakilerin işine geliyor.
Günün sonunda; bu öfke Fransa’da doğdu, Fransa’da yaşanıyor ve yalnızca Fransa’da çözülebilir.
Duyulması acı verici olsa da, tarih incelendiğinde, Fransa’nın şu an bulunduğu aşamada tam olarak beklenen şeyin bu olduğu görülüyor.
Bu konu üzerine araştırmalar yapılmış durumda.
İster Ray Dalio’nun altı aşamalı döngü teorisini, ister Peter Turchin’in “seçkinlerin aşırı üretimi” tezini, isterse de Çin hanedan döngüleri modelini ele alın; hepsi aynı sonuca varıyor: Borçlar biriktiğinde, kamu hizmetleri çöktüğünde ve iktidardakiler yetersiz kaldığında, sokaklar sonunda patlıyor.
Aslına bakılırsa, bugün Fransa’nın döngüsel teorilerin çoğundaki neredeyse tüm kriterleri karşılaması ürkütücü bir durum:
– Mali sıkıntı (borç, GSYH’nin %119’una ulaşmış durumda ve artık borçlanmak için İtalya veya Yunanistan’dan daha yüksek faiz ödüyoruz),
– Çöken kamu hizmetleri: Nitekim mevcut protestoların (artık ayaklanmalara dönüşen) lise öğrencilerinin eğitim sisteminin durumuna karşı başlattığı eylemlerle tetiklendiğini hatırlatmakta fayda var,
– Siyasi felç ve meşruiyet krizi (Macron, %82 gibi inanılmaz bir onaylanmama oranına sahip; “Göklerin Yetkisi”ni (Mandate of Heaven) tamamen yitirmiş durumda…),
– Halkın yoksullaşması: %15,4 ile rekor seviyede bir yoksulluk oranı ve özel sektörde tam zamanlı çalışan biri için aylık yalnızca 2.190 Avro (net) tutarındaki medyan ücret (bu gelirle Fransa’nın büyük şehirlerinin hiçbirinde düzgün bir daire kiralamak bile mümkün değil).
Tüm bunların nedeni “Üçüncü Dünyacılık” ya da “İslamcılık” değil: Fransız hükümetleri, “Müslüman Kardeşler” öyle istediği için yarını düşünmeden borçlanmadı (son denk bütçe 1974 yılına ait!); Fransız okullarını öğretmensiz bırakanlar da Putin veya Xi değildi…
Ne yazık ki, verilen tepkiler —yani günah keçisi arayışı— da döngünün bu aşamasına özgü tipik davranışlardır: Ray Dalio, 5. aşamanın klasik göstergeleri arasında “sorunların kaynağı olduğuna inanılan günah keçisi sınıflarının ortaya çıkışını” (https://linkedin.com/pulse/delving-six-stages-internal-cycle-particular-focus-us-ray-dalio/) ve “kamusal alanda hakikat algısının yitirilmesini” sayar; bu aşamada insanlar çözüm aramaktan ziyade suçlu avına çıkmaya odaklanırlar.
Peki, çözüm nedir? Çinliler bu durumu bir tür “sıfırlama” ile, yani genellikle on yıllar süren isyan ve savaşların ardından “Göklerin Yetkisi”ni devraldığını iddia eden yeni bir hanedanla rejim değişikliğine giderek çözmüşlerdi. Pek de umut verici bir senaryo sayılmaz…
Bunun bir de istisnası var: Hanedanlardan bazılarının, Çinlilerin “zhōngxīng” (中兴 – “yeniden canlanma/restorasyon”) olarak adlandırdığı şeyi başardıkları durumlar; yani sistem tamamen çökmeden önce içeriden köklü reformlar yapmayı becerebildikleri örnekler. Bu durum birkaç kez işe yaradı (örneğin Qing hanedanlığı dönemindeki Tongzhi Restorasyonu), ancak genellikle yalnızca birkaç on yıl daha kazanılmasını sağladı; nadiren daha fazlasına yetti.
1945 yılında yazar Huang Yanpei, Mao’ya bu döngüden nasıl kurtulunabileceğini sordu ve durumu şu şekilde ifade etti: “İnsanlar başlangıçta dikkatli ve çalışkandır; çünkü zorlu koşulları aşmanın tek yolu cesur adımlar atmaktır. Ancak işler giderek düzeldiğinde insanlar gevşemeye başlar; tembellik uzun bir tarihsel süreçte yayılabilir ve yerleşik bir alışkanlık haline geldiğinde düzeltilmesi imkânsızdır. Giderek genişleyen topraklar, buna paralel olarak daha fazla yetenekli insan gerektirir; ancak yetenekli insan sayısı yetersiz kaldığında merkezi kontrol zayıflar. Kısacası, hiç kimse hanedanların yükselişi ve çöküşünden oluşan bu ‘kısır döngü’den kaçamaz.”
Mao buna yanıt olarak demokrasinin bir çözüm olduğunu söyledi; çünkü “halk hükümeti denetleyebildiği sürece, hükümet gevşemeye cesaret edemez.”
Daha sonra Xi, buna “ikinci bir yanıt” ekledi: “kararlı bir şekilde kendini yenileyebilen” bir sistem.
Çin’in bu döngüyü kırıp kıramadığı henüz kesin değil; ancak Fransa’nın bu döngüden kurtulma umudu varsa, her iki yanıta da aynı anda ihtiyacı olacaktır: halkına gerçekten hesap veren bir hükümet ve çok kararlı bir öz-yenilenme süreci.
Kesin olan bir şey var ki, çözüm asla birbirine düşmek değildir.
Tüm bu döngü teorilerinde, bölünme ve günah keçisi arama süreçleri yalnızca çöküş dönemlerinde ortaya çıkar; yükseliş dönemlerinde ise asla görülmez.










